Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tank-top dönemi tarih olacak

İlk kez, Polis Genel Müdürü atama sürecinde dikkatimi çekmişti.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanı, “Polis Genel Müdürü olabilecek yedi isim var. Sayın Başbakan istediğiniz ismi atayabilirsiniz” demişti.
Atayamadı, o ayrı mesele ama…
Asker, “sivil otoriteye ilk kez bu kadar uzak” durmuştu. Oysa, “Şu ismi atayın” diyordu bundan önceki komutanlar… Sayın Baki Kavun, öyle yapmadı.
Sonra, devir teslim törenleri sürecini yaşadık.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Baki Kavun, görevini Tümgeneral İlyas Bozkurt’a devretti, çok değil daha üç gün önce…
Peki nasıl?
Daha önce nasıl olurdu bu işler?
Gökkubbe yere inerdi…
Sıralanırdı askerler, top arabaları…
Yüzlerce davetli…
Kokteyller…
Peki Kavun görevini nasıl devretti.
Sessiz sedasız…
Karargahta bir tören düzenlendi.
Dışarıda değil ama…
Salonda…
Az sayıda davetlinin huzurunda…
Sonra, yeni göreve başlayan komutanlar, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanı ziyaret etti.
Medyaya fotoğraf alma izni dahi verilmedi.
Sessiz sedasız yapıldı bu ziyaretler…
Eskiden böyle miydi?
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı değişecek, Cumhurbaşkanı ile ilk kez bir araya gelecek, kimsenin haberi olmayacak.

Törenler de kalkacak
Şimdi, tüm bu örnekleri neden verdim?
Zira, belli ki, KKTC’deki, “askeri anlayışta” bir değişime gidiliyor.
Eskiden, siyasetin de önünde protokolde yer alan askeri makamlar, şimdi hızla kışlaya kapanıyor.
Bu, Türkiye’de uzun süredir uygulamada.
Belli ki, burada da eski alışkanlıklar rafa kalkıyor.
Bir şey daha var.
O da 30 Ağustos Zafer Bayramı törenleri…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri…
KKTC’de, Türkiye’de kutlanmayan bir abartı ile kutlanıyor.
Yollar tanklarla…
Gökyüzü F- 16’larla doluyor.
Asker kışladan çıkıyor, resmigeçit törenleri düzenleniyor.
Yeni dönemde, bu iki törenin KKTC’de “resepsiyon” düzeyinde kutlanılması gündemde.
30 Ağustos’ta komutanlar verecek resepsiyonu, 29 Ekim’de de büyükelçilik…
Ki var zaten…

Birinden mi korkuyoruz?
Tuhaf mı?
Değil…
Normali de bu bana göre.
Artık, abartılı abartılı kutlama törenleri, soğuk savaş dönemlerini hatırlatıyor.
Tamam, bir dönem, Kıbrıs Türkü’ne, “güven” vermek adına, bu törenler yapılıyordu.
Şimdi o dönem mi?
Topu, tüfeği, askeri, uçağı, tankı yola dizdiğiniz zaman ne oluyor?
Birinden mi korkuyorsunuz?
Birini mi korkutmak istiyorsunuz?
Yeni bir yapılanma olduğu muhakkak.
Süreci bir de bu gözle izlemekte fayda var…

Pergama’da Mustafamızı andık…
Bizim için duygusal bir geceydi…
Ben, İlker Aksal ve Mustafa Kitaplı sahada… Olcay, Derviş Vaiz, Beha… Ve diğer arkadaşlar tribünde. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın anısına oradaydık. Mustafa Taner Yalluri arkadaşımızı unutmak mümkün değil.
O bizim için hep yokluğu ile hüzünlendiren, gülüşü, şakaları, başarılı futbolu aklımıza geldikçe, gülümseten bir arkadaşımız.
Beyarmudu’nda… O sahada…
O’nun için buluştuk. Hoş, İlker Aksal epeyi saç dökmüş… Kitaplı az biraz göbek atmış… Saçına aklar düşen ben, hafif göbeğe vermiş… Ama belki de en çok zevk aldığımız maç oldu bu…
Mustafa için oynadık ve finale kadar yükseldik.
Çok farklı duygular yaşadık. Eskileri andık… Duygusala bağladık… Güldük… Keyif aldık…
Güzel günler yaşadık çünkü. Mustafa’dan sonra ciddi anlamda futbol geriledi Pergama’da…
Eski günlerine kavuşamadı… Belki, o organizasyon, hani Mustafa Taner Yalluri adına düzenlendi ya… Beyarmudu futbolu için bir milat olur yeniden.
Mustafa ile biten… Mustafa ile başlar belki…
Nur içinde yatsın, sevgili Mustafa… Unutmadık… Unutmayacağız…