Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sona gelinirken sinirler de geriliyor!

Annan  planı dönemlerinde de benzer olaylar yaşandıydı. Hatta o dönemlerdeki bazı kavgalardan kaynaklı kırgınlıklar hâlâ devam ediyor! Nitekim halkın “kamplara ayrılması” da o dönemlerin devamı. Şimdilerde de İnsanlar birbirlerini “çözüm isteyenler çözüm istemeyenler” ayırımında yaftalıyorlar! Müzakerelere  de bu “iki başlık” altındaki yorumları ile  yaklaşıyorlar!  Hem de Sn. Akıncı’nın “ketumiyetine” karşın. Oysa Sn. Akıncı bugüne kadar müzakerelerde ne olup bittiği konusunda açıklama yapmazken Anastasiadis bülbüller gibi şakıyor, açıklama üzerine açıklama yapıyor! Sn. Akıncı da “gizliliğe uymadığı için Anastasiadis’i sadece kınamakla yetiniyor!

       RUM TARAFI: Hemen her müzakereden sonra Rum medyası ile muhalefeti  nelerin konuşulduğunu ayazlatmakla kalmıyor, Anastasiadis’i  Rum halkının çıkarlarını çekip alamadığı için suçluyor!       Çünkü başından beridir Güney’de yaratılan imaj (bizim  çok ödünler verdik yakınmamıza karşın)  müzakere safhasında Annan planının çok üzerinde kazanımlar elde edecekleri yolundaydı.. Oysa diyor Rum medyası “Güzelyurt’un iadesi bile tehlikededir, olmayabilir…”  Tabi beklentiler en üst seviyede tutulursa tabi ki hüsranı da getirecektir.

       BİLDİKLERİMİZ: Her müzakerecinin de açıklamalardan kaçınacaklarına yönelik prensip anlaşmasını Anastasiadis ve Rum medyası sulandırıp kırarken, Sn. Akıncı ketumiyetini sürdürüyor, “günü geldiğinde yayınlayacağımız kitapçıkta  ne olup olmadığını anlayacaksınız diyor.” Yani referanduma gidiş safhasında Kıbrıs Türk halkı anca bilgilendirilecek!

       DOĞRU DEĞİL: Bu tutumun doğru olduğuna inanmıyorum. Çünkü Rum tarafı gizliliği delerken elbette ki “kirli haber ve yorumlar” da söz konusu olacak, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeyen Tük halkı bu haberleri değerlendirmek durumunda kalırken, kendi siyasi görüşleri nedeniyle umutla umutsuzluk yaşayacaktır! Tartışmaları, kavgaları da cabası! Nitekim yavaştan başladık! Feyisbuktan ve gazete köşeleri ile siyasi partilerden yayılan türlü çeşitli yorum ve düşünceler çoktan kırıcı olmaya başladı, tutun ki karşıt görüşlerin insanları kavgaya varacak tartışmalar yapıyor!       Oysa sona geliyoruz ve  halkın sükûnete iç barışa ihtiyacı vardır. Başta Sn. Akıncı olmak üzere hükümet kanadı ile tüm siyasi parti ve sendikalarla medyanın bu konuda yatıştırıcı olmaları konusunda çaba sarf etmeleri kaçınılmazdır.

                                 **********                                    

  SORUNLARIMIZ VE BÜROKRASİNİN ÖNEMİ

       1974’de hâlâ çok iyi durumda işini bilen, bildiği için seven, sevdiği için de iş bitiren İngiliz döneminden kalma bir “bürokrasimiz” vardı. Bu “bürokratlar” yaptıkları işlerinden dolayı “statü” sahibiydiler ve kendilerini statü sahibi yaptığı için işlerini çok seviyorlardı.

       İşte İngiliz farkı buydu! Biliyordu ki devleti kendi memleketinde bile ne krallar kraliçeler yönetir ne de gelip giden hükümetler. Kalıcılıkları ile bürokratlar yönetir. Bu nedenle onlara  “hukuki statü” ve üstünlük kazandırır  koruma altına alırdı..

