Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ŞUYUU VUKUUNDAN BETER

Türkiye’nin cari bütçeye verdiği desteğin son iki aydır serbest bırakılmadığı, suyun da kesildiği iddiaları yalan ya da gerçek, ama ortada dolaşıyor. Hatta belediyelere verilen katkının da…
Kamuoyunda ciddi bir tedirginlik var…
Bu tedirginliğin, bırakın vatandaşa etkisini, ekonominin çarklarını durdurma potansiyeli var.
Konuyu ilk kez geçen hafta Cenk Mutluyakalı köşesine taşıdı. Hem de yardımın gelmediğini teyid ettiğini yazıyordu. Arkasından bir kaç haber daha çıktı. Son olarak da, Rus menşeli Sputnik Haber ajansı haber yaptı…
KKTC-Türkiye ilişkilerini istismar etmek isteyenler için bulunmaz bir fırsat.
Onun için, gelinen nokta hoş değil…
Gerçi biz benzerlerini daha önce de yaşadık. Zamanın Kıbrıs İşlerinden Sorumlu bir kaç bakanı, protokolun davetli olduğu açılış ya da toplantılarda, bizzat KKTC Başbakanı’nın yüzüne bakarak, verilen yardımların doğru yerlere harcanmadığını söylediler. Televizyonculuk yaptığım günlerde buna bizzat şahit oldum…
Şimdiki durum belki bu değil. Paranın çar çur edilmesi, seçimlerde kullanılması olayı yok. Ancak iki ülke arasında bir krizin varlığı da gerçek. 15 Kasım kutlamalarında Türkiye’den katılımın özellikle düşük profilde tutulduğunu dahi düşünüyorum.
Fakat geçmişte çok daha çirkin nedenlerle yardımlar askıya alındığı halde, yine de sorunlar, kapalı kapılar arkasında, diplomatik bir biçimde çözülmüş, kamoyuna endişe vermesi, belli çevrelerce istismar edilmesi engellenmişti…
Bakıyorum da şimdi devlet yönetimi, sanki özellikle bir kamuoyu yaratma çabası içinde.
Peki bunun kime faydası var..?
Kıbrıslı-Türkiyeli karşıtlığı potansiyel bir tehdit olarak dururken, bu tür haberlerle yaratılan kışkırtmalarla, sorunun çözümü sağlanamaz ki… Olsa olsa daha fazla dallanır budaklanır…
Zıtlaşmama adına “teslim olalım” demiyoruz. Ancak karşılıklı temaslarla bulunacak bir yol mutlaka vardır.
Çünkü iddialar eğer doğruysa, sonuçta her iki tarafın da zarar göreceği bir kriz süreci bu.
Tıkanıklık bürokratik kanallarda mı, siyasi kanallarda mı bilemiyoruz. Ya da konu suyun yönetimi meselesi midir? Onu da bilmiyoruz.
Yalnız şunu biliyoruz ki, Türkiye için, adaya gelen suyun Kıbrıs üzerinden dağıtılması hedefi de var. O noktada bir ölçüde söz sahibi olmak istemelerini de anlamalıyız. Belki özel bir protokol yapılarak….
Ancak her ne isterse olsun, tıkanan kanalların açılması için sağduyuya gerek var.
Diğer yandan, eğer kamuoyunu ve dolayısıyla ekonomiyi de olumsuz etkileyebilecek bu söylentilere son verilmesini sağlamak da en az bu temaslar kadar önemli.
Hani şuyuu vukuundan beterdir diye bir söz var. Yani, dedikodusu, gerçek olmasından beter… Bugünkü belirsizlik durumunun etkisi de aynen böyle.
Bu da bizzat hükümetin zararına oluyor.
Herhalde bunun da farkındalar…

 

YERİN KULAĞI VAR
CAYDIRMAZ AZDIRIR:
Güney Kıbrıs’ta Türklere yönelik saldırılara karışan 10’dan fazla kişi Rum polisi tarafından tutuklanmış. Buraya kadar herşey doğru ama, önemli olan tutuklananlara verilecek ceza ne olacak. Mahkeme yarın çeşitli nedenler ileri sürerek bu gençlere hiçbir ceza vermeden serbest bırakırsa, ki bence serbest kalacaklar. Peki  o zaman ne olacak? Böyle bir karar caydırıcı değil, aksine azdırıcı olmayacak mı..?   

