Dün “yakamızdan düşmeyen federasyon” dediydim. Bıktırıp usandıran bir çözüm seçeneği! Ne zaman masaya yatırılsa “başlığının” altında yığınla “koşulları” içeren bir seçenek.
Rum için “azınlık çoğunluk esasında olmalı” Türk tarafı için “siyasi eşitlik!”
Rum için “ne Türkiye olmalı arada ne garantileri.” Türk için “Türkiyesiz garantisiz bir çözüm olmamalı!”
Rum için “dönüşümlü başkanlık da askıda bu konuda kararsız!” Türk tarafı “dönüşümlü başkanlıkta ısrarlı!..” Falan…
YANİ federal bir sistemin henüz “Ana çerçevesinde” bile mutabakata varamadık! Kaldı ki olası çözümde “iki kurucu devlete dayalı olacak” denilen federal sistemin dolayısıyla sınırları belirlenmiş Rum ve Türk devletleri de olacak. Ki o sınırlar da belli değil!
Öte yandan biz Türk tarafı olarak Güney’e dönmeyi talep etmiyoruz ama Rum tarafı seksen bin (denilen) nüfusuyla Kuzey’e dönmeye hazır!
Tabi henüz federasyonun Temsilciler meclisi yada Senatosu’nun nasıl oluşacağını da bilmiyoruz! Temsilciler meclisinde nüfus oranlarına, Senatoda eşit mi olacak? Vesaire!
(Öte yandan Türk tarafı olarak siyasi süreçle ilgili ne öğrenmişsek Rum basınından öğrendik! Fakat her iki toplumun da önceleri BM’ler kasasına kilitlenen sonraları taraflara iade edilen “iki bölgeyi tespit eden Türk ve Rum haritalarını” var mı gören?”
VE daha şimdi açıklanıyor! Bugüne kadar Anastasiadis’in Grans Montana’da Akıncı’ya iki ayrı devlete dayalı çözüm teklif ettiği! İşittiniz mi daha önce?
Tabi Türk tarafını işaretleyen Anastasdis de ne diyor ama? “Açtırmayın ağzımı söyletmeyin kötüyü!”)
…GELDİK Çavuşoğlu ile Akıncı tartışmasına mı diyelim? Var mı öyle bir lüksümüz? Daha geçen hafta Çavuşoğlu siyasi parti başkanlarıyla toplantı yapmış, Akıncı ile görüşmüş ve dünya aleme “TC-KKTC iş ve güç birliğinin devam etmekte olduğunun ispatını çakmıştı..”
Ha ne dediydi satır aralarında “artık Anatasiadis bile inanmıyor federasyona da…
Atılan “taş,” Akıncı’nın, “federasyon hâlâ çözüm seçeneğidir” lafınaydı da Allah inandırsın! Yukarıda o federasyonun ne menem bir seçenek olduğunun üç beş satırını yazdım ki zamanında ağa babası olan “Annan Planı” bile döndüydü referandumdan!
Kısaca dalaşma zamanı değil, uzlaşma ve işbirliği zamanıdır.. **********
KOLEJLER VE SINAVLARI!..
Vakti zamanında “özel derslere karşı” (ki o yıllarda henüz bugünkü gibi “dershaneler” yoktu) bayrak açanlardan biriydim.
Tabi Özel dersler de kentlerde İngilizce dili ağırlıklı tedrisat üzerine kurulan “Maarif kolejlerinin” açılması nedeniyle başladıydı.
Çünkü bu okulların giriş sınavlarını bir ilkokul öğrencisinin okuldaki “öğrenimle” kazanması mümkün olamazdı.
PEKİ neydi Maarif Kolejlerinin kurulması nedeni.. İlkokuldan sonra öğrencileri “eylebil”lere hazırlamak..
Ne var ki “giriş sınavları” tedrisat ve müfredatın üzerinde sorularla hazırlanınca “öğrenciler için parayı bastırıp özel dersler almak kaçınılmaz olduydu!”
O yıllardan bu yıllara da artık değişen koşulları da peşine takarak büyüyüp geliştikçe koskoca bir “ekonomi” haline gelen “dershanelerle,” Kolej sınavlarında başarı sağlamanın sırat köprüsünü geçmekten beter olduğu gerçeklerde; öğrenciler arası büyük yarışma hız kesmeden devam ediyor! Üstelik henüz ilkokul çağında ve Ortaokul sona kadar zorunlu eğitimi ön gören yasaya karşın bu küçücük “öğrencileri” imtiyazlı sınıflara ayırma pahasına!
GEÇTİĞİMİZ hafta sonunda yine bu “Kolej sınavları” vardı. 2 binin üzerinde öğrenci katıldı.
Ha şunu da hatırlatayım. Bu sınavların soruları her yıl büyük bir “ustalıkla” bazı derslerde zorlaştırılmakta, bazılarında basitleştirilmektedir! Nedeni de “dershanelerde” ders veren öğretmenlerle sınava hazırlanan öğrencilerin hangi soruların sorulacağını tahmin “edemeyip” faka basmalarını sağlamak için!” Bu da soruları hazırlayan “komisyonla” dershaneler arasında oynanan oyundur ki olanlar, ummadıkları zorlukta sorularla karşılaşan öğrencilere olmakta!
Oysa neydi kolejlerin kuruluş hedefi? İngilizce tedrisat! Hayır efendim! Sınavlarda ya bir yıl matematik sorularının içinden çıkılamaz ya fen sorularının! Ki çocuklar sınavdan çıktıklarında “yapamadım” deyip hüngür hüngür ağlasınlar!
YILLARDIR bu eğitim rezilliği devam ediyor! Üstelik, geçen gün bu sorunu tartışan bir TV’de izledim: Eğitimci olmalı bir konuşmacı hatırlatıyordu: Diyordu ki “bu kolejler eylebiller içindir ama bakarsınız Kolejde orta üçüncü sınıfa gelmiş öğrenci ÖYS’lere kaymakta!..”
Yani esas amaç şaşmakta! O halde?
YAHU kardeşim KKTC’de hangi kurum bugüne kadar “sınıfı geçti” de devletin kolejleri de geçsin!
Aslında, “artık bu anomaliyi düzeltin” falan diyecektim ama yok! Bırakın öyle devam etsin. Yakın küçücük çocukların canlarını, ağlatın, ailelerin paralarını söğüşleyin, imtiyazlı sınıflı bir toplum yaratın ki bu KKTC’nin şanına şan kata! Nitekim:
…DÜN Köşemde “çürümüşlükten” de söz ettimdi.
Çünkü geçen yıllar içinde sadece tüketime dayalı bir toplum yaratmakla kalmadık. O “çılgınca tüketimleri” karşılamak için kapasitemizi zorladığımızda, “yolsuzluklara” tevessül eden bir toplum durumuna dönüştük! Ki faturasını bir “fantaziya” haline getirdiğimiz böylesi abuk sabuk sınavlarla çocuklarımıza da ödetiyoruz!
































