Soğuk bir şubat akşamında arabayı Mormenekşe’den Kumyalı’ya doğru sürerken aklıma Yeniboğaziçi Belediyesi’ni Sakin Şehir yapmamızla ilgili süreç geldi. Bu ülkede kaç kişinin rant, şov, çıkar peşinde koşmadan gerçek anlamda insanı, doğayı, yaşamı güzelleştirmeyi önemsediğini artık biliyorum. Nerdeyse şifreler çözülmüş gibi. Eskisi gibi süslü, püslü söylemlere de inanmıyorum. Sakin şehir felsefesini ruhunda, hayatında duymayan kimse gerçek anlamda içinde olamaz. İlla bir yere üye olup da komitede çalışmaya da gerek yoktur. İnsanca sancılar duyan, her şeyden önce bunu önemseyen ve o çarkın dişlileri arasına çomak sokmaya çalışan herkes, insandan yana faydalı bir iş yapıyor demektir. Tıpkı toprağa bir tohum eker gibi…
.jpg)
Kendi bölgemle ilgili hiçbir resmi açıklama yapmadım. Değmezdi. Ben insanların bu işleri yaparkenki insani ilişkilerini, inceliklerini de önemserim. Sakinlik denilen felsefe sadece yolların, sokakların sakinliği değildir. İnsan hayandaki dinginlik, insan odaklı çalışmalar, insanın bir robot gibi olmadığı, duygularıyla, hissettikleriyle yaşaması ve bunlara dokunması demektir. Bu felsefeyi önemsememin nedeni gerçek anlamda insanın şehirle, inanın doğa ile toprak ve tohumla yani hayatla olan kopmuş bağı ile ilgilendiği içindir. Bence ülke olarak bunu en çok bildiğini düşünenler bile bunu özümseyememiştir.
Artık deli deli uğraşma hevesim çok. Sadece birkaç inandığım güzel insanla yapılacak olan çalışmalar olabilir bundan sonra ancak. Desteğimin olabileceği ufak dokunuşların büyüyerek kocaman güzelliklere çıkacağını bildiğim Kumyalı’ya beni götüren yol gibi.
Kumyalı yolu bana çok uzun geldi. Ablamla yolda giderken hatta bir yerden geri dönmeyi bile düşündük. Eski hataları tekrarlamak istemiyordum. Emeğimin, sevgimin, sabrımın, zamanımın artık korunması ve kolayca harcanmaması gerekiyordu.
Tüm ikilemlere rağmen gecenin karanlığında Nitovikla’ya vardık. Kıbrıs’ın Kıbrıs olduğu o büyülü yere. Avluya girer girmez bir Kıbrıslı orada ne hissederse onu hissettik… Tanıdıklık hissi. Kendine ve yurduna yabancılaşan herkesin oradan öğrenecekleri çok şey vardı mutlaka.
Oraya gitmemizdeki amaç, seçim konuşmalarında projelerini anlatırken MEHMETÇİK’i CITTASLOW yapacağım diyen ve belediye başkanı seçildikten sonra da hızla bu işe girişen Mehmetçik B. Başkanı Cemil Sarıçizmeli’nin sözünde durmasıydı.
Başkan, DAÜ’den eski arkadaşımız. Mehmetçik için büyük bir şans. Vizyonu, girişimciliği, liderlik vasfı ile bölgede fark yaratacağına eminim. O belgede müthiş bir potansiyel var elbette. Slowfood açısından bence araştırmacı yazar, müthiş bilgi birikimi, dudakları uçuklatacak emekleri, uğraşları, çabaları için Kıbrıs’ta büstü dikilecek nadir insanlardan birisi de o bölgede. Yani slowfood için görüştüğümüz, birlikte çalışmalar yapmak için heyecanlandığımız NITOVIKLA GARDEN HOTEL’in sahibi, tüm Kıbrıs’ın bildiği, pek çok kitap yazan, pek çok sanatsal, kültürel organizasyonlara imza atan ZEKAİ ALTAN’dı. Sıfatlarını ve yaptıklarını anlatırken eksik bıraktığımı biliyorum.
