Başta eğitim ve kültür olmak üzere, gençlik ve spor konularında karar alma yetkisi UBP-DP ve bağımsızların oylarıyla, bir başka ülkenin iradesine teslim edildi. Hem de saatler süren tartışmalara rağmen…
UBP’li, DP’li ve onlara destek veren bağımsızlar, verdiğiniz karardan dolayı pişman olduğunuzu, kendi geleceğiniz olan gençlerin, geleceğini ipotek ettiğiniz için utanacağınızı da sanmıyorum. Çünkü sizin için ülkenin geleceğinden çok, kendinizin ve yakınlarınızın geleceği önemlidir… Saltanatınızı biraz daha sürdürmek, koltukların sefasını sürmek için yapamayacağınız birşey olduğunu da sanmıyorum…
Şimdi kimse kalkıp da, “bu ülkede AB’nin ABD’nin de koordinasyon ofisleri var, onlara neden ses çıkarmıyorsunuz veya Türkiye düşmanlığı yapıyorsunuz” demesin.
Bu ülkede Türkiye düşmanı yoktur. Ama bu ülkenin insanı, Türklüğünü asla inkar etmeyen insanı, gençlerini kendi kültürü ile yetiştirmek, kendi programını uygulamak istemektedir. Ha, bunda başarılı mıdır? O tartışılır. Ama temelden yok ederek değil…
Açılacak kamplarda nasıl bir eğitim verileceğine ben karar vereceğim, biz karar vereceğiz.
Ey siz, egemenlik dendi mi mangalda kül bırakmayanlar, vatan, millet, bayrak edebiyatı yaparak yıllardır toplumun kanını emenler, yarım asırdır verdiği özgürlük mücadelesi ile tarihteki yerini alan bir toplumu, bu kadar aşağılamanız, ayağa düşürmeniz yetmedi mi? Ne beslemeliğimiz kaldı, ne de dinsizliğimiz…Bizler yıllardır bu mücadeleyi, çağdaş ve Atatürkçü bir gençlik için, özgürlüğümüz için vermedik mi? Şimdi birlerinin gelip de, kendi inançlarını ve yaşam tarzlarını bu topluma dikte ettirmelerine nasıl müsade edebilirsiniz..?
Bir toplum kültürü, eğitimi yanında gençliği ile var olur. Ben sizin bu vurdumduymazlığınızın sonuçlarından endişeliyim… Özellikle son aylarda büyük bir artış gösteren, hatta işi “ümmetçiliğe” kadar vardıran tarikatların, ülkede çirit atmasına bile ses çıkartmamaktasınız. Hatta aranızda gizliden, ya da açıktan bu işleri organize edenler var. Onca uyarı ve talebe kulaklarınızı tıkayıp, onca eleştiriyi duymazdan geldiniz… Hatta o kadar kendinizden geçtiniz ki, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın uzlaşı çağrısına bile duyarsız kalmayı tercih ettiniz. Bu anlaşma bir-iki gün sonra, kamuoyunu rahatlacak düzenlemelerle hayata geçse kıyamet mi kopardı… Yoksa buna da mı cesaretiniz yok?
Bu anlaşma için spor kulüplerinin kapısını çalanlar, bazı sivil toplum örgütlerine mesaj atıp, destek isteyenler, daha anlaşma oylanmadan sosyal medya üzerinden kutlama yapıp, “bu iş bitti, anlaşma kabul edildi” diye sevinç gösterileri yapanların tavrı da mı sizi rahatsız etmedi..?
O zaman sorarım size, tuttuğunuz o makamlarda siz hangi sıfatla oturuyor ve kimi temsil ediyorsunuz..?
En çok da neye bozuluyorum biliyor musunuz, daha düne kadar Yardım Heyeti’ne demediğini bırakmayan, hatta onları “Paralel Devlet” olarak niteleyen Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın, bu koordinasyon ofisinin açılması konusundaki hayişkarlığına…
2014 yılında başaramadığını, bugün başarmanın keyfini ve sefasını sürebilir…
Bir sözüm de CTP’lilere, 2 yıl önce DP ile kurduğunuz hükümet ortaklığında bu anlaşmayı Bakanlar Kurulun’da kabul edip, Meclise getiren sizler değil miydiniz. “Geri çektik, kadük oldu” gibi bahanelerin arkasına sığınmayın. Eğer o gün birileri çıkıp da, “yanlış yapıyorsunuz” demeseydi bal gibi de bu anlaşma, 2 yıl önce hayata geçmiş olacaktı…
Sonuç olarak, koordinasyon anlaşması konusunda toplumda ciddi bir koordinasyonsuzluk varsa, demek ki bir yerlerde yanlış var demektir. Toplumsal konsensusu sağlayamadıktan sonra, Spor ve Gençlik Koordinasyon Ofisini açsanız ne olur, açmasanız ne olur?
