Hep ayni sendrom! “Yaşlı kuşak ve “ah şu gençler!” Mesela aile efradı arasında siyasi sorunu tartışmak durumunda kaldığımda, sadece karımı görürüm yanımda..
Ya yıllar önce ayni gençliği yaşamışlığımızda baba anamızla, ağabeylerimizle var mıydı ayrılık gayrılığımız? Koltuklarının altında büyür ve geleceklere el ele yürürken olamazdı..
Öylesi mi daha iyi olduydu yoksa artık daha ortaokula başlarken palazlanıp yuvadan uçan kuşlar gibi hür ve egemen, kendi yollarını kendi iradeleriyle yürüyen genç kuşağın; siyasi ve toplumsal sorunlara yönelik türlü çeşitli tutumlarla yaklaşımları mı daha yararlı olmakta?
Biz Denktaş kuşağı değildik. Fakat Kıbrıs siyasi sorununu anlamaya başladığımızda kafaları ideolojilerin tutsaklığında statükolaşmış ayni kuşak arkadaşlarımız nedeniyle canımız sıkılıp da Sol’dan Sağ’a geçmek zorunda kaldığımızda, orada lider Denktaş’ı bulduk.
KIRILMA: Eğer bir gün müzakereler başarısızlığa uğrar ve çözümsüzlüğü çözüme dönüştürecek beceriyi göstermeden Güney’in yarattığı siyasi anaforun içinde boğulursak.. Yahut çözüm olmasına karşın nüfusumuzdan mülkümüze, yönetselliğimizden güvencemize kadar Rum tarafınca bloke edilmiş haklar kısırlığında azınlıktaki cemaat durumuna düşüp varlık nedenimizi kaybedersek; bilmeliyiz ki bu kadersizlikle yenilginin sebebi hiçbir devrede siyasi sorunu ulusal dava haline getiremediğimizdendir!” Ve bunun da sorumluları o geçmiş dönemlerde karanlık çıkarlarına siyaset kulpu takan muhalif kodamanların, yetişen genç kuşağı Kıbrıs siyasi sorunu üzerinden Denktaş’ın üzerine saldırtıp yıpratma politikası gözlemeleridir!
YA RUMLAR: Çok partili sisteme geçerlerken Kıbrıs siyasi sorununu kilise ile birlikte ayrısız gayrısız “ulusal dava” olarak taşıdılar bugünlere kadar! Kendi aralarındaki tek anlaşmazlık (Türklerle adayı paylaşıp paylaşmamak değil) Enosis’i gerçekleştirmek üzerine oluşan kavgalarıydı!
Pekala Biz benzer bir kavgayı yaptık mı? Mesela TC ile birleşme mücadelesini? Hem de self determinasyon hakkımız olmasına karşın…
SONUÇ: Bakın Rum tarafı sandığımızdan ve sandığınızdan çok daha fazla istemektedir Kıbrıs’ı! Tek bir engel vardır önünde. Adadaki Türk toplumu! O da engel değil ya.. Türk toplumunun garantörü Türkiye… Bu barikatı kaldırdığında amacına ulaşacaktır!
SAHİ, NEDİR YEREL YÖNETİMLER?
“Bazı belediyeleri birleştirmek gerekir” önerisini getiren ilk’lerdendim.
“Hantal Merkeziyetçi Sistemi” izale etmek için “Yerel Yönetimlerin artı yetkilerle güçlendirilmesini” de ilk savunanlardandım.
Belediye sınırları içinde yolundan ışıklandırmalara kadar tek yetkili ve sorumlu olması gereken kurumun da seçilmiş Belediye Başkan ve Yönetim kurulları olmalıdır” dediğim gibi..
İlle de büyük ülkelerin yönetim sistemlerini kopyalayıp küçük coğrafyamıza yerel yönetimler olarak yapıştırmak zorunda değiliz de dedimdi!
FAKAT: Yaratıcılığın ve büyük düşüncenin olmadığı yerde Amerika’yı taklit etseniz de Afrika’nın Baluba kabilesi oluşu bile aşamazsınız! Belediyelerimiz bu kısır “yönetim anlayışının” kurbanlarıdırlar, doğrusu onların da kurbanları belediye sınırları içinde yaşamak zorunda kalan insanlardır!
GÜNEY’E BAKIN: Kararı bizden sonra mı aldılar bilmiyorum. Ancak Güney Kuzey’den çok daha büyük olmasına karşın 30 belediyesi vardır. Artık bu 30 belediyenin bile giderlerle gelirlerinde ve hizmetleri yönünden sorunları olmalı ki karar verdiler hem reorganizasyona tabi tutacaklar hem de bazı belediyeleri birleştirecekler. Bunun için de 2 buçuk yıl “yerel yönetim seçimlerini ertelediler!” (İşte yapacağım dedi mi seçimleri bile ertelemeyi göze alan bir yönetim erki.)
BİZE BAKIN: Tüm belediyeler battıktan ve artık devletin sırtında kambur haline geldikten sonra karar verdiler bazı belediyeleri birleştirecekler… Zaman zaman lafı da işitiliyor ama parmağını oynatan yok! Neden?
Çünkü ne kadar çok belediye varsa siyasi partiler için o kadar çok seçim sandığı vardır. Birinden çıkmazsa ötekinden! Her belediye, iktidara gelen partiler yönünden o kadar çok istihdam kapısıdır, seçim dönemlerinde kampanyalara katılacak o kadar çok gönüllü demektir!… Ne kadar çok belediye o kadar çok rant ve kıyaklar demektir!
SAKIN BİRLEŞTİRMEYİN AMA: Çünkü şu andaki Belediye sınırları içinde yükümlü oldukları hizmetleri veremezlerken, kilometrelerce ötelere kadar uzanacak yeni sorumluluk alanlarına dürbünle bile bakacak mecalleri kalmaz!
KISACA TAKILDIĞIM: (UYUŞTURUCU SORUNU BÜYÜYOR!)
Bazı sorunlar vardır lafını etmek bile abese iştigaldir! Uyuşturucu ve alkol bağımlılarının toplumu üzerken hem kendilerine hem çevrelerine zarar veren sorunları üzerine yazmak da bu fuzuli işlerden biridir! Biliyoruz ki ne kentlerde bu konuda özel klinikler kurulacaktır ne de tedavi amaçlı girişimler başlatılacaktır. Galiba Lefkoşa’da vardır da ne kadar etkilidir bilinmiyor.
Sorun büyüyor! Çünkü Üniversiteler çoğaldıkça öğrenci kaparozlama uğruna sürdürülen rakebet de büyüyor. Öyle de olunca Afrika’da adı sanı haritalarda bile zor bulunan ülkelerden de öğrenciler gelmekte, ateşler içinde yanarken göç yollarında savrulan Ortadoğu ülkelerinden de.. Haberleri yayınlanıyor, bazılarını zaten görüyor biliyoruz. Uyuşturucu ticareti sürekli artıyor. Son zamanlarda dağıtımları satışları hep “öğrenci” adları ile veriliyor.
Abese iştigal da olsa gene yazalım: Süratle polis ihtiyacı giderilmeli, bu konuda uzmanlaşmış birimler oluşturulmalı ve her kentte uyuşturucu alkol krizlerine anında cevap verecek ambulanslı özel klinikler oluşturulmalıdır. (Nerde o bolluk lüks demeyin. Yarın daha çok kabaracak faturası hiç ödenemeyecek eğer bugün yapılması gerekenler yapılmazsa!)
































