Köşe Yazarları

STRATEJİ SIFIR, SİYASET 100…







KKTC’de nasıl yönetildi bu pandemi? Sizce Bakan Pilli’nin sürekli iddia ettiği gibi başarılı mı, yoksa kavgayla gürültüyle, kişisel, siyasi kaygıların ön planda olduğu el yordamıyla mı? Tabii ki ikincisi. Ben söylemiyorum, sağlıkçıların hepsi söylüyor. Hekimi de ebesi de hemşiresi de teknikeri de. Bilimin öne çıktığı, uzlaşma, anlayış, ekip çalışması falan yok. Planlama strateji desen hiç yok. Her şey günübirlik, olayların gelişmesine göre…




Dünyada ne varsa, biz de takip ediyormuşuz. Kör ediyoruz. İnsanlar her geçen gün yeni stratejiler geliştiriyor, veriler topluyor, varyant takip ediyor. Bizde, kendi doktorları açıkladı, devlet laboratuvarı Omicron’u bile yeterince tespit edecek kapasiteye sahip değilmiş, özel laboratuvarların testlerine bakmaktaymışlar…



Diğer taraftan, Omicron tarihe karıştı. Güneyde bilim adamları dünyada ilk defa yeni bir varyant keşfettiklerini açıkladılar, adını da “Deltacron” koydular, bütün dünya ajansları bunu haber yaptı. Bulaşı mı hızlı yoksa semptomları mı ağır henüz bilinmiyor. Haydi bakalım…

 

Biz bu arada iki kere bakan değiştirdik, bıraktım stratejiyi, adam gibi çalışan bir sistem geliştiremedik. Hala bugün “hastalara artık ulaşılabilecek” diye açıklama yapılıyor, utanç verici…

 

Kriz ortamlarında, ister doğal afet olsun, ister salgın, ister ekonomik kriz, hükümet dediğin bir strateji ekibi kurar. İçinde ilgili her kesimden insanlar olur, ortak akılla doğru olan bulunur. Artık o noktada siyasi kaygının yeri yoktur. Önemli olan toplumun karşı karşıya olduğu sorunun en az zararla atlatılmasıdır. Kurduğun sistem yap-boz olamaz. O gelsin adamından hizmet alsın, adamından test kiti alsın, öteki bunu sil baştan yapsın, insanlar perişan olsun.

 

Sonra adına kamu-diplomasisi denen bir olay var. Bizde devlet hafızası da kalmadığı için, kimsenin aklına gelmiyor ama halkı aydınlatmak da lazım. Ne yapılıyor, insanlar ne yapacak, ne zaman nasıl hareket edecek, nereye başvuracak, bunları anlatan kamu spotları yapılır; billboardlarda herkesin görüp anlayacağı uyarılar yapılır, gerekirse broşür dağıtılır. Sistem yok ki, neyi duyuracak…

 

İşte hekimlerin iş yapmama eylemi… Başlı başına bir başarısızlık öyküsü… Vaka sayısının bini geçtiği bir günlerde bunca zamandır her türlü fedakarlığı gösteren hekimlerin bir talebi varsa ve yerine getirilmiyorsa kötü yönetim demek de yetersiz kalır, ayıptır…

 

İşleri eylem noktasına gitmeden halletmekle görevli olan Bakan, bir de üstüne “içimizde casuslar var” falan diye komplo teorileri üretemez. Hekimlerle görüşmeyi reddedemez.

 

Kalktılar Cumhurbaşkanına gittiler, oradan da bir şey alamadılar, Başbakan’a gittiler ve eylemlerine ara verdiklerini açıkladılar. Kaldı ki, talepleri atla deve değildi. Nöbete kaldıklarında yemek hakkıydı ki bunu konuşmak dahi utanç verici. Canları çıkana kadar ek mesai yapıp, karşılığını alamamaktı; Bilim Kurulu’nda yer alamamaktı; temaslı oldukları halde çalışmaya zorlanmaktı…

 

Hele bir tanesi var ki, Bakan Pilli’nin olaya bakış açısını tam onikiden vurmuş; “Keyfi (siyasi) görevlendirmelerle, uzman hekimlerin Sağlık Bakanı’nın seçim bölgesindeki sağlık merkezinde mesai saatleri sonrası, uzmanlık alanları dışında tıbbi hataya açık şekilde hasta bakmaya zorlanması uygulamasına son verilmesi”…. Bunun üstüne daha ne denebilir ki…

 

Aradan 2 yıl geçti. Bilim Üst Kurulu siyasi direniş nedeniyle aylar sonra kurulabildi. Sonrasında da siyasetle Kurul arasındaki çelişkilere şahit olduk. İşte son örnek, vaka sayısı rekor üstüne rekor kırarken, temaslıları sokağa salma kararı… Bir Bilim Kurulu böyle bir kararı nasıl alır? Kalksınlar da bu işte siyasi gaile yok desinler.