Kıbrıs Türkünün kültür ve kimliğini koltuk uğruna vermekten çekinmeyenler bilsinler ki, tarih onları affetmeyecek…
YERİN KULAĞI VAR
GİDİP DE NE DİYECEKTİ: UBP Genel Başkanı ve Başbakan Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Mecliste temsil edilen siyasi parti başkanlarına yaptığı davete katılmamış. Gerekçe olarak da, “Hükümet olarak Serdar Denktaş’ın orada olması yeterli” olduğunu söylüyor. İyi de Cumhurbaşkanı Akıncı’nın daveti sadece hükümete değil, siyasi parti başkanlarınaydı. Özgürgün, UBP’nin Genel Başkanı olduğunu unuttu sanırım. Herhalde hükümette olduğu gibi, parti başkanlığını da Serdar Denktaşa zimmetledi. Hoş, zaten gitse de ne diyecekti ki…
YAKIŞTIRMADIM:Şu savunmayı Serdar Denktaş’tan beklemezdim; “Türkiye bize düşman, bize karşıt, bizim hiçbir şey düşünemeyeceğimizi düşünen bir algı son derece güçlenmiştir. Bunu ortadan kaldırmak da görevimiz ama önce kendimize güvenmemiz lazım”… Kusura bakmasın ama, tartışılan Türkiye’ye düşmanlık falan değildi. Bakış açısı da bu değildi. Bunu böyle yorumlamak, toplumu bölüp, ayrıcalık elde etmek isteyen belli kesimlerin işi ki, Serdar Denktaş’ın o insanlarla aynı savunmanın arkasına saklandığını görmekten rahatsız oldum. Keşke başka türlü bir savunma yapsaydı…
REFERANDUM HEMEN ŞİMDİ: Lefkoşa Belediye Başkanı, su konusunu, ihale aşamasında referandumla halka götüreceklerini söyledi. Bu fikir aylarca önce çıkmıştı. Biz de savunmuştuk. Keşke daha önce yapmış olsaydı, ya da keşke şimdi yapılsa. Böylece, ihale aşamasına gelene kadar Lefkoşalıyı sudan mahrum edecekler demektir. Bu da aynı zamanda, siyaseten kendilerini bitirmeleri olacak…
Mustafa Akıncı
SON UMUT AKINCI:Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, koordinasyon ofisi anlaşmasına ilişkin olarak “Meclis’te oylama yapılmış olsa da, sorun ve huzursuzluk hala ortadan kalkmış değildir. Meclis’te kabul edilen söz konusu yasa tasarısını Sayın Cumhurbaşkanımız henüz imzalamadığı için de süreç tamamlanmış değildir” denildi. Gözler şimdi Cumhurbaşkanı’nda. Anayasa Mahkemesi’ne kadar yolu var…
BİZ NİYE “DEVLET” OLAMIYORUZ:Güney Kıbrıs, henüz yerüstüne çıkarılması hayal olan, miktarı ve maliyeti kesin olarak bilinmeyen doğal gaz gelirinin idaresi için şimdiden bir “Ulusal Yatırım Fonu” kuruyor. Aklıma bizim Su Kurumu hikayesi geliyor. Hani temeller ilk atıldığında gündeme gelmişti de, herkes kulağının üstüne yattığı için kördüğüme dönüşmüştü. Derdini hala çekmekteyiz. Hatta duyduğumuza göre, o günlerde görevlendirilen bir mühendis, bazı yetkililere “Siz bu suyun geleceğine inanıyor musunuz? Ben bugüne kadarki bilgilerimle buna inanmıyorum” demiş de, çoğu da buna inanmış…
BİZDE RAKAM BİLE YOK:Güney Kıbrıs’ta inşaat sektöründe kaçak çalışan işçi sayısının, 2009`da % 28.45 iken 2016’da % 24.12’ye gerilediği açıklandı. Bizde ise herhangi bir resmi veri yok. Zaman zaman basında çıkan rakamlar, Çalışma Bakanlığınca yalanlanıyor. “Herhangi bir istatistik olmadığı” özellikle vurgulanırken, sadece denetimlere bakılarak, yüzde 10 civarında olduğu söyleniyor. Zaten denetim tamam olsa, rakamlar da belli olacak. Yapan nasıl yapıyor, ona bakmak lazım…
ZİRVEDEKİLER: Mehmet İkizer:“Gerçek özgürlüğü, hakiki demokrasiyi, bağımsızlığın alasını yaşamadığımız, göremediğimiz ve hissedemediğimiz bir ülkede, hem ileriyi sağlam görmek, hem ona uygun karar vermek, hem mücadeleyi ona göre yapmak zor. İnkar edilemeyecek, yok sayılamayacak, hatta mecburi realiteler var. En zor olanı, yavaş yavaş elimizin içinden uçan özümüz…”.
DİPTEKİLER: Af İşine Alıştırılanlar:İnşaat Taşaronları Birliği bir muhaceret affı daha istiyor. Kalifiye işçi bulamıyorlarmış da Pakistan, Hindistan, Vietnam’dan getiriyorlarmış. Peki be kardeşim, bu kalifiye işçinin, yatırımını, iznini yapmayan sen değil misin? Bu adamı kaçak duruma düşüren sen değil misin? Ama hükümetler her bir kaç yılda bir rutin af çıkarırsa, olacağı budur. Ödemez, nasıl olsa af çıkar diye bekler, bir seçim zamanı da bastırır, affı çıkartır. Şimdi duyduğunuz bu sesler, alıştırma aşamasıdır…
Gençlik, “Koordinasyon ofisine hayır” diye dışarıda eylem yapadursun… Gençlik Dairesi Müdürümüz Gencay Eroğlu, odasını yeniden dizayn etmek, duvar kağıdını, mobilyasını değiştirmekle meşgul… Tam ibretlik…