.jpg)
Nitovikla, buram buram Kıbrıs kokan otel (evlerinden dönüştürdükleri yer) , otelin altındaki mağara, eski ve antika Kıbrıs eşyaları, islimler, fanuslar, tekneler neler neler… Orasının maddi zorluklarla dönmesi Kıbrıs’ın bir ayıbıdır. Kıbrıs’ta o ayarda ve o içerikte o kadar geniş ve büyük bir yer daha yoktur.
Zekai Altan, Cittaslow yolundaki en önemli adımlardan bir tanesi olan Slowfood Birliği’nin o bölgede kurulması için öncülük ediyor. Daha önce bu yolu geçtiğimiz ve de gönül dostluğumuz olduğu için biz de akşam Kumyalı’ydaydık. O havayı birlikte kokladık. Zekai Altan ve ailesi, bırakın slowfoodu, sakin şehri, çok daha ötesini kendi yerlerinde kurmuşlar. Çoktan sakin şehri orada yaratmışlar. Onlar bizlerin çok daha ilerisinde ve ötesinde.
Zekai Altan’ın Nitovikla yolunda ek çok zorlukla, adaletsizlikle karşılaştığını biliyorum. Kıbrıs kültürünü yaşatma çalışmalarından inadından vazgeçmemiş, hala maddi sorunlarla boğuşan bu muhteşem insanlarla çalışmak ancak bir şans olurdu bana. Zekai Altan’ın araştırmaları, kitapları, ödülleri, projeleri, yaptıkları, yapacakları insanda büyük bir heyecan yaratıyor. Orası bet salonu değil, çocukları zehirleyen yer değil, kumarhane hiç değil. Orda kültürümüzün, sanatımızın, insanımızın aynası var. Orasının turistlerle dolup, taşması gerekirken bu insanlar her türlü zorlukla boğuşmaktan yorgun düşmüşler. Nitovikla’nın hala bu Kıbrıs’ta turist akımına uğramaması, farklı yerlerden özellikle desteklenmemesi bizim kendi ayıbımızdır.
Mehmetçik’te (Galatya) başlatılan Cittaslow çalışmalarında o bölgenin yaşayan kültür mirasçısı, büyük değer Zekai Altan’dan faydalanılması müthiş güzelliklere neden olacaktır biliyorum. Slowfood için ilk adımı attık Zekai Altan’la Nitovikla’da. O büyülü yerde. Geriye dönerken içim ışıl ışıldı. O inanç, Kıbrıs’ımın özlediğim güzellikleri, o birikim, emek, sevgi, dostluk beni derinden etkilemişti. Araba ile gecenin karanlığında ablamla geriye dönerken yapılan hiçbir güzel işin boşa olmadığını anlatıyordu bana yaşadıklarım.
Bu ülkede hala güzel şeyler yapmak için neden var.
Bu güzellikleri gerçekleştirecek güzel insanlar var.
Ve biliyorum ki güzel insanlar, ancak güzel şeyler yapar.
GİZEMLİ KIBRIS – KİTAP (BASINIMIZDAN)
Turizmci-araştırmacı yazar Zekai Altan’ın Gizemli Kıbrıs eseri Hollanda ve Belçika’da Flemenkçe diline çevrildi… 700 sayfalık kitabın içeriği Kuzey Kıbrıs’ın tarih, kültür, flora, fauna ve arkeolojik bilgilerini içeriyor. Kuzey Kıbrıs’ta 2. baskısı gerçekleştirilen kitabı şimdi Avrupa’da basıldı. Kuzey Kıbrıs’ta Türkçe olarak 2. baskısı yapılan eser Kuzey Kıbrıs’ın tanıtımına ciddi bir katkı sağladı. Gizemli Kıbrıs Hollanda’nın en büyük beşinci tur operatörü olan Corendon tarafından basıldı.
“GİZEMLİ KIBRIS” HOLLANDA’DA DÜZENLENECEK OLAN GALADA TANITILACAK.
