Köşe Yazarları

Stefan Zweig’ın Dostoyevskiyi çağrıştıran romanı: ACIMAK

Halil Paşa yazdı







Bu yılı, “kitap okuma dünyamda” Stefan Zweig yılı ilan etmiştim. Yani 2022’yi, en çok onun kitaplarını okumaya ayıracaktım. İlk dört ayda okuduğum kitapları arasında; dünyayı ilk kez dolaşan Macellan’ın, Amerika kıtasına ismi verilen Amerigo’nun, “romancıların şahı” Dostoyevski ile Balzac ve Dickens’ın yaşamlarını kaleme aldığı otobiyorgrafi yazılarından çok etkilendim. “Dünün Dünyası” ise bir başucu yapıtı. Son bitirdiğim “ACIMAK” romanı yazarın sekizinci kitabı. Şu ana kadar diyebilirim ki Zweig, yalnızca bir edebiyatçı değil, fakat aynı zamanda sıkı bir araştırmacı ve keskin bir gözlemci de.




Ne yazık ki okumakta çok geç kaldığım büyük bir yazar!



Zweig’ın 19’uncu yüzyıl sonu ile 20’nci yüzyıl başlarındaki Orta Avrupa’nın kültür ve değer yargıları etrafında kurguladığı ACIMAK romanına gelince:

Kitap dönemin Avrupasının aristokrat ve askeri yaşamı etrafında geçiyor. Ancak dikkatli okur, yazarın Avrupa’da soylu sınıfa yönelttiği sinik eleştirileri de yakalayacaktır. Zweig olaylar karşısında roman kahramanlarının iç dünyalarının karanlık labirentlerine de fener yakıyor ama okuru da kendi yorumunu yapması için adeta teşvik ediyor.

“Süvari Subayı Hofmiller, başından geçen macerayı şöyle anlattı” cümlesiyle başlıyor yazar ACIMAK romanına. Ve kitabın son sayfasına kadar da, roman kahramanının iç dünyasının peşini bırakmıyor. Bir masal tadında devam ediyor…

ACIMAK, Birinci Dünya Savaşının hemen öncesinde, yazarın da yaşadığı Viyana kentinin yakın bir kasabasında, geliri sınırlı memur bir babanın geçim gailesiyle askerliğe gönderdiği oğlu genç teğmen Hofmiller’in askeri kışla yaşamıyla başlıyor. Teğmenin, erken yaşta annesini, geçirdiği bir hastalık sonunda felç olup yürüme yeteneğini kaybeden ve varsıllığıyla göz kamaştıran ailenin tek kızı Edith ile tanıştığı andan itibaren de roman okuru etkisini altına alır. Kendisine düşkün, sonradan varsıl olunca soylu sınıfına yükselen babası, uşak ve hizmetçileriyle muhteşem bir malikanede ama hastalığıyla hayata giderek küsen Edith,

teğmene duyduğu aşkla yürüme arzusuyla dolup taşar ve yaşama yeniden asılıp ümitlenir. Ancak Teğmen Hofmiller, Edith’in aşkına, acıma ve merhamet duygularıyla yaklaşır.

Teğmen, kızın doktorunun, merhamet duygusuyla yıllardır kör bir kadını kendisine eş olarak seçmiş olmasındaki kararlılığından çok etkilenir. Ancak özellikle de asker arkadaşlarının sonradan varsıl olan tefeci bir Yahudinin “sakat” kızıyla evlenmesini fırsatçılık ve aşağılık bir davranış olarak benimseyecek olmalarına karşın kızla evlenmek konusundaki ikilemi onu bir açmazın ve bunalımın içerisine sürükler. Zweig burada doktorun acıma ve merhamet duygusuyla teğmeninkini karşılaştırır. Doktor; “kendisinden ne istendiğini ve nasıl yardım edeceğini bilen, bunun için merhametini cesurca gerçekleştiren”, buna karşın teğmen acıma ve merhametiyle zayıf ve duygusaldır.

Stefan Zweig’ın Dostoyevskiyi çağrıştıran romanı: ACIMAK

Peki bu ikilem romana nasıl yansır? Sonrasında gelişen olaylar heyecan verici ve fakat bir taraf için vicdan yönünden acı vericidir.

Zweig her eserinde olduğu gibi ACIMAK romanında da kişilerin iç dünyalarına girer, İnsanın davranışlarının düşünceleriyle uyumlu olabileceği kadar hangi koşullarda nasıl ters düşebileceğini de gösterir. Örneğin insanda merhametin öldürücü bir zaaf olabileceği gibi, vefalı bir kuvvet de olabileceğini anlatır.

Peki Edith ile teğmen Hofmiller’in ilişkisinde ilki mi yoksa ikincisi mi gerçekleşir?

Burada durayım… Ve potansiyel okuru merakıyla baş başa bırakayım mı?

Ama romanla ilgili biraz iddialı olacak ama bir gözlemimi de yazmadan edemeyeceğim!

O da şu: Stefan Zweig, “Dostoyevski’nin SUÇ VE CEZA romanındaki RASKOLNİKOF’un iç dünyasından oldukça etkilenmiş olmalı, romanın sonuna doğru Birinci Dünya Savaşına katılan Süvari Subayı Hofmiller’e: “İnsan hayatının tarihin o zamana kadar görmediği, bu yığın halindeki korkunç yok edilişi karşısında, tek bir cinayetin, şahsi bir hatanın ne önemi olabilirdi?” sorusunu sordurur. Tıpkı Dostoyevski’nin Suç ve Ceza roman kahramanı Raskolnikof’un işlediği bir cinayeti önemsizleştirip vicdan azabından kurtulmak için, Napolyon’un savaş alanlarında binlerce askerin ölümüne neden olan kararlarının onu, bir katil yapmayıp tam tersine bir kahraman ilan etmesine sığındığı gibi. Ve nasıl Dostoyevski Raskolnikof’un vicdanını, onu işlediği cinayeti itiraf edinceye kadar rahat ettirmediyse, Zweig da roman kahramanı Hofmiller’e kendi kendini sorgulayıp benzer bir vicdan azabı yaştmaya çalışır.

Nitekim Zweig, ACIMAK isimli romanını şu cümleyle bitirir:

“Ama o andan beri biliyorum ki insanın vicdanı hatırladığı müddetçe hiçbir hata unutulmuş değildir.”









Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu