Köşe Yazarları

“Su veren itfaiyenin…”

İmla kurallarına sıkı sıkıya bağlı olanlar memleket yönetemezler.

Bu nerden çıktı demeyin, bu böyledir.

Onlar kuralcıdırlar; kuralcı olanların memleketi özgürce yönetmeleri zordur; özgürlükçü olsalar da kurallara takılırlar.

Onlardan yargıç olabilir ancak.

Yargıçların kurallardan başka kaçacak delikleri yoktur.

Öncelikle Roma Huku’kuna sığınırlar.

Ama sırası gelmişken söyleyim: (Burada “söyleyim” sözcüğü kullandığım bilgisayarın otomatik ayarlanmış Türkçe imla düzelticisi tarafından kırmızıya vurulup yanlış olduğu uyarısı yapılıyor. Daktilolarda istediği gibi yazar hiçbir uyarı almazdı insan. Şimdi, teknoloji vasıtası ile de kurallarla kuşatıldık! “Söyleyim” ya da “söyleyeyim” sana ne!)

Ne diyorduk?

Adalet dağıtılmaz,

Adalet yaşanır; alınmaz da, sadece yaşanır.

Dolayısıyla bir memlekette adalet sarayı kuranlar yerin dibine batsın.

Diyeceğim,

Bir cümlenin noktadan sonra ille de büyük harfle başlayacağında ısrar edenler sıçtılar bu dünyanın içene.

Herkesin virgülü, noktası, ünlemi, soru işareti kendine.

Memleket yönetilirken, sırasında virgül koymayacaksın, ya da istediğin yere koyacaksın, ya da noktayı istersen görmezlikten geleceksin…

Bu dünyanın içine Beethoven, Mozart gibi kimseler sıçtı!

Özgürlüğü paramparça edenler, bir notayı ille de kuralına göre yazmak isteyenlerdir; o kuralların dışına çıkmak istemeyenlerdir.

Kuralsız da müzik yapılır; bırakacaksın su nasıl isterse öyle aksın.

Su akışında ölçü mü var?

Hangi ritimde akar su?

Sen kurallarla yaşayacaksan keyfin bilir; kuralsız yaşamak isteyenleri yadırgamayacak, ona egemen olmaya çalışmayacaksın.

Dünya bunun için özgür değildir; bunun için tutsaktır; görmüyor musunuz ağır aksak yürüyor ki bu yüzdendir…

Kurallara ilgi çoktan azalmaya başlamıştır.

Giderek çoğalacağız…

İnsanları bölüp parçalayanlar, onları rahatsız edenler, hatta psikolojik vaka haline getirenler birlik ve beraberlikten bahsedenlerdir en çok.

Kim birlik ve beraberlik derse, inanın en çok bölünmüş ve parçalanmış olan onlardır.

Ruhları bölünmüştür en azından.

İyilerle kötülerin birlik ve beraberliği mi olur?

Nefretle sevginin birlik ve beraberliği mi olur?

Suçluyla suçsuzun beraberliği mi olur?

Eğer Tanrı’nın tutumları üzerinden meseleye bakacak olursak, gerçekten de iş ta baştan yanlış başladı demektir.

Tanrı ta başından ayırım yapmıştı.

“Seçilmiş ahali” olarak İsrailoğullarını seçmemiş miydi?

Diğer uluslar ne çocuğuydular?

Böyle bir dünya, böyle bir düzen, böyle bir adalet, böyle bir hayat olunca ne oluyor?

İnsanoğulunun tepesi atıyor.

Ana avrat giriyor sırasında.

Derdini güzel kelimelerle anlatamayınca argo sözlere başvuruyor ki çıldırdığı içindir.

Neyzen Teyfik de çıldırmıştı, birçok şair gibi.

Türk edebiyatında derdini argo veya küfürlü sözlerle anlatan şair çoktur.

Şair Eşref’ten Ahmed Arif’e kadar.

Neyzen Teyfik en önde gelenlerindendir öyle değil mi?

Okur, kusura bakmasın (isterse baksın) Neyzen’in şu mısraları ile bitirelim:

“Ben bu dünyanın devr-i devranını,

İzzet-i nefsini ….yim.

Yansın bu ibneler,

Su veren itfaiyenin hortumunu ….yim.”

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı