Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ŞU KIRK YILDA BİZ NE YAPTIK?

“Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun”.
Her bahar memleket cennete döndüğünde, ben sevineceğime üzülürüm… Aklıma da hep Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu şiiri gelir.
Doğa her mevsim bu ülkeye başka güzellikler sunar da, biz bundan çoğu zaman haberdar bile olmayız.
Yıllar yılı yoğun çalışan insanlar için belki anlaşılabilir de, insan yaşlanıp, düşünmek için daha çok vakti olduğunda farkediyor bunu…
Küçücük bir ülke burası. İnsan sayısı belli. Gerçi kaynakları da belli ama, yine de elde avuçtakiyle çok daha yaşanabilir bir yer olamaz mıydı?
En azından basit, gündelik sorunların yakıcı olmadığı bir yer.
Oysa insanları kaygılı,umutsuz ve bir o kadar da karamsar…
Büyük umutların bile bir kaç ay içinde yıkıldığı bir ortamda ne olabilir ki karamsarlıktan başka…
O karamsarlık ki, kolay halledilebilir, dünyanın çoktan çözdüğü sorunları, daha da karmaşıklaştırıyor.
Çözümlerden uzaklaştırıyor, soruna sorun katıyor.
Hepsini bıraktık, birbirimizle uğraşıyoruz.

Sonuçta ülkemiz gerçekten çok zor günlerden geçiyor. Siyasi belirsizlik ve bunun yanında yaşanan toplumsal sıkıntılar,ekonomik göstergeler, ülkemizin içine düştüğü sıkıntılar ardı ardına geliyor.
Galiba tarihte ilk kez memur maaşı bile tehlikede. Türkiye ile ilişkiler ilk kez bu kadar bozuk.
Olmamış, görülmemiş bir durum… 
Bazen düşünüyorum da, bu ülkeyi yönetmek, insanları mutlu etmek bu kadar mı zor..?
Bir ucundan diğer ucuna 2-3 saatte gidilebilen bu cennet ülkede üçbeş yüz bin kişinin sorunlarını çözmek bu kadar mı zor…
Tarihe bakıyorum, bizden çok daha büyük savaşlardan çıkmış ülkelerin, kırk yıl sonra geldikleri noktaya bakıyorum. Her şeyi ambargolara, izolasyona bağlayanlardan değilim, olamam da.
O kayıpları karşılayacak kaynaklarımız hep oldu bizim.
74’ün getirdiği refahı yedik bitirdik, Türkiye’nin katkılarını da öyle.
Kazancımızın büyük bir kısmını kalkınmaya değil de, ölü yatırımlara harcadık. Evler yaptık, villalar yaptık, son model arabalara yatırdık, gezdik, tozduk, ama ne yeni bir okul ne de modern hastaneler yapamadık… Sistemi kuramadık, refahı yaratamadık…
Gereksiz, mantıksız harcamalarla bütçeleri delercesine bitirdik.
Cenneti, cehenneme çevirdik…
Şimdi oturup düşünüyorum da, sahi şu geçen kırk yılda biz ne yaptık..?

 

YERİN KULAĞI VAR
ÇOK GEÇ SAYIN TALAT:

CTP Genel Başkanı Talat, Türkiye Cumhurbaşkanıyla görüşmesinden sonra “Su konusunda bilgi kirliliği yaşanıyor, resmi anlaşma sağlanmadan bu bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması mümkün olamayacak… Fiyatı henüz belli değil, işletme hakkının kaç yıl olacağı henüz belirlenmedi… Yerel su kaynakları da devletin olmaya devam edecek” diyor… Neden bu kesin ifadeleri daha önce kullanmadı? Ya da şöyle sorayım, kim yarattı bu bilgi kirliliğini..?

HESAPLAŞMA ZAMANIDIR:
Su’dan başlayıp, ekonomik protokola kadar kazan kaldıranların bir gündemi daha var, o da daha çok para. Bir yandan paranın kaynağını lanetlerken, bir yandan daha çok para istemekteler. Ne bir fedakarlık, ne kanaatkarlık. Onun parası ödenmedi, bunun parası ödenmedi. E, yok be kardeşim. Sen kendi kendini yönetecek değeri yaratmadın ki, ne istiyorsun. Utanma, sıkılma da kalmadı.

HAKSIZ MI:
“Su akar, Kıbrıs Türkü bakar” diyen 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu, mevcut hükümetin, İrsen Küçük hükümetinden farkı olmadığını söyledi. Kusura bakmasınlar ama, bence az bile söylemiş, keşke Küçük hükümeti kadar olabilseydi. Yedi aydır taş üstüne taş koymadılar, kavga gürültü bir de su krizi. Olumlu tek icraat  yok… Tabii bu arada, yaşananların bunca yıl yaratılan yıkımın bir sonucu olduğunu da söylemek gerek…

BU TANIMLAR NE, DOĞUŞ HANIM:
Geçtiğimiz günlerde Ferdi Sabit Soyer, su konusunda “hayır”cıların konuşmadığından şikayet ediyordu, Doğuş Derya konuşmuş. Hem de her zamanki gibi… Her fırsatta cinsiyet ayırımcılığına karşı olduğunu savunurken, kendisi her konuda insanları cinsel kimliklerle sıfatlandırıyor. Geçmişte Özgürgün’e “Genç ergen oğlan çocuğu” diyen Doğuş Derya bu kez de “Ne deliganlılık” demiş…

PERŞEMBE’NİN GELİŞİ:
Su yönetimi konusunda ayrı düşen ortaklardan UBP, anlaşma metnini imzalamaları için CTP’ye Çarşamba’ya kadar süre verdi. UBP, “ya imzalarsınız, ya da bu iş biter” diyor. Hani bir söz var, “Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir” diye. Ortakların işi de tam o hesap. CTP için Perşembe’nin nasıl olacağı, Çarşamba gün belli olacak… 

GEÇ OLACAK:
Bütçe deyince aklımıza sadece memur maaşı geliyor. Oysa devletin verdiği bir çok ihalenin bedeli de ödenemez durumda. Mesele, TC kaynaklı alt yapı yatırımlarının paralarının ekonomik protokol imzalanmadığı için serbest bırakılmamış olması. Maliye Bakanı Özgür sürekli anlatıyor ama partisi önceliklerin farkında değil. Bir çok insanın işsiz kalması tehlikesi var. Bu bile “sosyalistelere” bir şey ifade etmiyor.  İşte müteahhitler, iş durdurmaya ve sokağa dökülmeye hazırlanıyor. Hem de yanlarına Sanayi ve Ticaret Odaları ile esnaf ve zanaatkarları da alarak. Farkettiklerinde çok geç olacak…

 

ZİRVEDEKİLER
Sunat Atun: “Bu bölgede olmayan tek şey su. Bakın Mısır’da, İsrail’de, Suriye’de, Irak’ta ve Güney Kıbrıs’ta petrol ve doğal gaz rezervleri var. Bu coğrafyada olmayan tek şey su. Bize 50 yıl boyunca sağlıklı, kaliteli bir su getirecek proje şimdi hayata geçiyor. Kimsede olmayan bir zenginliğe kavuştuk ama yeteri kadar anlamının farkında değiliz..”.

DİPTEKİLER
Dernek Maskaralığı: Bıktık şu tabela derneklerinden. Ne zaman bir acı olay, ya da bir kutlama olsa ortaya çıkarlar, sonra kaybolurlar. Üye sayısı belli olmayan, genel kurul bile yapmayan, kendinden menkul dernek başkanlarının fotoğrafları medyayı süsler. Demokrasi, çok seslilik tamam da, hiç bir iş yapmadan, kişisel reklam için kurulan dernekler var. Hani ‘baş ol da istersen soğan başı ol’ derler ya, o hesap. Yeni Dernekler Yasası Meclis Komitesi’nde kabul edildi, bakalım bu tantanada Genel Kurul’a gelecek zaman bulabilecek mi. Can sıktı artık…