Eskiden “zuhurat” derdik. Bir olayın ansısın meydana çıkması demekti.. Geçtiğimiz hafta “enosis” içerikli olay da bir zuhurattı ve doğrusu Anastasiadis’in Sn. Akıncı’ya kapı çarpıp müzakere salonundan kaçması çok daha önemliydi, çünkü haysiyet kırıcıydı!
Her ne kadar anında tepki gösteren Sn. Akıncı Anastasiadis’e haddini bildirmişse de biliyoruz ki ayni Anastasiadis bunu hep yapar! Mesela Eroğlu ile görüşmeleri dönemlerinde de beyimizin kafası attığı için da dosyaları masaya fırlatıp salonu terkettiydi!
(Sinirli ve huzursuz bir tip! Rahmetlik Denktaş da benzer tepkileri gösterir, müzakere masasında ellerini masaya vurur, yüksek sesle tepkisini gösterirdi.. Ne var ki çok espretüeldi! En sinirli anında bile gizliden gizliye güler, yanındaki arkadaşlarına dönerek “nasıl ama” dercesine göz kırpardı! Hiddeti politika haline getirmek de ustalık olmalı! Lozan’daki müzakereler sırasında ise Rahmetlik İsmet İnönü hiddeti değil, muarızlarını “inadının sessizliğinde” çatlattıydı!)
ANLATMAK İSTEDİĞİM: Tabi ki bunlar değildi. Geçen hafta Köşemden ayazlattığımca bir çözüm olasılığında “bizim kendi meclisimizde bile yaşanan” patırtılı gürültülü hatta kavgalı oturumlar, hele Türk-Rum ayrılıklarının keskinliğinde beterince olacaktır..
Olay bu değil ama. Sonuçta geçen hafta müzakere sürecini tehlikeye sokan “enosis ve kapı çarpmalı” iki olay restore edilecek, Perşembe gün de Sn. Akıncı ile Anastasiasdis görüşecek..
Asıl olay “yaratılan yanlış imajdır!” Şöyle ki “müzakereler ne güzel bal kaymak devam ediyordu da işte Anastasiadis’in davranışları ile Rum Meclisinin Enosis plebisiti içerikli kararı gidişatı tehlikeye soktu!”
HAYIR: Gidişat zaten iyi değildi, kimse de müzakereler sonuçlansa bile referandumdan “evet” çıkacağı konusunda karara varmış değildi! Ki bugüne kadar açıklanan başlıklarla ötesi uzlaşı konularına baktığımızda bir gün çözüm olursa ikinci gün berhava olacağının haberini veriyordu!
Kaldı ki henüz TC’nin garantörlüğü ile TC uyruklulara AB’nin 4 özgürlüğünün uygulanması konuları ve dönüşümlü başkanlık gibi kritik sorunlar aşılmış değil! Toprak ve mülkiyette ne olacağıyla Kuzey’den kaç kişinin ve nerelerden yerlerinden oynatılacağını da bilmiyoruz.. Bildiğimiz bir kısım Rum’un Kuzey’e döneceğiyle “kilise ve manastırlarının” Güney’e iade edileceğidir falan…
KISACA: Ortada, “oldu da bitti maşallah” denecek ne bir çözüm taslığı vardır ne de öyle ahım şahım bir umut! Aksine diyoruz ki “iki halkı birleştirme üzerine kurulu “federasyon” yanlış bir seçimdi. Konfederal sistem olsaydı diyoruz, en azından anlaşmazlıklar sonunda “birleşik Kıbrıs” yıkılırken, Federasyon kadar büyük hasara neden olmayacaktı!
ANKETLERLE YÜZELEŞİYORUZ: (CMİRS’İN BAŞARISI.)
