CTP Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, ABD Başkan yardımcısı Biden’ın ziyaretini kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve bizim bu konudaki görüşlerimize katkı yapmış. Soyer, bayraklara sembollere takılmak yerine, demokratik varlığımızın öne çıkarılması gerektiğini, fakat Cumhurbaşkanı’nın “Bir usta bir memleket anlayışıyla” buna izin vermediğini, esas kaybın da bu olduğunu düşünüyor.
Bugün sayfamızı Sayın Soyer’in değerlendirmesine ayırdık;
“Sayın Mehmet Moreket;
ABD Başkan Yardımcısı Sayın Biden’ın ziyaretinden sonra köşenize taşıdığınız bir konu var. Meşhur sembol ve bayrak meselesi. Bununla ilgili olarak bunları sizinle paylaşmak istedim.
Evet, semboller, bayraklar değerlidir. Ancak her şey değildir.
Yazınızda vurguladığınız bir nokta vardı
Evet, ilginç bir saptama. KKTC’nin tanınmadığı ve BM’ler tarafından aleyhine karar da olduğu açıktır.
Peki, KKTC tanımamasına rağmen, Kıbrıs Türk halkının toplumsal ve kurumsal varlığının dünya tarafından da görmezden gelindiğini iddia edebilir miyiz? Bence hayır. Bir kere Sayın Biden’ın Kıbrıs’a ziyareti ve Kuzey’e de geçmesi bu bakımdan çok önemlidir. Bunun değerini ne Cumhurbaşkanlığı, ne de siyasi yapımız yeterince değerlendiremedi. Önümüze bu ziyaretle ilgili gaz, sembol, Maraş meseleleri ile ilgili çeşitli faraziyeler, senaryolar resmen cirilendi. Biz bunları tartışmaktan helak olduk. Ancak ABD Başkan Yardımcısı’nın, BM’nin KKTC karşısında kararı varken Kuzey’e geçiyor olması gerçeğini ve bunun önemini göz adı ettik. Bu ziyaretin zamanı çok önemli idi. Moldavya’daki Trans Dinyester meselesinin yeniden gündeme geldiği, Abazya, Osetya meselelerinin yaşandığı, buralarda ayrı devlet için referandumların yapıldığı ve bu yerlerdeki bu gelişmelerin de BM ve ABD tarafından kabul edilmediği gerçeğine rağmen, Sayın Biden Kuzey’e ziyaret yaptı. Bunların üstüne de en son, Kırım olayı eklendi. Ayrıca Ukranya’nın Doğu’sunda ayrı referandumlar yapıldı. Bunların yaşandığı bu sıcak bir ortamda bu ziyaret Kuzey’e gerçekleşti. Üstelik bütün bunlara dönük de ABD’nin çok sert ve karşı tavrının olduğu da gerçektir….
Ama bütün bunlara rağmen ABD Başkan Yardımcısı Kuzeye geldi ve Cumhurbaşkanlığı makamında Sayın Eroğlu ile görüştü. Bu nedenle ,”Önemli olan görüşmedir, sembollere takılmamak lazım” diyenler bir doğrunun sadece dörtte birini söylüyorlar. Çünkü, ABD Başkan Yardımcısı, BM’nin ilanını reddettiği, ABD’nin de tepki koyduğu ve dünyada da gerek siyasi, gerekse askeri hareketlerle benzeri yaşanan olayların olduğu ve bunlara dönük tepki koyduğu bir konjonktürde Kuzey’e geldi.
Bu önemli değil mi? Bu nedenle bu ziyaret çok önemli değil mi? Peki bunu sağlayan ve diğerlerinden farklı tavır almasını getiren neden nedir?
Şu anda dünyanın tam desteğini alan bir olay var. Geçmişi bir yere bırakın. Şimdi esas olan bir nokta var. Kıbrıs sorununu çözmek için başlayan görüşme sürecinin dayandığı temeli belirleyen bir Ortak Belge var. Biz tanınmasak bile, Kıbrıs sorunun çözümünde evrensel kabul gören bir tarafız. Bu Ortak Belge ile Kıbrıs’ta sorunun çözümünü sağlayacak olan Federal Çözümün evrensel kabul gören tarafıyız. Üstelik bu belgede açıkça, iki liderin onaylayacakları ortak belgenin, eş zamanlı olarak iki toplumun referandumuna sunulacağı da var. Yani dünya ve ABD bu Ortak Belgeyi kabul ederken, çözümün eşit tarafı olduğumuzu da kabul etmiş oluyor. Yani adanın geleceğini belirleme hakkına sahip olan eşit taraflarından biriyiz. Tüm dünya bunu kabul ediyor, KKTC’yi tanımasa bile…
Bunun için ayrılıkçılığın ve hakimiyetçiliğin gemi azıya aldığı dünyamızda Ukrayna’da, Kırım’da, Osetya da Abazya ve Trans Dinyester’de de olanlarla aynı kefede değiliz. Üstelik KKTC ilanına karşı BM kararı olmasına rağmen. İşte bunlardan ötürü Kuzey’e yapılan bu ziyaret çok önemlidir. Bu birleşik ve ortak bir federal çözüm bulmaya dönük niyet belirten tavrımızın getirdiği önemli bir kazanımdır.
Dünyada bize dönük takınılan ve haksız bulduğumuz tutumlara karşın aynı dünyanın Kıbrıs sorunun çözümünde eşit söz sahipliği ve adanın geleceğinde sözü olan bir toplum ve halk olduğumuzun teyidi olduğunun bir göstergesidir bu ziyaret. Evet,semboller, bayraklar değerlidir. Ama ona konum veren açıkça halkı ve toplumudur. Evet sembollerimizi bazısı sorun yapabilir, tartışılabilir. Ama, Kıbrıs Türk toplumunun, halkımızın varlığı tartışılamaz. Kabul gören esas budur. Hal böyle olmasına karşın, bu durum, sorumlu Cumhurbaşkanlığı tarafından yeterince değerlendirilmedi…
Sayın Başaran Düzgün dünkü yazısında vurguladı. “Sayın Biden bir saat beş dakika geçirdi Kuzey’de” dedi Sayın Düzgün, bunu eleştirdi. Haklı… Bunun için Cumhurbaşkanlığını sorumlu tutu. Doğru…
Sayın Biden, Güney’de, eski Cumhurbaşkanı Hristofyas’la, Kıbrıs Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri ile Dışişleri Bakanı ve belli sivil toplum örgütleri ile de görüştü. Ancak Kuzey’e yapılan ziyaret konusu Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu’na ABD elçiliği tarafından sunulmasına karşın, Sayın Eroğlu bunu elinin tersi ile itti. Sayın Biden geldi. Siyasi partilerimizle görüşmedi. Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı hiç bir karede olmadı. Halbuki hatırlayalım. BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-moon’un Kıbrıs’ı ziyaretini. Lokmacı Barikatı’ndan sonra Kıbrıs Türk halkı ile yüz yüze geldi. Ayrıca Cumhurbaşkanı ziyaretinden ve görüşmesinden sonra Kıbrıs Türk halkının Ana Muhalefet Partisi ve diğer siyasi partilerinin Başkan ve yetkilileri ile Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı ile Sarayda düzenlenen yemekte bir araya geldi. Görüştü, konuştu, dinledi. Şimdi Sayın Biden’ın ziyaretinde Sayın Eroğlu bunu darbeledi. Halbuki sembolleri tartışmalı kılınan halkımızın, esas noktası kurumsal varlığıdır. Bunu Sayın Biden yaptığı ziyaretle reddetmedi. Ama ne acıdır ki tekelci mantığın belirleyiciliğinde Sayın Eroğlu “bir usta, bir memleket” anlayışını yansıttı. Demokratik Toplumsal varlığın kurumsal ağırlığının görünür olmasını değil, gizlenmesini sağladı. Semboller tartışılırken, Sayın Biden’ın Kuzey’e gelmesini sağlayan esasın, yani adanın geleceğinin belirlenmesinde eşit söz sahibi olan Kıbrıs Türk halkının varlığının görünür olması bizzat kendi Cumhurbaşkanımızın dar bakış açısı ile gizlendi. Bu konuşulmadı bile. Ne acıdır ki, buna dönük esaslı tepki hala daha da konmadı. Sayın Biden, Kıbrıs Türk toplumunun farklı siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile ABD Büyükelçiliğinin düzenlediği iki toplumlu resepsiyonda yan yana gelebildi. Ama kendi Cumhurbaşkanlığımız, siyasi partilerimizin, Meclis Başkanımızın, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın, Ana Muhalefet Partisi’nin, Dışişleri Bakanımızın ve eski Cumhurbaşkanı’nın Sayın Biden’la birlikte bulunması imkanını elinin tersi ile itti. Bütün bunların, Sayın Biden’ın hazır olduğu yerde, yani Sarayda, yan yana gelmesi sağlansaydı ve Sayın Başaran Düzgün’ün ifade ettiği gibi bu ziyaret, bir saat beş dakika değil de iki saat, iki buçuk saat olsaydı fena mı olurdu? İşte yapılan esas yanlışlık buradadır. Bunu da bizim idare yaptı. Dünya sembolleri tartışırken, dünyanın tartışmasız eşit taraf kabul ettiği toplumsal varlığımızın, demokratik, kurumsal varlığı da görünür olsaydı bundan ne sıkıntı doğardı? Dışımızdakiler sembollere, içimizdekiler de demokratik varlığımızdan rahatsız…
Sayın Moreket;
Sayın Biden’ın ziyaretinde böyle bir görüşmenin sağlanmamasını kendine dert etmeyen, buna dönük talebi bile olmayan Ana Muhalefet Partimizin Başkanı Sayın Hüseyin Özgürgün ise, kendi twitter hesabında attığı tweetlerle, Sayın Biden’ın ne denli Rum – Yunan Lobicisi olduğunu ispat etmekle uğraştı. Kendini çok milliyetçi gösteren bazıları da artık, komik dahi sayılmayacak olan yaklaşımlarla, sözde milliyetçi tepkiler içinde, ona “ go home” dediler. Hatta sembollerle ile ilgili, görüşmenin oluşması için Saray’da bulunan formülden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu’nun da destekçisi olan bu çevreler, onu da istifaya davet ettiler. Yani memleketin sağ yanı, yansıttığı bu tavırlarla, Sayın Biden’ın ziyaretinden hiçte hoşnut olmadıkları mesajını verdiler. Evet, Sayın Eroğlu’nu, Sayın Biden’la, semboller tartışmasına karşın, görüşmesinden ötürü eleştirenlere dönük olarak, onun doğru yaptığını söylemek büyüklüğünü, sorunu çözmek isteyen herkes ifade etmelidir. Ama onun, Kıbrıs Türk toplumunun toplumsal varlığını, dar siyasi ihtiraslar için görünmez kılan bu tavrına dönük olarak da eleştirmelidir. Hep birlikte artık gücümüzü de görmeliyiz. ABD’ nin, Osetya, Abazya ve Ukrayna ile Kırım meselesinin ateşinin üstünde, BM’nin ilanına karşı kararı ve tavrı olduğu KKTC’ye, federal çözümün esas ve eşit tarafı olan Kıbrıs Türk halkının bu temelde kabul gören varlığına dönük, yeniden, esaslı vurgu yapan bu ziyareti değerlendirmek gerekir. Bunun için yalnızca çözümün isteklisi olduğumuzu söylemek yetmez. Ayrıca çözümün gerçekleşmesine dönük, yaratıcı, girişimci tarafı da olacak aktif dinamiği de üretmemiz gerektiği açıktır. Bunu yaptıkça daha da olumlu sonuçlara ulaşacağız…
Ferdi Sabit Soyer
CTP Mağusa Milletvekili
YERİN KULAĞI VAR
CUMHURBAŞKANLIĞI KAMUOYUNA AÇIKLAMA BORÇLUDUR:
Biden ziyaretinde hiç bir görüşmede Dışişleri Bakanı Özdil Nami yeralmadı. Hükümetten resmi bir tepki gelmese de, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bu konuda tepkisini “Cumhurbaşkanı her zaman işlediği günahı işledi yine Dışişleri Bakanı’nı yanına almadı. Bu bizim eksikliğimiz. Bu Eroğlu’nun tavrıdır. Böylece hükümeti dışlıyor” şeklinde gösterdi. Acaba gerçekten durum böyle mi? Ama yok eğer Amerikalılar “Biz KKTC’yi tanımıyoruz, muhatabımız görüşmeci Kıbrıslı Türk lider” ısrarında bulundularsa, onun da açıklanması lazım. Zira bu durum artık kamuoyunu da yaralamıştır…
SUYU DA SEÇİME KURBAN MI ETTİK:
