Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Taner Erginel yazdı: (AB Birincil Hukuku nedir?)

Bugün “Köşemi” arkadaşım, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel’in çok önemsediğim ve meraklı okuyucularıma çok yararlı olacağına inandığım AB Birincil Hukuku ile ilgili gönderdiği e-mail’ine bırakıyorum.         

****
“Kardeşim Eşref, yurt dışında olduğum zamanlarda bile yazılarını merakla okur, izlerim. Bazı yazılarına katkıda bulunmayı düşünürüm. Son günlerde değindiğin AB’nin Birincil hukuku olma konusu da bunlardan biridir. Rum gazetelerinden alıntı yapıp yazdığına göre Cumhurbaşkanımız Akıncı, Brüksel ziyaretinde yapılacak anlaşmanın AB’nin Birincil Hukuku olması gerektiğini söylemiş. Onun bu talebi Rum müzakerecileri rahatsız etmiş. AB Birincil Hukuku konusundaki görüşlerimi anlatmaya çalışacağım. Bilindiği gibi hukuk normları arasında hiyerarşi vardır. Örneğin yasalar anayasaya uygun olma zorundadır. Bunun gibi tüzüklerin de yasalara uygun olması gerekir. İki norm arasında çelişki varsa alttaki iptal edilir, üstteki geçerli kalır. Ülkemizde birçok yasanın Anayasa’ya aykırı olup olmadığı tartışılmıştır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı bulduğu yasaları iptal eder. Anayasa Mahkemesi’nin kararına değin ortada tereddütlü bir durum olabilir. Ancak bazı hallerde yasanın Anayasaya aykırı olduğu daha başlangıçta bellidir. Yasayı yapanlar bunu bilmektedirler. “Dostlar alış verişte görsün” veya “Biz elimizden geleni yaptık. Anayasa Mahkemesi iptal etti ne yapalım” gibi düşüncelerle geçersiz olacağını bildikleri bir yasayı yaparlar. Genelde hukukta mevcut bu özellikler AB yasalarında da mevcuttur. Orada da Birincil Hukuk, İkincil Hukuk ve daha alttaki hukuk kuralları vardır. Alttaki kurallar üsttekilere uymak zorundadır. Orada da geçersiz olacağı açıkça belli olan kuralların oluşturulma olasılığı vardır. AB geçersiz olacağını bildiği bir anlaşmayı politik nedenlerle destekleyebilir. Uyanık olup kendini korumak ilgili devlete düşer. 
Önce Birincil Hukuk’un ne olduğunu anlamaya çalışalım. AB devletler arasında anlaşmalarla kurulmuş bir birliktir. AB kurulurken devletler arasında yapılmış anlaşmalar ve daha sonra tüm üye devletlerin oy birliği ile kabul ettiği tüzükler AB’nin Birincil Hukuku’nu oluşturur. AB’ye katılan devletler de bir katılım anlaşması ile birliğe katılırlar. Doğal olarak bu katılım anlaşmaları da Birincil Hukuk’a dahil olur.
AB’de Birincil Hukuk’un yanında bir de her devletin kendi Parlamentosu’nda kendi ülkesi için kabul ettiği yasalar vardır. Bu yasaların AB’nin Birincil Hukuku’na aykırı olması da mümkün değildir. Hele birliğin bağlı olduğu 4 temel özgürlüğe aykırı yasa yapmak söz konusu olamaz. AB devletlerinden biri AB Birincil Hukuku’na aykırı bir yasa yaparsa ne olur? Herhangi bir ilgili taraf bu yasayı Lüksemburg’da bulunan AB Adalet Divanı ABAD’a götürebilir ve ABAD da yasayı iptal edebilir. Tıpkı bizim Anayasa Mahkememizin yaptığı gibi. Kıbrıs’ta devam eden müzakereleri bu açıdan değerlendirelim. Çetin müzakereler sonunda bir anlaşmaya varılırsa bu anlaşma Kıbrıs devletine ait bir iç anlaşma mı olacak yoksa AB 1.cil Hukuku mu olacak? İç anlaşma olursa Birincil Hukuk’a aykırı olduğu için iptal edilmesi gündeme gelecektir. Dolayısıyla bu sorun Kıbrıs Türk halkı için hayati bir sorundur.
İki tarafın kabul ettiği ve referandumlarla onayladığı bir anlaşmanın iptal edilme ve geçersiz hale gelme olasılığı ciddi bir sorun değil mi? Bunca gayret sonunda yapılan bir anlaşmanın daha sonra bir mahkeme kararıyla iptal edilmesi ve Kıbrıs Türk halkının haklarının silinmesi nasıl bir ortam yaratacak dersiniz?      
Kıbrıs’ta bir çok kişi “İmkansız, böyle bir şey düşünülemez bile” diyecektir. Ancak tarafsız bir AB hukukçusunun görüşünü almaya kalktığınız zaman size bu olasılığın ne kadar yüksek olduğunu söyleyecektir. Hatta bu sonucun kaçınılmaz olduğunu söyleyebilir. Bunun nedeni Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB arasında 2004 yılında yapılan bir katılım anlaşmasının AB Birincil Hukuku’na dahil olmasıdır. Eğer yeni anlaşma da Birincil Hukuk’a dahil olmazsa eski katılım anlaşmasına uymak zorunda olacaktır. Eski katılım anlaşmasına veya diğer Birincil Hukuk’un herhangi bir maddesine aykırılık saptandığı anda bize hak tanıyan kurallar geçersiz hale gelecektir.
