Köşe Yazarları

Sohbetimdir


 “Hafta sonlarının” ne kadar keyfi kaldı bilmiyorum. Fakat artık haftanın çalışma günlerinin bile anlam ifade etmeyen boşluklarda serseri   uydular gibi dön baba oldukları gerçeklerde ha Pazar olmuş ha çarşamba!

NE var ki müjdemi isterim: Çünkü yavaştan yavaştan esnaf zanaatkârlarla  ticaret erbabının hükümeti uyaran seslerini işitmeye başladık!

YANİ ne? Hükümetin artık bir daha göremeyeceği “biat dönemi” bitti!                       “Yasaklarla memleket yönetmenin ne kadar kolay olduğunun” ispatını çaktığı bu kısa dönem gitti… Yerine  Devletin yetkili ve sorumlu Hükümetinin… Göreve başlarken taahhütte bulunduğu… Fakat bir süre Korenavirüs salgını nedeniyle… Kesintiye uğrayan icraatları geldi!

Tutun ki artık “yeni” sayılan bu dönem (eğer korenavirüs pişman olup geri dönmezse) “Colid 19’dan önce ve sonra” tarihiyle takvimlerde kayda geçerken;  memleket “sonrasına” hazırlanacak!             Ve işte asıl o günler geldiğinde  Hükümetin işi çok ama çok zor olacak! !

ÇÜNKÜ bundan sonra artık ne Meclis’te okunan dört yıllık “programı” kaldı uygulanacak, (zaten olağan dönemlerde de bu hükümetler programlarını  hiç uygulayamadılardı) ne de “yenisini” piyasaya sürecek takatı kaldı!)                                                                               ***

NİTEKİM hafta sonuna Hükümetin nasihatlarıyla girdik!

Mesela “hazinedar” Amcaoğlu olağan günleri işaretlerken “İnsanlar eskisi gibi bir beklenti içinde olmasın” dedi..

Büyük gaf! İnsanlar her zaman “kendilerinden yana dirlik ve düzenlik ararlar. Bunu hangi siyasi parti daha çok ve inandırıcılığıyla vaat etmişse, sandıktan onu çıkartıp Devletin bekasını yüklensin diye onu hükümet yaptılar.

Yani şu anda Tatar hükümetinin virüsü bahane ederek “bundan sonrasını tufan ilan etmesi” Hocanın göle yoğurt çalması kadar abese iştigaldir, tutmaz!

NİTEKİM siftah bismillah başladı bile: Hani şu evlere servis için trafiğe çıktılar  mı… Vız vız arılar gibi arabaların arasında motosikletleriyle akrobasi gösterileri yapan… Her mahallede dörder beşer lokantalarıyla  kebapçılar ordusu var ya!

İşte bu meslek erbabı Hükümetin “programına” bakıp bir şey anlamadıklarından, aynen  Benzinciler gibi demezler mi? “Bu ‘Hükümet tedbirleri durmak üzere olan ekonomik çarka çomak sokmaktır!”

Öte yandan ne diyor “Kıbrıs Türk İşinsanları Derneği?” Pardon “demiyor!” Rest çekerken son sözüm budur diyor: “Adaletsiz kararlardan vazgeçin!”                                              OYSA “kasap can derdinde!” Bundan sonra ne kadar esip gürleyip yağacağı belli olmayan (fakat Allah’ı var virüsle mücadeleyi iyi yöneten) Sn. Başbakan Tatar her ne kadar, “siyasette her şey olabilir. Küsmece darılmaca yok” dediyse de “büyük olasılıkla “ilk dargınlıkla küslüğü kendisi yaşayacak!” Çünkü toplumun “virüslü günler” hatırına kendisine açtığı  “kredi” kapandı! Şimdi geri ödemek zorundadır!

KALDI ki bizatihi kendisi ne diyor: “Hesabında para olanın çekini ödememesi ahlaksızdır!..”

Çek senet mafyasını mı kast ediyor bilmiyorum.

Yosa bu ülkenin “Devlet hazinesini” Maliye Bakanıyla elinde  tutan Hükümetin “virüs gittikten sonra savaş açacağı sorunlardan biri de  “çek senet mafyası” mı olacak?

…ÖTE yandan Sn.Tatar’ın giderayak bir müjdesi oldu:

Diyor ki “ kapıların açılması ve  turizmin başlamasıyla normal hayata döneceğiz!..”

Peki ama bu “normal” denilen hayata zaten başka türlü nasıl dönülürdü ki? Eğer kendi kendimize hapishane  yaptığımız KKTC’nin kapılarındaki kilitleri açmazsak!                               ***

“PAZAR sohbetime KTÖS’ün haklı yakınmasının hatırlattığıyla devam etmek istiyorum..   Dolayısıyla saplantı haline getirdiğim ısrarımla şöyle diyorum:                          Seçimle işbaşına gelenler  hiçbir  devrede “ellerindeki iktidar erkini” kimselerle paylaşmak istemediler!  Ulusal Birlikteliği delik deşik etmek  pahasına, yamalı bohçalar gibi koalisyon Hükümetleriyle memleket yönetmeye çalıştılar!                                                     Ve ne zaman, “gelin bir Ulusal Konsey” yapılanmasında KKTC’inin kaderini “birlik beraberlikle” yüklenelim demişsek; duymazdan geldiler!

Geçen gün KTÖS Genel Sekreteri Elcil’in bir yakınması medyada şöyle yer aldıydı: “Hükümet Sivil Toplum Örgütlerinin önerilerine kulak tıkıyor!” Ve örneğin dercesine yapılması gerekenler silsilesinden  diyerek “vergi vermeyenlerin üzerine gidilmelidir” önersinde bulundu.. (Müzmin sorunlardan biri!)

…KISACA: Durup dururken ne Birlik olur ne beraberlik! Siyasi iktidarı ellerinde tutanlar ancak kendi yandaşlarının ellerini sıkabilecek  kadar erk sahibidirler!

Oysa bir “Ulusal Konsey” bizatihi tüm halkın iradesinin yansıdığı yerdir.”  O zaman sadece KTÖS Sekreteri Elcil’in sesi değil, Hasan’ın, Fikret’in, Elvan’ın sesi de çıkar oradan. Ne zararı vardır?  Aksine tartışmasız faydası vardır..

 

 

 

 

 

 

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı