Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Susuzluk bir yanda çöpler diğer yanda

Hani bize özgü meşhur bir deyim var, “Evkafın su meselesi” diye, ülkenin durumu da aynen buna benzer. 8-10 gündür Lefkoşa’da değildim. Hoş, 8-10 ay gelmesem aklıma bile gelmez ya…

Dün mecburen geldik. Vay gelmez olaydım. Apartmanın önündeki çöpler yığılmış, belli ki birkaç gündür toplanmıyor. Neymiş efendim, LTB Başkanı Harmancı, toplu sözleşmede olduğu halde, “1 Mayıs ödeneklerini” gününde ödememiş…

Sabah sabah boşuna sinirini bozma dedim kendi kendime ve yürüdüm eve çıktım. Evde yokuz ya uzun süredir, havalansın diyerek pencerleri açtık ve balkona çıktık. Aşağıdan bir ses, “Mehmet bey sizin suyunuz var mı?”… “Bilmiyorum evde değildim ama, eğer yoksa tanker çağıralım” dedim. Komşunun cevabı, “Bu kaçıncı tanker olacak, insanlar artık tankere para vermek istemiyorlar…”.

Ve hemen devam etti, “Ne olacak bu susuzluk, yaz geldi susuzluktan ve tankerlere para vermekten milletin beli kırıldı”…

Konuşmayı fazla uzatmaya gerek yoktu. Durum ortadaydı. Susuzluğa mı, etrafta biriken çöplere mi yanayım bilemedim…

Mehmet Harmancı
Mehmet Harmancı

Biran gerilere gittim… Cemal Başkan dönemini ve yaşananları hatırladım. 1 Mayıs ödeneği, aile yardımı, bayram ödenkelerini bırakın, aylarca maaşlarını alamamıştı çalışanlar. Lefkoşa’yı resmen b.k götürüyordu. Ama Lefkoşa halkı çalışanların o günkü eylemlerine destek veriyordu. LTB’nin bugünkü durumu ile o günler arasında dağlar kadar fark var. Kadri Fellahoğlu ve ardından Mehmet Harmancı zor günlerde kurumun başına geldiler. Sıkıntı yok mudur, var tabii ki. Ama bu gemiyi yüzdüreceklerse, hep birlikte omuz vermeleri gerekir. Üç-beş kuruşun peşine takılıp veya maaşların birkaç gün geçikmesini bahane edip, Lefkoşayı çöpe boğarak bir baskı oluşturmaya çalışırsanız, bu vatandaş yıllar önce size gösterdiği destek ve toleransı göstermeyecektir…

Lefkoşa günlerdir susuzluktan kırılacak, verdiğiniz ve ne olduğunı bilmediğimiz suyu bile vermekten aciz olacaksınız ama, 1 Mayıs ödeneği ödenmedi diye, kenti çöpe boğacaksınız….

Aslında sadece Lefkoşa değil, ülkenin her yanında susuzluk sorunu yaşanıyor. Hoş su verseler ne olacak. O suyu ağzınıza almayı bırakın, banyo yapmaya korkuyorsunuz. Resmen lağım kokuyor. İnanın soktaki hayvanların önüne koyduğunuzda kokusundan mı bilmem ama, onlar bile içmek istemiyorlar…

Yazımı yazarken telefonuma Havadis haber paketinden bir mesaj geldi. “BES, 1 Mayıs ikramiyeleri ödenmediği gerekçesiyle LTB’de başlattığı eylemi, varılan uzlaşı üzerine kaldırdı. 1 Mayıs ödeneği 15 Haziran’a kadar ödenecek” diye…

Sokataki çöp yığınları, etrafa yayılan kanalizasyon kokularına daha fazla dayanamadım. Bir günlük Lefkoşa maceramı bitirip, Girne’ye döndüm. İyi de ettim…Hiç olmazsa kafam rahat, başkentin  kaosundan uzaklaşmak iyi gelecek sanırım…

Pazartesi Meclis yine Türkiye’den gelen suyu tartıştı durdu. Yeni Bakan Çavuşoğlu suyun, Belediye Meclislerinin karar üretmesi halinde, 15 Mayıs’tan itibaren birçok bölgeye verilebileceğini söylemiş. Vay sen misin söyleyen. Suyun fiyatı henüz belli olmamış, anlaşmanın 22. Maddesine göre bu olamazmış falan filan. A güzel kardeşim memleket kuraklıktan kırılıyor. Belki de tarihinde ilk kez Mart ayında yeşil değil, kurumuş ot gördük bu ülkede. Birçok bölgede, ekinler başak atmadan kurudu. Siz neden bahsediyorsunuz. Vatandaş hergün evine tonu 12 liradan su almak zorunda, verilecek suyun fiyatı ne isterse olsun, bunun altında olacağı kesin. 6 lira, bilemedin 7 lira tonu olsun. Vatandaş yine karda. Çünkü tankerden aldığın su, saatten geçiyor, vermediği su için belediyeye de para ödüyorsun. Üstüne üstlük çeşmesinden kaliteli ve kesintisiz su akacak. Ama anladığım kadarıyla bazılarının niyeti, üzüm yemek değil bağcıyı dövmek…

Sonuç olarak memleketin her tarafı bitmiş, ekonomi dibe vurmuş, turizm gerilemiş, mahkeme koridorları borcunu ödeyemeyen inanlarla dolup taşıyor. Ama etrafı b.k götürmüş, musluklardan su akmıyormuş kimin umurunda.