Yıllar sonra anketler sonucunda ortaya çıkan statistiklerle yüzleşmeyi galiba başardık. Ki onlara her zaman aynadaki yüzüme bakar gibi bakarım. Tüm kusurları ve çirkinlikleriyle. Yahut güzellikleri ve sağlıklarıyla. “Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi” son yıllarda kazandığımız kurumlarımızdan biri. Son anketleriyle “siyaset dünyamızı” ayazlattı. Ortaya enteresan sonuçlar çıktı. “Halkım” diyenlere nazire halkın, başta Meclis olmak üzere politikacılarla siyasi partilere hiç de güven duymadıkları, olan güveni de keybettikleri anlaşıldı. Ve anlaşıldı ki halk en çok “polisten memnun.” İşte aynaya burada bakıyorum ve sorguluyorum: “Neden en büyük memnunluk polisten?” Çünkü artık insanlar günlük yaşamlarının bir parçası haline gelmiş “illegal olaylar fazlalılığından korkuyorlar!” Korkunun panzehiri “güvense” Polis işte “uyuşturucudan trafiğe, hırsızlıklardan kanunsuz olaylara kadar o sorunları izale eden görev anlayışı ile güven veriyor.”
Yoksa bizatihi “polisin kendi bünyesinde de vardır ciddi sorunları. Buna karşın halk “Ocak 2017 anketlerinde 5 puan üzerinden 3.35 ile en çok güvendiği kurum olan “polis teşkilatını” başa koymuş!
CUMHURBAŞKANI: İkinci sırada Cumhurbaşkanı 3.29 ile Sn. Akıncı var. Buna da “hayret” diyorum. Çünkü Sn. Akıncı’ya yönelik bu “teveccüh” mesela “müzakereler” için söz konusu olmamalıdır, aksine süreçle ilgili halk katlarında büyük bir gerileme vardır bu da yine “CMIRS”ın anket sonucudur. Nitekim deniyor ki ankette Ocak 2016’da yüzde 80.52 olan çözüm isteği oranı, ocak 2017’de yüzde 19.5 geriledi! Üstelik “hayırcılar” artarken “evetçiler” de geriledi!
Benzer bir tespit CMIRS direktörü Mine Yücel tarafından vurgulandı. Mesela diyor ki Yücel “bu çalışma açısından önemli olan bir gerçek de şudur ki toplumda önemli kesim hükümet çalışmalarından ve hükümetteki partilerden şikâyet ederlerken, olası seçimde özellikle iktidar partisine oy vereceklerini belirtmeleri…”
Tabi ki enteresan çünkü şimdi bir seçim olsa halk katlarında aforoz edilen Özgürgün’lü UBP-DPBG hükümetinin sandıkta kalması gerekirken, aksine en çok oyu alacak partilerin başında yer alıyorlar!
Demek ki halk için ve hâlâ bozuk düzenlere karşın, “iş, aş, para” gailesi önde koşuyor, bunu iktidara geldikten sonra kendilerine yakınlarına en iyi hangi parti iktidarı ile sağlayabileceklerinin hesaplarında tercihlerini kullanıyorlar.. Doğrusu bu da “bozuk düzenin” ispatı oluyor… (Zaman zaman bu anket sonuçlarının üzerinde sörf yapacağız…)
KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA DA OLABİLİR.) Geçtiğimiz hafta Hürriyet gazetesi yine KKTC ile ilgili fotoğraf ve anlatımlarıyla tam sayfa “tanıtım” yaptıydı. Belli ki ciddi ciddi Kuzey Kıbrıs’ı Türkiyelilere hatta bazı hallerde bize tanıtmaya kararlı..
Daha önce de sorduktu “biz ne yapıyoruz buna karşın? Ki bir süre önce Londra ve çevresini dolanan bazı tanıdıklarım ne diyorlardı konuşmalarımız arasında? “Mağusa’yı yabana atma, bu bölgenin hatta bir gün dünyanın en önemli turistik yerlerinden olabilir…” Düşündüm “olabilir mi?” Rum’un kayalıklardan ibaret Aynappa’sı olursa “Mağusa Surlariçi ve çevresi neden olmasın. Fakat:
Bir gün bile kaybetmeden gerekirse AB’den, TC’den BM’lerden “konunun uzmanlarını” çağırıp “geleceğin Mağusa”sının yahut “Famagusta”nın, Maraş’ın kıyısından Salamis harabelerine kadar olan geniş bir alanının planları yapılmalı tek noktası da değiştirilmeden bundan sonrası Mağusa inşa edilmelidir…” Rastgele, guduru değil!
































