Sübvanse yaşıyoruz…
Nedir sübvanse:
Sübvanse, sübvansiyon ya da destekleme, devletin kişi ya da kurumlara mal, para veya hizmet biçiminde yaptığı karşılıksız yardımları ifade eder.
Sağlık hizmeti alıyoruz devletten, “sübvanseli…”
Maaş alıyoruz kamudan, “sübvanseli…”
Tarımla uğraşıyoruz “sübvanseli…”
Hayvancılıkla uğraşıyoruz “sübvanseli…”
Üniversite eğitimi alıyoruz “sübvanseli…”
İthalat yapıyoruz “sübvanseli…”
İhracat yapıyoruz “sübvanseli…”
Velhasıl kelam…
“Görünmez bir kaynak” sürekli sistemi besliyor.
2014 bütçesinde rakamlar belli…
Başaran Düzgün’ün 4 Kasım 2013 tarihli, “Bu sorulara yanıt verin yoksa statükonun piyonusunuz” yazısından alıntı yapıyorum:
– Devlet, doğrudan gelir desteği adı altında narenciyeye, süt alımlarına, arpa üretimine ve süt ürünlerinin ihracatına toplam 130 milyon ödeyecek. Bunun anlamı nedir bilir misiniz?
Aslında tüm bu alanlardaki üretim, kendi ürettiğini satarak kazanmıyor. Kazanmadığı için de 130 milyon liralık hormonlama ile ayakta duruyor. Bu para ödenmesi tümü de iflas eder.
– Lokomotif sektörlerden birisi olan turizmin durumu da farklı değildir. Bir yandan her gün peş peşe 5 yıldızlı oteller açılıyor ama diğer yandan turizm sektörü teşviklerle yani hormonla ayakta duruyor. 2014 yılında turizme ödenecek teşvik 50 milyon liradır.
– Ya aşırı hormonlanmış devletle bağlantılı kurumlara ne demeli. Belediyelerin yarısından çoğu batmış durumdadır, bazıları canhıraş bir şekilde “battık” diye bağırmaktadır, belediyelere 2014 yılında ödenecek miktar 169 milyon liradır.
– Devletin televizyonu BRT’nin durumu en vahim; Bine yakın personel ve yılda 45 milyon lira.
– Diğer bir lokomotif sektör olan eğitimdeki amiral gemi DAÜ 27 milyon lira.
Maaşlara gelince…
Ayda 150 milyon TL kamu maaşlarının ödenmesi için isteniyor.
Binlerce memur…
Emekli…
Şehit ailesi…
Malul gazi…
Dar gelirli…
Kamunun geliri 100 milyon TL civarında aylık…
Geriye kalan kısım da “Türkiye tarafından hazineye aktarılıyor…”
Yani maaşlar da sübvanse…
Kaynaklar ne kadar doğru kullanılıyor
Fakir bir devlet miyiz?
Emin değilim…
Kamu hazinemiz var ya…
O kadar çok “üretim olmadığı halde” karşılığını ödüyor ki…
“Destek” olmayacak mı üretime?
Elbette olacak…
Ama mevcut devlet yapısı içerisinde, “taşıma su ile değirmen döndürülmesi” ne kadar mümkün?
Sonra yük halka biniyor
Burada iş “var olan kaynakların doğru kullanılması” noktasında düğümleniyor.
Baksanıza…
Son dönemde en çok tartıştığımız “kurultay istihdamları…”
Atılsın mı?
Kalsın mı?
Enerjimizin yarısını “adaletli bir kamu istihdam sistemi kurulmasına” ayırsak…
Üzerine de “özel sektör istihdamlarını destek projesi” geliştirsek?
Nasıl olur?
Ama alışmışız bir kere…
“Sübvanseli” yaşamak toplumun hoşuna gidiyor…
Herkes, “benim statükom sürsün de…” noktasında…
“Ben hariç her şey düzelsin” aşamasındayız toplum olarak.
Sübvanse dediğimiz ve kaynakları heba ettiğimiz, üretimi değil, üretimsizliği beslediğimiz bu sistemde daha fazla yaşanmaz…
Yaşanması da olası değildir.
Bu nedenle, “var olan kaynakların üretime yönlendirilmesi” kaçınılmazdır.
Yoksa…
Daha çok ağlarız…
“Maaşların yüzde 40’ı yok, nasıl ödeyeceğiz…”
Cevabı bellidir:
“Sat öde…”
“13’üncü maaş bütçede yok, nasıl ödeyeceğiz…?”
Cevabı bellidir:
“Yetkiyi devret, öde…”
“Hayvancıya para bulamadık, nasıl ödeyeceğiz…?”
Cevabı bellidir:
“Özelleştir öde…”
Bu noktadayız…
“Sübvanse sistemi…”
Bakalım ne zaman vuracak duvara.
O sistem ki, hızla hepimizi dibe çekiyor…
