“Gizemli Kıbrıs” aynı zamanda Belçika ve Hollanda’da görme özürlülere katkı amaçlı olarak kabartma yazı dilinde de görme özürlüler için de çevrisi yapıldı. Görme özürlüler için de telif hakkı Zekai Altan tarafından bağış yapıldı.
Konu hakkında açıklama yapan turizmci-araştırmacı yazar Zekai Altan şunları söyledi. “Şahsım ve ülkem adına sevindirici bir olay. Ülkeme gerek kitaplarımla gerekse yatırımlarımla en iyi bir biçimde katkı sağlamayı hedef aldım. Bu olay bir anlamda da ciddi bir motivasyonu sağladı. Yurdumun kültürüne sahip çıkmaktan ve onu sürdürülebilir kılmak ve tanıtmaktan daha güzel bir şey olamaz. Kitabın çevirisinden baskısına kadar emeği geçenlere teşekkür ederim.”
Zamana Kazılı Mektuplar
Kim bu bilgisiz ve dilsiz yürüyen kalabalık? Nerden oluşur bu karanlık, batık ve hastalıklı ortalık? Ortalıkta bir alabalık. Tuta tuta tutulan bir zaman. Zamanın içi oyuk. “Oy-oy” diyen zeytinin kökü yan/r/ık… Mersinin boynu bükük, babutsanın adı kayıp… “Oy- oy” bu ülkenin insanı nerede? Kim bu burnuna takılan halkayla ortalıkta oynayan umursuz kalabalık? Oyuklarına gizlenen bu göçebe umutlar kimlerin malı? Bu cennet ada hangi şiirin vatanı: Kimin bu iç yarası, bu içinden doğru bükülen bıçak hangi “Lefkoşe” hatırası?..
Bir şamar gibi saçlarında sokaklar, sokakları da engebeli yalnızlıklar taşıyan çocuklar kimin doğurdukları: Ellerinden tutup sesimi aradığım yüzler kimin. içinde darağacı büyüttüğüm satırlarım hangi rahmin artıkları. Aşk konuşur bütün dilleri diyen satırlar nereye çekildiler. Mağusa surlarına gizlenen nergisler nereye çekip gittiler. Kelimeler birer mızrak gibi batarken yaralı bir kuş sesine gebe zaman. Kanatları kesik kuşlar memleketinde UÇ verdi “barış” denen paslı yalan.
Mağusa henüz dost kokulu bir sabah, aşk tükenmez bir düş, organik beslenmeye sığınmak nedir bilmezken kimyasal aşkların hormonlu duyguların hapishanesinde tıngır mıngır masallar, şangur şungur kırgınlıklar ortasında, kalp krizi, kanser, damarlarımızı tıkayan şu zamane yaşamın kuralları ve alışkanlıklarına rağmen yaşayabilme çabası: Sevmek, unutmak ve hatırlamak… Her şeye rağmen gülebilmek değil midir çılgınlık? Tüm siyahları kuşanarak, gökkuşağı renginde bir sabaha ulaşma çabası “sormak, yazmak ve susmak”…
Sordum ve konuştum. Ben kırılgan bir kuştum. Kanatlarımın ağırlığına yokuştum…
Az gittim, uz gittim, kendi kendime “uç”tum…
SÖZCÜK BORSACISI
Şehri karıştırdı akşamüzeri
Geride suskunluk kalan saatlerde
Teneffüse çıkamayan bir çocuk gibiydi
Aşkımsı bir hayalin örselenmiş haliydi
Şehir koca bir çöplüktü sanki
Yaseminler saçılmıştı orta yerlere
Merhabalar yedek birer kelimeydi
Ayrılık, emir vermiş bir komutandı askerlerine
Şehrin yüzüne baktı
Sulu erik tadında bir şarkı taktı diline
Ödünç aldı şehirden sızısını
Hayata borçlandı sözcük borsacısı
































