Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tanıdığım Nejat Konuk (Devleti kuran politikacılardandı…)

Yıl 1967. Eski adı Livatya şimdiki adı Sazlıköy’de öğretmenim… Mevsimlerden ilkbahar olmalı… O sabah küçücük köy gelen bir haberle ayağa kalktıydı. Heyecan kadar tedirginlik de büyüktü… Muhtar okula koşmuş bana haberi veriyordu: “Rumlar Denktaş’ı tutmuş, öldürmüşler…” Sorularım makineli tüfekten çıkan kurşunlar gibi peşi peşine geldilerdi:
“Nerede ne zaman kimden işittin? Denktaş Ankara’da değil mi? Rumlarla ne ilgisi var?..” Muhtar bildiği kadarını anlattı. “Sandalla Aytotoro (Çayırova) sahiline çıkmışlar, Rum askerleri esir almışlar, Rum radyosu vermiş haberi…”


“NEJAT KONUK” ADINI İLK KEZ İŞİTİYORDUM. Öğrencileri evlerine gönderdim. Çünkü Sazlıköy ile Çayırova’nın arası iki üç kilometre… Üstelik hep Rum… Her ne kadar silahlar susmuş, “normalizasyon” dönemine girilmiş de olsa ne olur ne olmaz diyerek aldıydım tedbiri…
Köyde elektrik yoktu. Yanımda taşıdığım transistörlü küçük radyodan haberleri dinlemeye ve kahvede etrafımı saran köylülere de aktarmaya başladıydım… Olay gittikçe berraklaşıyordu:  “Denktaş kaç yıldır Türkiye’nin de engellemesi nedeniyle Kıbrıs’a gelemiyordu. Adeta Ankara’da tutsak kalmıştı. Nihayet canına tak ettiği bir gün arkadaşları ile Mersin’e gelmiş, orada kiraladıkları bir motorlu sandalla denize açılmışlardı. Hedeflerinde, sahili Türklerle meskûn olduğu için en uygun yer olarak seçtikleri Larnaka vardı. Zaten kaptanlık görevini de Larnakalı yahut İskeleli Erol İbrahim üstlendiydi. Ne var ki akşamın karanlığında Apostolos Andreas Burnunu (Zafer Burnu) devirmişler ve zamanlamayı yapamadıklarından sahilde gördükleri ilk yoğun ışıkları Larnaka sanmışlar! Sonuçta da İskele diye Aytotoro (Çayıova) sahiline çıkmışlar. Sonra da yakınlardaki korulukların içinde saklanmışlar… Büyük olasılıkla sahildeki motoru ve kendilerini gören Rumların ihbarı ile Rum polisleri şüphelenmiş, bir arama taramadan sonra üç kafadarı yakalayarak Mağusa polisine getirmişlerdi.
İşte “Nejat Konuk” adını ilk kez o gün işittiydim. Denktaş, Erol İbrahim ve Nejat Konuk… Aslında olay Kıbrıs Türk tarihine sonraları her hatırlandıkta “gülüşlere” neden olan esprileri ile kazındıydı! “Larnaka nire Aytotoro nire” diye başlayan esprilerdi bunlar. Ve Erol’un tefe konup çalınan kaptanlığı tabi!
NEJAT KONUK’LA TANIŞMAM: Bozkurt’ta yazıyordum. Zaten bir de Halkın Sesi vardı. Tutun ki bir elin parmakları kadardık dolayısıyle “itibarlıydık!” Konuk Başbakan olduktan sonra sık sık beni Lefkoşa’ya çağırır akşam sofralarında memleket meselelerini konuşurduk! Bazan bu davetlere Ahmet Tolgay arkadaşım da katılırdı…
O dönemlerde sadece “Köşeci” değildim. Gençtim ve “gazeteci” idim… Nejat Konuk beni severdi… Aramızda sempatinin ötesinde bir empati oluştuydu. Denktaş’ın hayranıydı… Ne kadar çok çalıştığını, buna karşılık kasaba bile borcu olduğunu söylerdi…
Ben o yıllarda Denktaş’ı tutmazdım çünkü “sosyalistlik” gibilerinden çapımı aşan “ideolojilerin” peşinde koşardım. “Milliyetçi” söylemlerini de beğenmezdim. Fakat “Rum’un Kıbrıs Türk halkına yönelik düşmanlık dolu tutumunu” da yerlerden yerlere vurur, o yıllarda da Türklerle Rumların bir arada ve “ortak devlet” statüsünde barışçı çözümü sağlayamayacaklarına inanırdım… Bu düşüncelerimi Denktaş’ı da eleştirerek Nejat Konuk’a anlatır tartışırdım…                
**********

Tanıdığımca Nejat Konuk ve bir anım: (Hükümeti neden kuramadık!) 

