TCMB Finansal İstikrar Raporu üzerine

3 Haziran 2018 Pazar | 09:44
Onur Borman

Bu hafta başında TCMB tarafından tüm kategori TL faizlerinde artış yapılmış ve döviz kurlarında ilk etapta aynı günlerde hemen bir düşüş olmuş, ancak hafta içinde özellikle sonuna doğru tekrar yükselmeye başlayarak TL’deki değer kayıpları sürmüş, ancak yine de hafta başı arttırılan faiz öncesindeki kurlara henüz ulaşmamıştır..

Geçen haftaki yazımda, TCMB’nın son yıllarda hem enflasyonun yükselmekte olması hem de TL’nin yabancı geçerli para birimleri karşısında devamlı değer kaybına uğramasının nedenleri ve gelişmiş ülkelerin ekonomilerindeki toparlanma ve gelişme sürecine girmesinin ardından az az sürekli olarak dolar ve diğer geçerli para birimlerinde faiz artışına gidilmesine rağmen, TL’de direk olarak tüm kategorileri kapsayan faizlere bir değişiklik yapılmadığı ve sürekli olarak dolaylı etkisi olan sadece Geç likidite penceresi (GLP) faizi üzerinde artış yapıldığını değerlendirmiştim.  Ve dolaylı önlemlerle, örneğin döviz rezervlerinin kullanılarak piyasaya zaman zaman sunulan dövizler veya yasal karşılık oranları gibi yan önlemlere öncelik verildiği, halbuki tüm faizlerde zamanında enflasyona, piyasaya ve kur artışlarının önlenmesine yönelik gerektiği zamanda gerekli düzenlemelerin yapılması ihtiyacına değinmiştim. Ayrıca en son 2014 yılında dolar ve diğer yabancı paralardaki TL’ye karşı ani ve sürekli kur yükselme eğiliminin, Ocak 2014’de hemen zamanında yapılan etkin genel faiz artışıyla, keskin bir şekilde düşürüldüğünü dolayısıyla böyle bir tedbire zamanında gidilmenin zaruretine değinmiştim.

Bu hafta Pazartesi günü TCMB’nın bu önlemi aldığını ve GLP faizine ilaveten tüm faizlerde politika faizi, borç alma, borç verme, bir ay ve bir hafta vadeli repo faizlerinde % 7-8’lerden % 16’5 lara yükselterek  sadeleştirmeye gidildiğini gördük. Bu karardan sonra ilk etapta birdenbire düşen kurlar, bu defa haftanın son günlerinde yine yükselmeye devam etmiştir. Burada genelde yapılan yorumlarda hem TL faizlerindeki artışların zamanında yapılmadığı hem de Türkiye ekonomisindeki dış ticaret açığı, cari açık ve bütçe açıkları, yükselen borçlar ve gerileyen ülkeye yönelik yabancı sermaye akışı dolayısıyla dövize olan ihtiyacın artmasından kaynaklanan çok yönlü bir ihtiyacın birikmesinden kaynaklandığı yorumları yüksektir.  Ayrıca gittikçe yükselen özel kesim döviz dış borçlanmaları yüzünden geri ödemeler için dövize olan talebin karşısında kaynak yetersizliğine girilmesinden   sadece ve geç yapılan faiz artırımlarının yeterli olmadığı da genel bir kanaattir ve görülmektedir. Kurlardaki artışın yanında son günlerde hisse senetlerinin de elden çıkarıldığı ve borsanın düştüğü gözlemlenmiştir. Cuma günü Bist 100’ün, geçen haftadaki 107-103binlerden 99binlere gerilediği görüldü.   

Nitekim hafta içinde TCMB tarafından yayınlanan Finansal İstikrar Raporun incelenmesinden, Türkiye’deki bankacılık sisteminin ve ekonomisinin sağlam temeller üzerinde olduğu, bankaların kısa ve uzun vadeli likidite pozisyonlarındaki güvenli seyrin, bankacılık sektörünün uluslararası piyasalarda yaşanabilecek oynaklıklara karşı direncini arttırmakta olduğu vurgulanmakta ve alınan bir çok teşvik önlemlerinin sektörlerde gelişme ve hane halkı tüketiminin  ekonomiyi büyüttüğü ve ekonominin sağlam temellere dayalı olduğu detaylı grafik ve tablolarla da izah edilirken, KGF’nun yarattığı kredi hacmi genişlemesi ile reel sektör ve üretim sektörlerinde gelişmeler olduğu , başta sanayi sektöründe ve ihracatta artışın olduğu ve diğer olumlu gelişmeler vurgulanırken, mevcut yapısal sorunlara da ve alınması gereken reform önlemlerine de yeri geldikçe geniş bir yer verilmiştir. Fiyat istikrarının sağlanmasına ve enflasyonun düşürülmesine yönelik önlemlere de devam edileceği yer almaktadır.

Dış ticaret açığı 77 milyar dolar

Dış ticaret açığının 2017 yılında 77 milyar$’a yükseldiğini, İhracatın % 10.2 arttığını, ancak ithalatın da % 17.9 arttığını gösteriyor. (156 milyar$ ihracat ve 234 milyar$ ithalat). 2018 Mart sonuna kadar ihracat artışı %8, ithalatta % 12.7. Dış ticaret açığı % 27.8 artmış oldu. 12 aylık cari işlemler açığı da 51.5 m,ilyar$ oldu. Aslında sanayi sektöründe büyüme oldu ve GSYİH içindeki payı son 16 yılın en yüksek seviyesine çıkarak % 17.5 oldu.

Bahse konu Raporda, (100 küsur sayfalık) özetle küresel mali piyasalardaki dalgalanmaların iç piyasadaki sıkılaştırmaya neden olduğunu ve makro göstergelerin dış piyasaları etkilediğini, portföy akımının azalışının etkisiyle diğer gelişmekte olan ülkelerin paralarından ziyade TL’nin daha fazla etkilendiği izah ediliyor.  Gelişmiş ülkelerdeki büyüme yukarı doğru geliştikçe Gelişmekte Olan Ülkelerde(GOÜ) mali daralmalara ve sıkılaştırmaya neden oluyor. Resmi raporda, ABD kaynaklı faiz ve ekonomik gelişmelerle birlikte AB ve İngiltere’nin de brexitten dolayı belirsizliklerinin giderilmiş olması yanında, Gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye’deki ekonomik dış görünümündeki yukarıda bahse konu açık’ların dış sermaye akışına olumsuz etki yaptığı da vurgulanıyor. İşletmelerin iç ve dış borçları ve özel sektörün dış borçları artmaktadır. Dolar bazında olan borçların ABD’de faizler arttıkça borç faizleri de artıyor. Gelişmiş ülkelerde ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya’da tahvil faizleri de gittikçe artıyor.

Dolayısıyla bu koşullarda ve yüksek enflasyona rağmen Türkiye’de faizlerin son haftaya kadar çok düşük bırakıldığı görülüyor.. Sermaye akımını ve Kurları etkileyen bir neden oldu.  

Geçen gün cari açık ve enflasyonla mücadelenin esas olacağını Türkiye Hükümet yetkilileri açıklamıştır. Sanırım Haziran’da Merkez Bankası bir faiz hamlesi daha yapabilir. Ve bazı ilave önlemler.. Bu yönde sinyaller veriyor.