BOŞUNA UĞRAŞIYORUZ:
Bizim Dışişleri Bakanı Emine Erk, Londra’da destek arayışını sürdürürken, İngiltere Parlamentosu sanki bize inat, kapalı Maraş’ın yasal sahiplerine geri verilmesini destekleyen bir kararı kabul etmiş. İngiltere, AB’de üst düzey temaslar yapsak ne olur. Kusura bakmayın ama ağzımızla kuş tutsak, kimse bizi ve ne düşündüğümüzü sallamıyor. Yüzümüze başka, arkamızdan başka konuşuyorlar… 

BİZE GÖRE NE VAR:
Önce Almanya, dün de İngiltere Dışişleri Bakanları Kıbrıs’taydı. İngiliz Bakan Hammond, ABD, Rusya ve Çin Dışişleri Bakanları’nın da yakında adayı ziyaret edeceklerini açıkladı. Anlaşılan dünyada Kıbrıs konusuna yönelik ilgide bir artış var. Ama acaba hangi açıdan. Bence bölgesel güç dengeleriyle ilgili bir telaş içindeler. Alman Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin AB müzakere sürecini ve Rum vetosunu konuştu. Dahası, Türk tarafının hassasiyetlerini bile görmezden geldi. İnsan ister istemez düşünüyor; bu ardı ardına gitmelerin, gelmelerin Kıbrıs Türkleriyle ya da Kıbrıs konusuyla gerçekten bir ilgisi var mı..?

BIRAKIN DA BİZ KARAR VERELİM:
Ezanın kısık sesle okunmasını isteyen Lefke halkının bu talebine bizden değil ama, Türkiye’den tepki geldi. TBB Partisi Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan bu tepkisini, Lefke Şeyh Nazım Cami’nde namaz kılarak ortaya koymuş. Bir kere bu ülke, ayrı bir devlet ve bağımsız yargı organları var. Kardeşim bırakın da neyin doğru, neyin yanlış olduğuna biz karar verelim…

OLMAYACAK DUA:
Sendikaların “göç yasası” diye bilinen yasaya karşı başlattıkları eylemer sürüyor. Ancak gerçek olan, bu yasanın kaldırılması için kaynağa ihtiyaç var, hem de az buz değil. Hazinenin durumu ortada, kusura bakmasınlar ama, bu insanlar işe girerken, bu şartları bilerek girmediler mi? Şimdi sendikaların ısrarla bu yasayı bahene ederek, grev yapması kimin işine yarayacak söyler misiniz..?

SÖYLEMESİ KOLAY:
Bütçenin tam bir tiyatro olduğunu söyleyen KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil’in, “Türkiye para vermemiş su vermemiş, çok mutluyum. Parayı da vermeyecekse vermesin bilelim biz ne yapacağımızı. Celladına aşık olan bir toplumla yaşıyoruz” sözleri çok tartışılacak. Hade suyu eskisi gibi idare edelim de, maaşlar ödenemeyince kaç kişi, bu sözlerinden dolayı Elcil’in yanında duracak acaba..?

ZİRVEDEKİLER
Tahsin Ertuğruloğlu: Bakan ertuğruloğlu, ülkede toplu taşımacılık sektörünün bataklık haline geldiğini, T izinlerinin 100 bin sterlinden fazlaya satıldığını duyduğunu belirterek, “Sistemimiz çalışmayan bir sistemdir. Bürokratik engeller sistemi kapamaktadır. İş bilen bürokrat sayısı gittikçe azalmaktadır. Bunun sorumlusu da siyasettir. Kamu reformu bu yüzden gündeme gelmiştir” diyor ve kişiler yerine sisteme yoğunlaşmak gerektiğini söylüyor… Hadi o zaman…

DİPTEKİLER
Çocuk Hakları Mı: BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kabulünün 26. yılıymış. İnsan acı acı gülüyor. Bu sözleşmeye imza atanlar, dünyanın bir çok yerinde çocukların en başta gelen yaşam hakkının ellerinden alınmasına göz yummuyorlar mı? Dahası, başka ülkelerin içişlerine silahlı bir şekilde müdahale ederek, sivillerin ve de çocukların ölmesine neden olmuyorlar mı? Fotoğraflarını gördüğümüz cansız bedenler bu sözleşmeyi imzalayanların sattığı silahların öldürdüğü çocuklar değil mi? Doğrusu gençliğimde inandığım pek çok idealle ilgili inancımı kaybetmek üzereyim…