Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tatar hepimizle dalga geçmiş…

Tuzu kuru bir ekonomistin ağından çıkanlar daima can sıkar.

Bilirsiniz ki, ne zaman devalüasyon olsa, paranın değeri düşse, birileri ellerini ovuşturur.

Hatta devalüasyonun özellikle tetiklendiği, ihracat lobisine çalışıldığı yorumu yapılır.

Bizim Ersin Tatar da böyle.

Yeni Bakış gazetesine konuşmuş.

Diyor ki, “Paranın değerinin düşmesi iyi oldu, vatandaşın alım gücü düştü, Güney’den alış veriş azaldı”…

Bu mudur?

Bir devlet adamının, ülke yönetiminde birinin ağından çıkacak laf mı şimdi bu?

Vatandaşın olası tepkisini çekme pahasına, bakış açısını açığa veriyor…

Nenem, “asılmışların evinde ipten söz edilmez” derdi.

En azından, canı yanan insanlarla alay etmek ayıptır bizim kültürde…

Millet bir kaç ay içinde yarı yarıya fakirleşmiş, evlerine, ocaklarına yangın düşmüş, “Alım güçleri düştü ama, e, avantajı da var,” diyebiliyor birisi çıkıp…

Daha da ileri gidiyor, “Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin buradan ev alması kolaylaşabilir” diyor. İnnalahıminessabirin…

Sanki yap-satçının satış sorunu varmış; ya da bunun vatandaşa bir faydası varmış gibi…

Serbest piyasa ekonomisi, liberalizm dediklerinde, merteklerden toz dökerler, diğer taraftan, millet parasını Güney’de harcamayacakmış.

Millette para mı kaldı ki Güney’de harcasın.

Hakaret gibi…

Yerli piyasanın nasıl kan ağladığının farkında değil…

Güney’den alış verişlerin düştüğünü biliyor, peki Kıbrıs Türk insanının tüketimi ne oranda düştü, et satışları, mesela giyim kuşam, seyahat rakamlarındaki düşüşü de biliyor mu?

İnsanlar banka kapılarında ‘yeniden yapılandırma’ adı altında daha fazla borcun, faizin altına girmeye çalışıyor. Bundan haberi var mı?

Esnaf Odası, Sanayi Odası bağırıyor “Batıyoruz” diye… O hiç duymuyor… Kim paraya para katacak, onun hesabını yapıyor…

Bu noktada, “insan mı devlet içindir, devlet mi insan içindir” sorusu öne çıkıyor…

Ve bizim ülkemizde, ne yazık ki, çok uzun yıllardır, “insan devlet için”…

Ne sanıyorsunuz?

Otomatiğe bağlanan elektrik zammı, tüp gaz zammı, astronomik harç zamları ne için?

Devletin gelirinin düşmesini engellemek için değil mi?

Piyasayı denetleme, vatandaşın alım gücünü koruma  amacıyla, yıllar yıllar evvel düşünülüp oluşturulmuş Fiyat İstikrar Fonu’nun gelirleri de bütçeye akmıyor mu?

Devlet, gelirinden feragat etmediği için değil mi ki, ithalat ürünlerinin fiyatını düşürecek düzenlemeler yapılmıyor…

Yine, devlet bizzat kendisi, döviz kullanımından niye vazgeçmiyor?

Tam tersine, dövizin artmasıyla ellerini ovuşturanların başında devlet geliyor.

Haydi devlet demeyelim de, devleti yöneten zihniyet…. Hükümetler…

Küçülmesi gereken devletin, harcamaları büyütülüyor. Hem de çoğu gereksiz, mantıksız, verimsiz bir şekilde. Kalifiye olmayan eleman dolduruluyor kamuya, ölü yatırımlar yapılıyor, haksız, adaletsiz, çoğunluğun aleyhine teşvikler dağıtılıyor, devlet alacağının peşine düşmüyor, kıyak, peşkeş gırla…

“Aman aman, durun nasıl olsa sesleri çıkmıyor, döviz artsın, bütçeye biraz para girsin…”.

Gelin boğazımızı sıkın ama, böyle alay etmeyin…

 


YERİN KULAĞI VAR

YOK ARTIK:

“Rum Yönetimi’nin sunduğu haritayı tek bir Kıbrıs Türkünün kabul etmesi mümkün değil” diye duymuştuk. Öyle bir haritadan söz ediliyor ki, Rum federe devleti Kuzey sahillerine iniyor. Nitekim Anastasiadis’in, Maronitlerin Güney devletine bağlanma isteğini adil bulduğunu söylemesinin ardından, Rum basını da bunun haritada yeraldığını yazdı. Bunlar ilk haritalardı, pazarlık payı en yüksek tutulacaktı, bunu hepimiz biliyorduk da, şimdiden söyleyelim, böyle boş hayallere kapılmasınlar…

 

BİLEREK, YA DA BİLMEYEREK:

Rumlar müzakere masasında yaşadıkları sıkışıklıktan kurtulmak için algı operasyonları yapıp, başarısızlığın sorumlusu olarak Türk tarafını gösterme gayretindeler. Bir yandan süreci yavaşlatıp zamana yaymak, ama bunun sorumluluğundan kaçmak, diğer yandan bir türlü beşli konferansın etkin bir katılımcısı konumuna getiremedikleri AB’ye süreçte daha etkin roller sağlamak istiyorlar. Ama görüyorum ki, bizdeki bazı gazeteciler de Rumların bu tuzağına çok kolay düşüyor…

 

FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE O:

Ercan ihalesini kazanan ve yıllardır devlete tek kuruş ödemeden kasasını dolduran Emrullah Turanlı, şimdi de, “KKTC’nin turizm alanında tanıtımına” soyundu. Bizim Başbakan ve bazı bakanların da yer aldığı tanıtımda, TURSAB Genel Sekreteri Çetin Gürcün’ün, “ilhakın” konuşulduğu bu günlerde,“İl sayımız, KKTC’yi de sayınca 82 oluyor” sözleri tanıtıma damgasını vurdu. Ama ne acıdır ki, kimse de çıkıp, “sen ne diyorsun be adam” diyemedi…

 

MİLLİYETÇİ DEĞİL, LİLLİLİYETÇİ

Kıbrıs Türk halkının mücadele tarihinde önemli bir yer tutan Girne Çıkarma Plajı’ndaki  anıt ve çevresi, ilgisizlikten sapır sapır dökülüyor. Yakında yıkılırsa kimse şaşırmasın. Vatan, bayrak edebiyatı yaparken mangalda kül bırakmayanalar, bırakın orayı koruma altına almalarını, hemen yanıbaşındaki araziye 5 yıldızlı otel ve kumarhane yapılması için izin bile verdi. Buna olsa olasa, lilliliyetçilik denir…

 

DENETİM ŞART:

Son olarak bir işçinin feci ölümü sonrası, iş kazaları yine gündem oldu. Üye kaydı olmayanlar, kaçak inşaat ve denetimsizlik varolduğu sürece bu tür kazalar sürecek. Hele de ilgili bakan, “inşaatları denetlemeye kalksak, memlekette inşaatlar durur” sözünden sonra kimse bu tür denetimlerin yapılacağı umuduna kapılmasın…

 

YOK ARTIK:

Dün bir arkadaş aradı ve şu bilgiyi verdi. Maliye Bakanlığında hazırlanan bir tost, çayıyla birlikte her sabah Milli Eğitim Bakanlığındaki bir üst düzey bürokrata gönderiliyormuş. Hem de devletin RHA arabasıyla. İddia bu, pek inandırıcı olmasa da konuyu aktaran arkadaş o kadar emindi ki, yazmadan edemedim. Dedim ya bu bir iddia ama, eğer doğruysa devlet ne hale gelmiş bakar mısınız…

 

 

 


ZİRVEDEKİLER

Dr. Turhan Korun: Politikanın hem dışında, hem de tam ortasındaydı. 1971 darbesinden sonra sınırdışı olmuş, yıllar sonra çıkan afla tıp eğitimini tamamlamış, Lefkoşa’nın en sevilen doktorlarından olmuştu. Teşhisleri asla şaşmazdı… Yaşadıkları, sadece Kıbrıs değil, Türkiye siyaset tarihine de  damgasını vurmuştu. Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşıydı. Her gittiği ortamda söylenecek sözü vardı. Dobracıydı, kıvırmazdı, en yakın olduğu insanları bile yanlış yaptıklarında yüzlerine karşı eleştirirdi. Muhalif oldukları bile sık sık görüşlerine başvururdu. Bir Erenköy mücahidiydi. Kıbrıs Türkü bir bilge insanını, toplumsal hafızasını kaybetti. Nur içinde yatsın…

 


 

DİPTKİLER

Ersin Tatar: “Türk Lirasının değer kaybetmesi rekabet gücümüzü artırır. Döviz böyle olunca yapısal bozukluktan dolayı yüksek maliyetler bir ölçüde avantajlı duruma gelir… Dövizin yükselmesinden dolayı vatandaşın alım gücü düştü, KKTC’nin daha da ucuzlaması Güney’e yapılan alışveriş oranını düşürdü…”.