 

Vaka sayısı 10 civarındayken temaslıları otellere gönderip milyon milyon ödeme yapan bakan aynı bakan. Şimdi ne oldu?  Bari evlerinde izole olmaya devam etselerdi. Bence iki sebebi var, Birincisi, bize açıklamasa da siyasi irade sürü bağışıklığına karar verdi; İkincisi, izole edilirlerse sandığa gidemezler korkusu… Haydi inkar etsinler, ben de inanayım.

 

Başarılı olduğunu düşünenler, durumdan memnun olanlar, buyursun, bu başıbozukluğun devamına oy versin…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

MİLYONLARI HARCAMAK HADSİZLİK DEĞİL, ELEŞTİRMEK HADSİZLİK:  

Tatar, külliye için toplumdan gelen tepkileri, “haksız ve hadsiz manipülasyonlar” ve “zehirli bir dil” olarak değerlendirmiş. Bu kadar seviyesi düşük bir siyasi bir söylemden sonra da eleştirenleri siyaset yapmakla suçlamış. E, pes doğrusu. Bu yoklukta milyonları lüks için harcamak hadsizlik değil, “yapmayın” demek hadsizlik… Yani bu devlet bu kadar perişan, kuruşa kurşun atarken, halkın milyonları savuranları eleştirmeye hakkı da yok. Bakın Tatar zehirli diyor, susun, sesinizi çıkartmayın, bu mudur? Aldanır.

 

BOL KESEDEN KİM ATIYOR ACABA:

UBP Genel Başkanı Başbakan Faiz Sucuoğlu, “muhalefetin bol keseden attığını” iddia ederek seçmenin boş vaatlere inanmamasını söyledi. “Para nerede, inanmayın” dedikten sora, UBP tek başına iktidara gelirse, kalkınma olacağından bahsediyor. Muhalefet en azından parayı nasıl bulacağını da söylüyor. O, hem para yok diyor, hem de kalkınma vaat ediyor. Hangisi boş vaat?

 

PARTİ DİSİPLİNİ KALMAMIŞ:

Özellikle UBP ve DP’de bazı adaylar alabildiğine kişisel reklam yapıyorlar. Hemen anlıyorsunuz ki, para konuşuyor. Bunların sandıkta nasıl kesileceğini hep beraber göreceğiz, tarihte çok örneği var. Ama asıl önemli olan, bu iki partide de otoritenin ve parti disiplininin tümüyle ortadan kalkmış olması. Gemisini kurtaran kaptan misali, herkes kendine çalışıyor. Her bakanın birer başbakan olması da ondan değil mi?

 

İSTERSEK BAŞARABİLİRİZ:

Birisi ülke ekonomisini Ayşe aba, Fatma teyze üzerinden dizayn etmeye kalktı, bir diğeri vatandaşa “ucuz olanı alın” tavsiyesinde bulundu. 3 yıldır ülkeyi yöneten bu zihniyet, ülkenin geldiği durum ortada. Ve aynı insanlar bugün çıkıp seçmenden “tek başına iktidar” istiyor. Emekçi, küçük esnaf, memur, hatta işveren, 3 yıldır yaşadıklarından memnunsalar gitsinler ve oylarını bu zihniyete oylarını versinler. “Zaten bir şey değişmeyecek” bahanesine sığınmak, baştan yenilgiyi kabullenmek demektir. İstersek bu zihniyeti değiştirmek kendi elimizde…

 

HANGİ ONUR:

“UBP kalıcı bir adres… Ben seçileceksem bu UBP’lilerin desteği ile olacak. UBP’ye onurlu bir mücadele ile mühür toplamaya çalışıyorum” diyen Zaroğlu’na sormak lazım, YDP’lilerin oyunu alıp vekil seçildin. Kurultayı kazanamayınca, “YDP’de devam edeceğim” dedin, “UBP’ye gidecek” diyenleri yalancılıkla suçladın, Millet Partisini kurduktan bir ay sonra tüm söylediklerini unutup UBP’den kontenjan adayı oldun. Şimdi kalkmış onurdan bahsediyorsun…

 

DSÖ AÇIKLADI, OMİCRON ÖLDÜRÜYOR:

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, düzenlediği basın toplantısında Omicron varyantının “hafif” olarak sınıflandırılamayacağını söyledi “insanlar ölüyor” dedi. Biz öyle bir rehavete kapıldık ki, sürü bağışıklığını teşvik ediyoruz. Hastalar olmayınca sağlık da kolay yönetilecek. Herkes gitsin evine, temaslılar sokakta dolaşsın, Bakanlığın da iş yükü azalsın. Dünyayı takibimiz bu kadar…

 









Başa dön tuşu