TAK geçtiğimiz çarşamba günü aboneleri ile paylaştığı önemli bir haber içerisinde şu satırlara yer verdi: “Ara Bölge’de toplanan KKTC ve Güney Kıbrıs’tan siyasi partiler, ada genelinde şovenizmle mücadeleye yardımcı olacak bir eğitim sistemine ihtiyaç duyulduğu görüşünde birleşti. Toplantıda siyasi partiler, eğitimin Kıbrıs sorununun çözümüne nasıl yardımcı olabileceğini tartıştı. Öğrencilerin kişiliklerine yardımcı olacak, kültürler arası eğitimi; barış içerisinde birlikte yaşamayı, şovenizmle ada genelinde mücadeleye yardımcı olacak bir eğitim sistemine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Siyasi partiler, eğitimin barış kültürünün geliştirilmesi ve tüm kesimleri kucaklayıcı bir iklim yaratmak için araç olarak kullanılması gerektiğini belirtti. Toplantıya KKTC’den, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG), Ulusal Birlik Partisi (UBP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Demokrat Parti-Ulusal Güçler (DP-UG), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Güney Kıbrıs’tan ise Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL), Demokrat Parti (DIKO), Birleşik Demokratlar (EDİ), Demokratik Seferberlik Partisi (DISI) ile Merkezin Yeniden Yapılandırılması İçin Siyasi Grup (EPALXI) temsilcileri katıldı.”
Bunları okuduktan sonra aklıma Nelson Mandela’nın şu meşhur sözü geldi: “Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğin en güçlü silah eğitimdir.” Gerçekten de Kıbrıs’ta bir şeyler değişecekse bu eğitim sayesinde olacaktır.
İki tarafın siyasi partileri arasında mutabakata varılan ve dikkat çekici olan, barış kültürünün geliştirilmesi için eğitimin araç olarak kullanılmak istenmesiydi. İstedikten sonra Mandela’nın da dediği gibi eğitim birçok şeyi değiştirmede önemli bir silahtır. Ama istersen!
Ne yazık ki, bugüne kadar Kıbrıs’ın her iki yakasında da hakim olan sınıflar bu adanın son 60 yılında eğitimi hep şovenizme alet etmişlerdir. Bu durum yakın zamana kadar da devam etmiştir. Kıbrıs adasının her iki yakasında yer alan siyasi partilerin eğitim adına böyle bir karar alması bu anlamda önemlidir.
Hele hele bu siyasi partiler arasında UBP, DP, DİSİ ve DIKO’nun da olması kararın önemini bir o kadar daha artırıyor. Yıllardır bu siyasi partiler şovenizm ve milliyetçiliği değil eğitim, hayatın her alanında kendilerine şiar edinmiş partilerdir. Bizim öğrencilik yıllarında, ortaöğretimde okuduğumuz Kıbrıs Tarihi kitapları şovenizme dibine kadar batmış, milliyetçilik de iliklerine kadar işlemiş kitaplar durumundaydı. Kıbrıslı Rumların da bundan geri kaldığını söylemek çok güç… Türk düşmanlığı eğitim sisteminin en önemli özelliğiydi. Onlarda da şovenizm hat safhada…
Neyse ki en azından şovenizmin bu topraklarda yarattığı tahribatı anlamışlar ki özellikle sağ ve milliyetçi partiler de bu belgeye imza attılar. Önemli olan bu toplantında alınan kararların en erken bir zamanda uygulamaya konulmasıdır. Eğitim sistemlerinde bu anlamda gerekli değişikliklerin yapılarak gerçek anlamda eğitimi iki toplumun yakınlaşması ve barışa hizmet etmesi için işe koyulması gerekir.
UBP, DP, DİSİ ve DIKO’nun attıkları bu imzalara ne kadar sadık kalacaklarını göreceğiz. Özellikle UBP’yi daha da merak ediyorum. 2009’da iktidara gelirken, tüm uluslararası kurumlarca kabul gören Kıbrıs Tarihi kitaplarını bir çırpıda değiştirip içini milliyetçi ve şovenizm içeren bilgilerle donatan, adını da sanki da Kıbrıs’ta tarih Türklerle başlamış gibi “Kıbrıs Türk Tarihi” diye değiştiren bir siyasi partinin samimi olduğuna inanmam biraz zor. Umarım UBP attığı imzaya sadık kalır da ben yanılırım.
Gelelim bildirinin ana fikrine… Elbette bu ülkeye barış gelecekse eğitimin çok önemli görevi vardır. Bu ülkede yaşayabilen bir çözüm olacaksa yine eğitime büyük görev düşecektir. Her iki tarafın hükümet partileri hiç vakit kaybetmeden öğretim programlarında yapacakları değişikliklerle attıkları imzalara sahip çıkıp, samimi olduğu göstermek zorundadırlar.
Aksi taktirde çözüm ve barış bizden hep uzak duracaktır.
