       Bilir misiniz bu memlekette İngiliz sömürge döneminde bir dairenin müdürü, “sanki memleket yöneten  vali esamesindeydi. Emrindeki hiçbir memur bir dakika bile işine geç kalamaz, bir dakika öncesinden bile işinden ayrılamazdı… Hele iş savsaklama asla kabul edilemez hele hele “şu filanın adamı, şu falan partili, bu şundan torpillidir  bu nedenle imtiyazlıdır, aman dokunmayalım” gibilerinden bir tutum asla söz konusu olamazdı… (Ben bunları 1970’lerde Bozkurt gazetesindeki köşemde yazarken bana dönemin bazı iktidar gazeteleri “beyimiz İngiliz hayranıdır” diye taş atarlardı çünkü yavaştan popülizmle partizanlığı bürokrasinin içine sokmaya başladılardı!)

       MEMLEKETTE OLANLAR: Aradan kırk altı yıl geçti. Suratımızı  seyrettiğimiz aynalarımız, bakıp bakıp tükürmemizden olacak çok kirlendi! Çünkü utanıyoruz! Bu memleketi bütün çirkinliği ve pisliği ile aynalarda yansıyan suratlarımız gibi  rezil rüsva eyledik! Hatırlarım. Yıllar  önce daha ilk kumarhaneli oteller yeni açılmaya başlarken Ajda Pekkan gelmiş, gazetecilerin sorularına “memleketiniz çok pis” demişti! Şimdi çok daha pis!

       Geçtiğimiz  günlere sonradan mahkeme kararıyle yıkımı durdurulan Mağusa Boğaz sahilindeki bir kaçak yapının Karpas’taki Altın Sahilindeki yıkımlar gibi hikâyeleri salındı medyada..  Oysa Mağusa’dan Karpaz’a kadar sahillerdeki evler oteller  denizin içindedir!

       Girne’de kıyamet koptu: 2. Bölge Emirnamesi yayınlanmış bir iki kat yukarı bir iki kat aşağı kavgası kopmuş!  Oysa Girne çoktan gitti! Gitmeye de devam edecek! Dikilen apartmanların  sahillerde devam eden otellerin nerede biteceği belli değil! Üstelik Şehircilik planlamasına karşın…

       NE DİYORDUK? Yukarıda bir ikisini örneklediğim çarpıklıklar; bizim olduğu için bizim olarak kalmasını istediğimiz, bu nedenle uğruna siyasi çözüm için müzakereler yaptığımız, kıyasıya tartıştığımız  memleketimize ait! Hep kötü yönetildi diyoruz.. Ve hep gelip giden iktidarları suçluyoruz.

       Aynalarımıza bir daha bakalım ve itiraf edelim. İktidarlar tabi ki gelip gidecekler! Fakat bürokrasi kalıcıdır! Memleketi yönetecek olan kendi yetki ve sorumluluğu içindeki bürokrasidir. Yani Kamu görevlileri, eskiden “memurlar” dediğimiz görevliler… Reformlar  da yapsanız, kanunlar da çıkarsanız eğer “bürokrasi” sorunları çözme yetkisini kullanmazsa hiçbir fayda sağlamaz! Dolayısıyle Kamu görevlilerinde reform  çok önemlidir!                                                                                                                                 **********

       KISACA TAKILDIĞIM: (HABERİNİZ VAR MI TRAFİK PATLAYACAK!) 

       Bir süredir ısrarla hatırlatıyoruz çünkü geçen her gün “zaman daralıyor!” Bayramdan sonra okullar açılacak. Üniversitelere kayıtlar için TC’den büyük oranda öğrenci akışı başlayacak. Yani büyük kentlerde defakto nüfus tam sayısını bilemesek de  büyük oranda artacak.

       Sorumuz bir anda binlercesi ile artacak olan bu  “nüfusa” ilişkindir. Belediyeler, ilgili Bakanlıklar, Kaymakamlıklar nasıl tedbirler aldılar? Trafikten söz ediyoruz! Ve diyoruz ki  artık başınızı festivallerden  panayırcılık oyunlarından kaldırıp  biraz da trafik sorununa çeviriniz. Varsa yapacaklarınız yapınız!