YERİN KULAĞI VAR

TÜZÜKLE MALİ YÜKÜMLÜLÜK GETİRİLEMEZ: Lefkoşa Belediyesi’nde grev devam ederken ve kent bir kaç yıl öncesinin rezalet nostaljisine dönerken, Başkan’ın sigaraya vergi niyeti de tartışılmaya devam ediliyor. Harmancı, Tüzüğün kendisine verdiği yetkiden söz ediyor. Oysa Anayasa , “vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ancak yasa ile konulur” demekte. Kısacası, hiç bir mali yükümlülük tüzükle getirilmez. Bu da Magna Carta’dan beri böyledir…

GÜVEN YİTİRİLMİŞTİR, BU DA YETER: Yine YÖDAK konusu, yine Cumhurbaşkanlığından açıklama. Artık bu noktadan itibaren, kim demiş, ne demiş, neden demiş önemi yoktur. Çiğnenen kurallar vardır, mahkeme kararının hilafına uygulama vardır, hepsi bir tarafa kamuoyu nezdinde yitirilen bir tarafsızlık, bir güven sorunu vardır. Sadece bu bile, istifaya davet etmek için yeterli sebeptir. Karşılıklı demagojiye de gerek yoktur…

BENZER BİR GEREKÇE: Türkiye, AB’nin vize konusunda önüne koyduğu 72 kriterden birini yerine getirdi ve AB vatandaşlarına tek yanlı olarak vizeyi kaldırdı. Bunun içinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” vatandaşları da var. Bu uygulamanın, Güney Kıbrıs’ı tanıması anlamına gelmediğini vurguluyor. Bu da şuna benziyor, hani bizde aşırı milliyetçi, siyaseti hamaset üzerinden yapanların da o pasaporttan vardır ve bahaneleri de, “Bu AB vatandaşlığıdır” derler. Aynen o durum. Yine de Rumlar için önemli bir adım.

SON NOKTA: Yıllardır taksicilerin en büyük derdi, kaçak taksiler oldu. Ne yapılsa bir türlü önünü almak mümkün olmadı. Halkın Sesi gazetesinin haberine göre halen ülkede ikibin kaçak taksi çalışıyormuş. Ama işin en ilginç yanı, kiralık araç ile taksicilik yapan bir kişinin polis tarafından tesbit edilmesi oldu. Hani derler ya, “sözün bittiği yer” diye. İşte, kaçak taksi konusunda son noktaya ulaşmış olduk…

ŞİMDİLİK İYİYİZ: Dün, “Dünya Basın Özgürlüğü” günüydü. Ülkemize baktığımızda bu konuda birçok ülkeden daha iyi durumdayız. Hüseyin Ekmekçi’nin dediği gibi, hiç olmazsa “Baskı görmüyoruz…Tutuklanma endişemiz yok…Evimizi asker- polis basmıyor”. Şükretmeliyiz…

EĞİTİM HAKKI: Serdar Denktaş, KTOEÖS’ü kabulünde, “Tüm sorunlara rağmen Çocukların Eğitim haklarını ellerinden almayalım” dedi. Denktaş bunu Meclis’te de söyledi. İngiltere’de bir okulda grev görmüş, ama bakmış eğitim sürüyor. Öğretmenlere sormuş, sendikanın görevlendirdiği öğretmenler eğitimi sürdürüyor ve çocuklara grevin nedenlerini anlatıyorlarmış. Yapıcı ve yıkıcı iki örnek. Biri bizden, biri İngiltere’den. İkisi de sendika…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Ulaş Gökçe: “Eğer işkollarında büyük, daha güçlü sendikalar olsaydı, o zaman sendikalaşma oranı daha da artardı… Güçlü sendikalar, örgütsüz iş kollarında da örgütlenmeye destek olabilirdi… DAÜ-SEN, DAÜ BİR-SEN ve DEV-İŞ dışında en azından son 15 senede yönetici kadrosunu değiştiren sendika neredeyse yok. Şimdi böyle olunca, yani bir insan 10 sene, 15 sene, 20 sene aynı yerde oturunca, ister istemez tek bir şey düşünmeye başlar: Kendi Pozisyonu”…[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Sunat Atun: Kariyer Günleri’nde gençlere şöyle demiş; “Hedef koymadan ilerleme olamaz… Geçmişteki hükümet dönemlerinde ortaya koyduğumuz hedeflere bugün ulaşıldı. Şimdi ise daha da ileriye yönelik hedeflerin konulması gerekiyor”. Keşke biraz da açsaymış, hani plan, hangi hedef ve gerçekleşen ne? Ben ulaşılan bir hedef göremiyorum. Hele de kendisinin ilk kez bakan olduğu İrsen Küçük döneminin yıkıntısından sonra. O dönem KKTC’ye, geçmişinde hiç yaşamadığı bir yıkım yaşatılmıştı ki, ülke hala belini doğrultamıyor…[/quote]