Ada’mız, yüzyılın kuraklığını yaşıyor. Bunun böyle olacağı aylar öncesinden belliydi. Biz de kendi aklımızca su kesintilerinin bir programa bağlanmasını, fazla su sarfiyatını önleyecek tedbirler alınmasını, kampanyalar yapılmasını önermiştik. İşte o gün geldi çattı. Doluluk oranı Ocak ayında bile yüzde 23,6 olan göletler, kuruma noktasında. Ama hala ne devletten ne belediyelerden haber yok. Korkarım oy kaygısıyla hiç bir tedbir alınmadı. Suyu da yerel seçimlerin popülizmine kurban ettik. Seçim geçince dizlerimizi döveceğiz…
KOMİSYON TAMAM SIRA MECLİS’TE:
KKTC Anayasa’sında ilk etepta değştirilmesi planlanan 23 madde, Komisyon’da kabul edilerek Meclis’e gönderiliyor. Cumhuriyet Meclisi’nin, yarın olağanüstü toplanarak 23 maddelik Anayasa değişikliklerini görüşmesi ve görüşmenin aynı gün tamamlanması halinde cuma günü oya sunulması bekleniyor. Değişikliklerin kabul edilebilmesi için 34 milletvekilinin olumlu oy vermesi gerekiyor…
NÜFUSUMUZ 85-90 BİN:
Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle oy verme hakkı olan Kıbrıslı Türk sayısının, 58 bin civarında olduğu açıklanmıştı. Ancak Türk adayların, yaklaşık 30 bin kadar Türk seçmenin listeye alınmadığı iddiasını da göz önüne alırsak, bu durumda adadaki Kıbrıslı Türk seçmen sayısının yaklaşık 85-90 bin kadar olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta bunu da bizim envanterlerden değil, Rum’un verilerinden öğrenmiş olduk…
NE BEKLİYORDUNUZ?:
Güney Kıbrıs’ta Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği seçimlerinde oy kullanmak amacıyla dün sandığa giden Kıbrıslı Türkler’in büyük çoğunluğu, “adres sorunu olduğu” gerekçesiyle oy kullanamamış. Kıbrıs’lı Türk adaylar, dün yaşananları skandal olarak değerlendirip tepki koymuşlar. Baştan beri bu işin düzmece olduğu ve hiçbir Türk adayın seçilme şansı olmadığını söylemiştik. Rumlarla “siyasi eşit” olacakmışız. Eşitlik anlayışlarını dün gösterdiler…
TEK TARFLI LİNÇ:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün Meclis’te, CTP milletvekili Doğuş Derya’ya yönelik tavrını onaylamak kesinlikle mümkün değil. Olay günlerdir gazetelerin manşetlerinden düşmüyor. Ancak öyle sanıyorum ki Özgürgün’e karşı, tek taraflı bir linç kampanyasına döndü olay. Kusura bakmasınlar ama, Derya’nın da tamamen masum olduğunu söylersek, bırakın tarafsız davranmayı, biraz da ayıp etmiş oluruz. Hele de Doğuş Derya’nın Meclis’teki “vukuatlarını” bilenler olarak…
ZİRVEDEKİLER
BM İşkence Karşıtı Komitesi: Bizim yapamadığımızı yaptı ve Kıbrıslı Türk kayıp ailelerinin maddi ve manevi yolla tazmin edilmesinin yolunu açtı. Şimdi artık hem devlet, hem sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek, konuyu adalete havale etmeli. Ve böyle bir konunun da görüşme sürecini olumsuz etkileyeceği yanlışına düşülmemeli. Unutulmamalı ki, bunca yıldır bizler bu sebepten kendi elimizi kolumuzu bağladık, ama Rum tarafı hak arama mücadelesine hiç ara vermedi.
DİPTEKİLER
Yoannis Kasulidis: Vah vah vah… Kıbrıs Türk tarafı Maraş konusunda Kıbrıslı Türk uzman talep etmiş de, Rum tarafını küçük düşürmüş…! Bunu söylerken de, “Tamamen Rum bölgesi olan bir bölge içinde Kıbrıslı Rumları yasaklamak adına Kıbrıslı Türklerden söz edilemez” şeklinde ifadeler kullanmış. Rum Dışişleri Bakanı Kasulides’in yaptığı tam bir yavuz hırsız tavrı. Biz burada Biden’in adaya ilk adımından itibaren “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyoruz” demesinden, Kuzey’deki temaslarını düşük seviyede tutmasından kendilerini sorumlu tuttuk ya, bunu gözden kaçıracak. Müzakere masasında yapılan tartışmalarla kimse küçük düşmez. Kınanması gereken bir durum varsa, o da basınlarıyla birlikte kendilerinin yaptığıdır. Tipik Rum mentalitesi.
