Bu olasılık büyük mü? İlk anda insana böyle bir olasılığın çok uzak olduğu düşüncesi gelir. Halbuki tarafsız bir hukukçuya sorulduğu zaman bu olasılığın çok büyük olduğunu, daha doğrusu yapılan anlaşmada Türk Halkına hak tanıyan maddelerin iptalinin kaçınılmaz olduğunu söyleyecektir. Diyelim ki Kıbrıs’ta varılan anlaşma AB nin birincil Hukuku haline getirilmedi. Anlaşmanın AB’nin Birincil Hukuku’na aykırı olup olmadığı tartışma konusu olacak ve bu konuda karar verme yetkisi ABAD da olacaktır.   
O zaman ABAD’ın lehimize karar verme olasılığı yok mu diye sormak zorunda kalırız. Hemen yanıt verelim. Maalesef yoktur. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin katılım anlaşması başka bir vesile ile ABAD’a gitmiş ve yorumlanmış durumdadır. ABAD Kuzey Kıbrıs’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait bir yer olduğuna, Kuzey’de de Rum yasalarının geçerli olduğuna ve Rum mahkemelerinin karar vermeye yetkili olduğuna karar vermiştir. ABAD’ın Kıbrıs Katılım Anlaşması’nı yorumlaması Orams davası nedeniyle gerçekleşmişti. Orams davası öncelikle İngiliz Yüksek Mahkemesi’nde tartışılmıştı. İngiliz Yüksek Mahkemesi Katılım Anlaşması’nı yorumlamış ve Kıbrıs’ta Kıbrıs sorununu giderecek bir anlaşma yapılıncaya değin AB yasalarının Kuzey Kıbrıs’ta uygulanmayacağına karar vermişti. Rum Yönetimi bu konuyu daha üst mahkeme olan ve AB yasaları ile ilgili nihai kararı verme yetkisi olan ABAD’a götürdü. Orams davası ABAD’da tartışılırken çeşitli kuruluşlardan görüş istendi. Bu kuruluşlardan birisi de AB’nin kendisi idi. AB Komisyonu’nun mahkemeye sunduğu görüşleri okuyan bir kişide en küçük bir tereddüt kalmaz ki. AB, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tüm Kıbrıs’ın devleti olarak kabul etmektedir. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki sorunlar bir iç sorundur. Yapılacak anlaşmada eğer AB 1’cil hukuku haline getirilmezse bir iç hukuk olarak kabul edilip “Birincil Hukuk”a aykırı olduğu ölçüde iptal edilecektir.        
2004’ü izleyen yıllarda Kuzey Kıbrıs AB Komisyonu’nda AB’nin genişleyeceği alanlardan biri olarak kabul edilmekte idi. Daha sonra genişleme alanı olmaktan çıkarıldı ve AB’ye dahil alanlardan biri haline getirildi. Bir iç alanın merkezle yaptığı anlaşmanın Katılım Anlaşması veya Birincil Hukuk olarak değerlendirilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla Kıbrıs’ta müzakereler sonunda varılan anlaşma Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2004 yılında yaptığı katılım anlaşmasına tabi olacak ve ona aykırı olduğu ölçüde iptal edilecektir. Kıbrıs Türk halkının önem verdiği hemen tüm hakların bu yöntemle ortadan kaldırılabileceği açıktır.    
Bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu yapılacak anlaşmanın AB’nin Birincil Hukuk’u olacağı konusunda önceden anlaşmaya varmaktır. Bunu gerçekleştirmenin en uygun yollarından biri Kıbrıs’ta yeni bir devlet kurmak ve bu devletin yeni bir “Katılım Anlaşması” ile AB’ye katılımı olabilir.          
Ne var ki Rum Yönetimi her fırsatta “yeni bir devlet kurulmasına razı olmadığını ve yeni bir katılım anlaşmasını kabul etmeyeceğini” ifade etmektedir.
O zaman sormamız gerekiyor. Yeni bir devlet kurulmasının ve yeni bir katılım anlaşması ile AB ye katılmanın Rumlar açısından sakıncası nedir? Galiba sakıncası varılacak anlaşmanın gerçekten uygulanacak olmasıdır.        
Bu koşullarda kendi müzakere heyetimize de şunları söyleyelim. Varılacak anlaşmanın AB’nin birincil hukuku olmasını talep etmeniz son derece isabetli oldu. Ancak bu anlaşmanın herhangi bir şartı değildir. Tüm anlaşmanın geçerli olması için ön koşuldur. Bu konuda mutabakat sağlamadan diğer konulara geçmenizin bir anlamı yoktur. Çünkü bu çaba saf Türkleri aldatmak için yapılan bir egzersizden başka anlam ifade etmeyebilir. Bu konu uygulamaya konmamış doğrudan ticaret tüzüğünü anımsatıyor! Bir AB görevlisine “niye Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü uygulamadıklarını, niçin Kıbrıs Türk Halkına verilen sözlerin yerine getirilmediğini” sormuştum. Bana “Uygulamadık çünkü bu tüzük yasaya aykırı. Hukukçularımız bu konuda görüş verdiler” dedi. O zaman kendisine “koskoca AB yasaları bilmiyor mu? Yasalara aykırı tüzük mü yapıyor? Yerine getiremeyeceği sözleri mi veriyor? Yoksa Kıbrıs Türklerini çok saf bulduğu için aldatma yönüne mi gidiyor” diye sordum. Bu soruma henüz bir yanıt alabilmiş değilim.
Birincil Hukuk konusundaki tartışmalara katkıda bulunabilirsem mutlu olacağım.
Çalışmalarında başarılar dilerim.
Taner Erginel