Politik hayatını noktalayana kadar kendisi ile hep irtibatta oldum. O kadar ki bir akşam Dom Hotel’de kuracağı hükümetin Bakanlar listesini bile birlikte yaptıktı! Ertesi gün birlikte yaptığımız o bakanlar listesini Denktaş’a sunmuş ve Denktaş göz atar atmaz “ret etmişti!” Sonraları olayı her hatırladığımda, “kırk yılda bir hükümet kurduk onu da Denktaş kabul etmedi” diyerek kahkahalarıma koyardım! (Halktan Bakanlar listesi yapacağız derken kantarın topuzunu kaçırdıydık!)
VE BİR ANIM DAHA: 1974’lerin hemen sonrasıdır. Etraf toz dumandır… Askerle sivillerin birbirleri ile iletişim kuramadıkları bir dönem yaşanmaktadır. Mehmetçik bulduğu Kıbrıs paralarını “gâvur parasıdır” diyerek yırtmaktadır… Yollarda kimler olurlarsa olsunlar, Komutanı öyle emretti diye durdurup yoklamaktadırlar! Henüz “sancaktarlıklar” ve “Bayraktarlık” kaldırılmamıştır. İşte öylesi bir kaotik dönemde Mağusa’da ruh hastası bir zıpır sancaktar görevlidir! Tek meşgalesi yetkisini kullanarak kendi adına ganimet yaptırıp zulası doldurmaktır!
İşte o adamı ben gazetede sürekli eleştirip yaptıklarını rahmetli Sadi Togan’ın müsaadeleri oranında sütunumda ayazlatırdım ki adam “kanun” hükmünde bir “bildiri” yayımlar ve emreder: “Bundan sonra memurlar, öğretmenler gazetelerde yazı yazmayacaklar, yasaktır!” Ve bu kendine ait “kanunsuzluğu” çoğalttırıp Mağusa’daki tüm daire ve okullara göndererek tüm devlet görevlilerine imzalattırır! Tek bir kişi imzalamaz o da karımdır! (Bir Allah’ın kulu tek bir arkadaşım çıkıp da benim için hazırlanmış bu saçma sapan ve kanunsuz tebliği “imzalamıyorum” demez! Çatır çatır imzalarlar! İşte size vefa ve arkadaşlık örneklerinden bir hatıra!)
Bu olay nedeniyle hemen Nejat Konuk’a mektup yazarım. (Henüz Telefon şebekeleri oluşturulmadıydı.) Ve bir yerinde şöyle derim: “…Mutlu Barış harekâtı oldu. Özgürlüğümüze kavuştuk ama şimdi bu özgürlüğümüzü Mağusa sancaktarı elimizden almak istiyor… Söyleyin biz kime “biat” edelim? Size yani sivil idareye mi yoksa padişahlar gibi davranan sancaktarlara mı?…”
Nejat Konuk anında arabasına atlar Mağusa’ya gelir. Mağusa Müsteşarı İsmet Besim’in makamında bir araya geliriz. Sorunu anlatırım, o da bana kendi sıkıntılarını anlatır ve henüz otorite kuramadıklarından yakınır… Kendisine sorarım ama: “Nejat bey gazetede yazmaya devam edeyim mi bırakayım mı?” “Yaz” der! Ben üstelerim: “Fakat başıma bir iş gelirse sizi sorumlu tutarım…” (O dönemde neyin sorumlusu ki? Buna karşın Konuk gerekli girişimleri yapar ve ben yazmaya devam ederim…)

**********

İlk Başbakan:(Ve iyi insan…)

1976’da Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Başbakanı olur. Aynı zamanda ilk Başbakanımız… Nejat Konuk’u tanıdığımca ve her zaman söylediğimce dürüst, vefanın ne olduğunu bilen, siyasetin alavere dalaveresine çok iltifat etmeyen bir kişiydi…
Yeri geldi yazayım: O yılların “Başbakan” ile başlayan “bakanlar ve bakanlıklarla” oluşan yönetimleri “kadro hareketini” çağrıştırırdı! O “kadro hareketinin” bizim için esin kaynağı ise Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ayni adlı kitabıydı… Türkiye’de bir devrelerde Atatürk’ün emri ile oluşturdukları Şevket Süreyya Aydemir’ler ve öteki arkadaşları ile oluşturdukları “muhalif siyasi partilerini” işaretliyordu… Tabii yürümediydi! Kısa süre sonra yeniden “tek partiye” yani CHP ile “şeflik” dönemlerine dönüldüydü…
Tabi ki bizde öylesi büyük siyasi değişimler yaşanmadı. Ancak 1974’ün hemen sonrasında oluşan çok partili yapılaşma hem “cici demokrasimizin” akı oldu hem de iftiharı! “KKTC’yi oluşturan ise UBP’nin Kadro hareketine dayanan birlik ve basiretiydi…”
Şimdilerde öylesi  “kadro hareketleri” olması gereken CTP de bile kalmadı! Vesselâmı kelam artık ayni parti bünyesinde etleri bir kazanda kaynamayan milletvekilleri külliyesi vardır, birliktelikleri ve birbirlerine sevgi saygı saygıları yoktur!
Nejat Konuk dönemleri “Kadro hareketi” yönünden de değerli yıllardı. O kadrolar hiçten yoktan bir Kıbrıs Türk Devleti yarattılar!.. Nejat Konuk’a Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim…