Türkiye belki hiçbir ülkeyle benzeşmeyen “nev’i şahsına” münhasır yani “kendine özgü” bir ülke oldu! Türkiye Tartışıyor: Hemen her konuda! Tartışmayı aşıyor kavga ediyor! Türkiye arıyor! Ararken doğruyu da buluyor yanlışı da! Aklın yolunu da buluyor, felâketin yollarını da!
Türkiye sorguluyor! Faşizmi de ırkçılığı da! Bilimi de dini de!
Türkiye özeleştirisini yapıyor! Kendini dünya ülkeleri ile kıyaslıyor! İleri gitmişliğiyle övünüyor, geri kalmışlığı karşısında günah çıkartıyor!
Türkiye kişiliğinin testini yapıyor! Geçmişten geleceğe “ne olduğu ile ne olması gerektiğini sorguluyor, kendine özgü yeni yol haritası çizmeye çalışıyor.”
Türkiye çağdaş olmak istiyor! Bunu yaparken özüne dönmek de istiyor!
Türkiye AB normları ile radikal dinin felsefesini de yapıyor tatbikatını da yapıyor! Ve ilahi…
VE TÜRKİYE “MİLLİYETLE DİNİ” EMİŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR! Radikal dinci bir yeni jenerasyon “Türklükle Müslümanlığın” Türk milletini yaratan birbirlerinden ayrılmaz iki “varlık mefhumu” olduğuna inanıyor… Bu görüş AKP çevrelerinde geliştikte Türkiye Cumhuriyeti’nin politikası haline geliyor. Hatta “Türkiye Cumhuriyeti” yargılanıyor… Üzerine oturduğu temelin ne kadar “sağlam” olduğu ile ne kadar zayıf olduğunun kavgalı tartışmalarına düşüyor!
Ve Türkiye, Atatürk’e sadece “Mustafa Kemal” diyen bir Cumhurbaşkanının yarattığı “emir komuta zinciri” içinde Namık Kemal’in “Osmanlıcılığını” ortalara serdiği şu şiirine nazire, “yeni bir Osmanlıcılık” başlatmak istiyor: Amalimiz efkârımız ikbali Vatandır/ Serhatdimize kala bizim Hak’i bedendir/ Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir/ Kavgada şehadetle bütün kâm alırız biz/ Osmanlılarız can verir nam alırız biz…” Türkiye şimdi de Osmanlıca’yı tartışıyor! Nedir bu Osmanlıca? Kıbrıs Türk halkı bünyesinde de var mıydı? Elbette! Öyleyse gelin 1905’lere yahut sonrası ile öncelerine gidelim…
19OO’LERİN İLK YILLARI. (İSKELE TUZLA’SINDA “ELİF LAM CİM” İLE BAŞLAYAN KIRAAT: Rahmetlik pederim yıllarını hatırlamadığı ancak “çocuktum” dediği Larnaka (İskele) Tuzla’sını anlatırdı. Orada doğduydu! Babası Ahmet Arif efendi “zaptiye” idi. Dedesi İbrahim Arif efendi hem imamdı hem de ilkokul çağındaki çocuklara caminin yanındaki bir odada “eski Türkçe” ders veren muallimdi. Rahmetlik pederim Nidai o dershaneyi ve dersleri şöyle anlatırdı.
“Yerlerde hasırlar seriliydi. Dedem İbrahim Arif efendi karşımızda bağdaş kurar otururdu. Önünde sıra gibi bir tabure vardı. Üstünde Arapça harflerle yazılmış Kuran’ı Kerim bulunurdu. Yanında da sınıfın en arkasında oturan çocuğa bile yetişecek uzunlukta bir kamış dururdu! O kamışla densizlik yapanın başına vurur hizaya getirirdi! Biz de bağdaş kurar oturur, boyunlarımıza asılı bez kılıftan “Kuran’ı kerimlerimizi” çıkarır hoca efendinin söylediği “cüz”ü bulurduk. Arif efendi Arapça okur, biz de ezberlemek için hep birlikte tekrarlardık…” Babam “elif lam cim” diye “eski Türkçe” yazıyı nasıl öğrendiğini de anlatırdı.
“ARAPÇA” DEĞİL, “ESKİ TÜRKÇE” DENİRDİ: Pederim ilkokulu bile bitiremediydi. Fukaralık, babasının sorumsuzluğu sonucunda daha ilkokulu bitirmeden şurada burada işçi olarak çalışmaya başladıydı. Buna karşılık “eski Türkçe” okur ve yazardı! (Arapça okur ve yazarız denmezdi!) harfler Arap harfleriydi ama metinler Türkçeydi… Benim de hatırladığımca Kıbrıs’ta “eski Türkçe” denirdi. Allah kendisine uzun ömürler versin dediğim ve büyük saygı duyduğum Harit Fedai Tınç bu konuda bir duayendir. Halen eski Türkçe basılmış gazeteleri, kitapları tercüme edip tarihimize kültürümüze kazandırmaktadır.
Hemen ekleyim: Biz 1940’lar sonrası yetişirken çevremizde “eski Türkçe” yazıp okuyan pek çok büyüğümüz vardı. Türkiye’de dil devrimi gerçekleştiğinde “eski Türkçeyi” okuyup yazanlar çok kısa sürede “Latin harfleri ile oluşturulmuş yeni Türkçeyi” de öğrendilerdi.
NEDİR OSMANLICA: Her zaman yazarım: Biz Namık Kemal Lisesi’nin ilk kurulduğu yıllarının öğrencileriyiz. 1954’lerden 1960’lara kadar Türkiye’nin en değerli öğretmenlerinin rahle’i tedrisinden geçtik. Mesela ben liseyi bitirdiğimde “divan şiirinin” ne olduğunu “kaideleri” ile birlikte hem bilir hem de Fuzuli’den Bakî’den, Nedim’den, Ziya Paşa’dan falan ezberlediğimiz şiirler okurduk! Mesela hâlâ ezberimde olan Fuzuli’nin şu mısraı: “Dehr bir pazardır herkes metaın arzeder, ehl’i dünya sim’ü zer, ehli hüner fazlı kemal! (Dünya bir pazardır, herkes malını sunar. Kimileri servetlerini ziynetlerini kimileri de beceriyle bilgilerini.)
FAKAT: Bize divan edebiyatını öğreten edebiyat öğretmenlerimiz bir yandan da Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu, Halit Ziya Uşaklıgil’i, Halide Edip’i okuturlar anlatırlardı. Dönemin ünlü Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in öncülüğünde tercüme ettirilen dünya klasik Romanlar hikâyeler anında Namık Kemal Lisesi’nin kütüphanesine gelirlerdi. Balzak’tan Emile Zola’ya, Volter’den Çehov’a kadar… Üstelik her yıl gelenek haline getirilmişti. Bir yıl Shakespeare’den bir yıl Molyer’den bir tiyatro eseri sahnelenirdi…
(Ne eğitim değil mi?) Bandosu, Shakespeare’den Molyer’den tiyatroları, dünya klasikleri romanları dolu kütüphanesi, Duvar Gazetesi, her yıl yayınlanan dergisi, aytışmaları, “Yurttan Sesler Korosu” (ki ben de hem bandoda hem de bu koroda vardım, periyodik aralıklarla Rum’un RIK radyosuna sonradan kurulan televizyonuna gider haftalık “NKL’si Yurttan Sesler Korosu programı” için kayıt yahut çekim yapardık…)
PEKALA NEDİR ŞİMDİLERİN TC’DE BAŞLAYAN BU YENİ EĞİTİM ARAYIŞLARI? Osmanlı döneminin ihtişamına duyulan hasretin tezahürü mü? Yetişen gençlerin atalarının mezar taşlarını okuyacak kadar “Türkçe, Arapça, Farsça” kelimelerden oluşan Osmanlıcayı öğrenmeleri mi? Eski Türkçe ile yazılan eserleri okuyup anlayabilmeleri mi? Latin alfabesini değersizleştirmek mi?
Şeyh Nazım da 1960’larda Mağusa’ya geldiğinde müritleri olan o dönemlerin gençleri “eski Türkçe” öğrendilerdi. Hem yazar hem de okurlardı. Çok zor olmadığını söylerlerdi… Fakat ne işlerine yaradığını hiç öğrenemedimdi çünkü “eski Türkçe” ile yazılan eserleri okusalar “Osmanlıca kelimelerden” dolayı anlamayacakları muhakkaktı.
MESELA BEN DE OSMANLI KELİMELER KULLANIRIM: Köşemi okuyan genç okuyucularım varsa eğer yazılarımın arasına sıkıştırdığım “Osmanlıca” kelimeleri anlamazlar! (Muhtemelen bana hayırdualar da koyarlar!” Mesela:
Bu memlekette artık kaç insan “mefkûre” kelimesinin anlamını bilir ki? (İdeal, ülkü.) Kaç kişi “idrak” sözcüğünü kullanır yahut manasını veya anlamını bilir ki? (Kavramak”tır diyeceğim de değil işte. Şimdi “bilincine varmak” derler. Güzel bir deyiştir.) Mesela bu yazıda da “tezahür” kelimesini kullandım! (Arapça bir kelime. Meydana gelme” anlamında kullanılıyor.)
Tabii ben bir dil uzmanı değilim. Fakat küçüklüğümüzden beridir bugün kullandığım dili kullanıyorum çünkü yetişirken büyüklerimizin dili ile eğitimimiz bu kelimelerden oluşuyordu. Sonra “Türkçecilik” akımı başladı ve bakın ne oldu?
Hakim mahkûm ettiği sanığa kararı şöyle okur: “Onur, haysiyet ve şerefi ile oynadığın için…” Üç kelime de anlamdaş. “Onur” Fransızca, “haysiyet” Arapça, “şeref” farsça… (Hatta İran’da “şerefli” anlamına gelen Eşref kelimesi çok yaygındır. Rıza Şah Pehlevi’nin kız kardeşinin adı prenses Eşref’ti… )
SONUÇ: Diyorum ki “yetişen gençler tarihlerinden kopmamak için yaşayan kelimeleri “Osmanlıca” olmalarını sorun yapmadan okuyup anlayabilmeli hatta konuşabilmelidirler. Bu konuda “Atatürk’ün kendi yazdığı esas “Nutuk”unu okuyup az çok anlamak yeterli bir dil zenginliği olur…” Yani gençlerimizi şaşırtmadan ve kelimelerle çok oynamadan fakat anlamlarını koruyarak Osmanlıca’nın bugün de kullanılan kelimelerini bilinçli olarak okuyup yazıp, konuşmak, dil zenginliği olmalıdır diyorum! Mesela siyasi sorunla ilgili “müzakerelere” kimimiz “görüşmeler” diyoruz… Bu dil zenginliğidir. Yerine göre hatta kulağa hoş gelecek ses uyumuna göre kullanılırlar…
Tabi Türkiye’nin Erdoğan’lı AKP’si tersine gidiyor! “Osmanlıca’yı” mevcut Türkçe dilinin yerine “ikame” edecek (yani koyacak) bir ideolojik “amacın, ilkenin, idealin” (hepsi anlamdaş) tasavvurlarını (yani düşüncesini) hayata geçirmeye çalışıyor! Radikal dinin “dilini” konuşma ve yazma dili olarak empoze etmeye çalışıyor ve tabi ki Türkiye’nin sanki dertsizmiş gibi başına yeni dertler gaileler açıyor!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























