Köşe Yazarları

VAKİTSİZ MEVSİMLER








Böyle mevsimlerdi, bulutlar dövüşür gibiydiler ve radyolarda tekerlek bantlarda kaydedilmiş şarkılar çalmaktaydı.




Yollar, caddeler tekmil ıslak olur ve sivil arabalardan çok, gelip geçen askeri ciplerin tekerlek izleri yağmur tarafından durmadan silinip dururdu.



Böyle havalarda güneş alır başını gider başka diyarlarda bir kuş gibi konardı ağaç dallarına.

Böyle havalarda esrik vakitlerden kalma birbirine sarılıp saf tutmuş gibi duran cumbalı cumbasız, kerpiç ve sarı taştan evlerden umudunu yitiren insanlar çıkardı.

Evlerin ahşap kapıları ve panjurları genellikle yeşile boyalıydı; her bir ev bulunduğu yere çivi gibi çakılmıştı sanki, kim bilir kaç zamanı ayakta tüketmişlerdi.

Geceler kederliydi ve yürekler mavzer suskunluğunda.

Bu kent yaşayanların ayaklarına dolanacaktı fakat zaman henüz erkendi.

Bazan bir şey olurdu: Sündürmelerde ilkbahar, avlularda sonbahar.

Hiçbir şey olmamış gibi yaşamak.

En güzel mevsimler zemheride çıkıp gelirdi yağmurların, bulutların ve soğukların arasından.

Islak Venedik surları ve tekmil evler, yollar ve sokaklar ipe serilmiş çamaşırlar gibi tepsermeye durur, işte bu vakitlerde insanlar ne yapacaklarını bilmeden, herhangi bir amaçları olmadan, sadece güneşi düşünerek ve gölgelere basmadan güneşe yürürlerdi.

Zaman, hamalların sırtında taşınan yük gibi ağırdı.

Yaşamak, böyle vakitlerde bir kahvede güneş altında oturmak, havada biraz esinti varsa kesman bir yere çekilmek ve ağır geçen zamanı güneşte eritmekten ibaretti.

Ortalığı hareketlendirip neşelendiren seyyar satıcıların bağrışmalarıydı ki onların sesleri, beklenmedik anlarda ağaçlarda beliren ışıklar arasında ötüşüp duran kuşların seslerine karışır giderdi.

Sündürmelere ilkbahar düştüğünde ve avlulara güneş parçaları, kadınlar neşeli bir tempo içinde hummalı bir şekilde ev işlerine koyulurlardı.

Kapılar, panjurlar ve pencereler açılır, şilteler, battaniyeler ve yastık yüzlerine kadar ne varsa her şey güneşe çıkarılır, havalandırılırdı ve o her şey güneşle gelen vakitsiz ve kısa ömürlü baharla temizlenirdi.

Liseli kızların yüzleri bahar gibiydi ve güneş sanki onların gözlerinde açardı ve kederli kış günler ile ocak ayında basan zemheri şehrin genç kızlarının kaçamak bakışlarında delinirdi.

Dünya çamurlara bata çıka sürüklenen bir kağnı tekeri kadar ağır dönerdi; zaman geçmek bilmezdi ama geçecekti ve o yıllardan geriye tekerlek bantlara kaydedilmiş şarkılar kalacak, kimse böyle vakitsiz ve günübirlik mevsimleri anımsamayacaktı.





Başa dön tuşu