Sn. TALAT NE DEDİ? (HAYRET BİR ŞEY!)

6 Haziran 2018 Çarşamba | 10:55
Eşref Çetinel

            “Demek ki “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin seçilmiş Cumhurbaşkanı olmak bile, “KKTC’ye inanmayı sağlamaya yetmeyecek kadar öneminin ve ağırlığının hafiliğinde bir anlamsız makamdır!” Dedikten sonra konuya gireyim:     

            …Sn. Talat’ı dinliyorum gözlerim açık:   “Denktaş bey asla çözüm istemezdi! Ondan sonra Rum yönetimin gerçek niyetlerini bilmezdik! Çünkü Denktaş bey atılır ve her şeyi reddederdi!..” Diyor Sn. Talat mesela..

            Oysa “hayır” Denktaş bey de çözüm istiyordu. Mesela  1977-79 BM’ler Doruk Anlaşmaları bunun ispatıdır  ve bu anlaşmalar ayni zamanda  “federal sistemi ön görüyorlardı.”

            NE var ki şimdi anlaşma metnininin maddelerini   yazmak gereğini duymadığım 1977 BM’ler doruk Analaşması Makarios’un ölümüyle dondurulduydu.. İkincisi yine Denktaş’ın inisiyatifi ile 1979’da Rum tarafının başkanı Kibrianu ile  gerçekleştirildiydi..

            (Hadi bu 1979 BM’ler doruk anlaşmasındaki maddeleri özetle  aktarıvereyim.)

            1) Görüşmelerin esasını  Denktaş Makarios mutabakatı (1977) oluşturacak.

            2) Federal Cumhuriyette, tüm yurttaşların (Türk-Rum) insan hakları ile temel özgürlüklerine saygı gösterilecek..

            3) Müzakereler tüm toprak ve anayasa konularını kapsayacak..

            4) Maraş’ın iadesine karar verilirse diğer yörelerle ilgili anlaşma beklenmeden Maraş açılacak..

            5)Müzakerelerin selameti açısından tedbirler alınacak..

6)Kıbrıs Cumhuriyeti askerlerden arındırılacak.

7)Cumhuriyetin bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve bağlantısızlığıyla, bir başka ülke ile kısmen veya bütün olarak birleşmesi veya taksim edilmesi yada  ayrılmasına karşı gerekli olan “garantiler” sağlanacak.

8)Görüşmeler Lefkoşa’da yapılacak…

SONUÇ: Bu anlaşmadan sonra bazen kesintili bazen kesintisiz müzakereler devam ederken,  Rum tarafı 1983’de tek yanlı olarak sorunu BM’lere götürerek Güvenlik Konseyinden 541 sayılı kararı çıkarttırdı. Buna göre “bütün ülkelerin adada Kıbrıs Cumhuriyetinden başka hiçbir devleti 13 oyla ve 367 sayılı kararla tanımamasını istendi..”  

Bunun üzerine de Denktaş ne yaptı?  Rum tarafının  bu tek yanlı ve BM’ler marifetiyle GK’den çıkardığı karara karşılık 15 Kasım 1983’de “KKTC’i  ilan etti!”

            RAHMETLİK Denktaş öldü gitti adı kaldı “çözüm istemezdi” değerlendirmelerinde yadigar!”

            Ya Annan planında Türk halkının “evet”ine karşın Rum tarafının “hayır” demesini nasıl izah edelim şimdi?   “Sn. Talat zaten çözüm istemiyordu” diyerek mi?

            YUKARIDA yazdıklarımı bir süre önce Sn. Talat’la yapılan bir röportajdan, evet, “cımbızla çekip aldığım” tek cümlesi üzerine yazdım!  Ekliyorum:

            Kendimizi, doğru ifadesiyle “Rum faşizmi” olması gereken Rum tarafı ile ne zaman “50 yıldır olagelen müzakereler sürecinde siyasi tutumuz yönünden değerlendirecek olsak; Rum’un bile yapamadığını yaparak suçlu sandalyesine oturtmaya bayılıyoruz! Yada onlar da yaptı bizde yaptık ama” diyerek!                       

  İlle de ve ısrarla “Rum tarafı ne kadar suçluysa, özellikle Denktaş’ı da cümlenin başına koyarak  “Türk tarafı da o kadar suçludur” diye hâlâ faşist Rum liderlerinin ekmeğine bal kaymak sürmeye devam ediyoruz. Hayret bir şey!

                                                           **********

BELEDİYE SEÇİMLERİ ÜZERİNE LAFLAMA!

            Belediye seçimlerine uzaktan bakıyorum. Hatta kim adaydır, nedir, nasıldır, üyeleri kimlerden oluşmaktadır bir iki tanıdık isim dışında bilmiyorum..

            Ve doğrusunu söyleyeyim mi: Kim seçilirse seçilsin artık Mağusa’yı, Lefkoşa’yı, Girne’yi  kurtaramayacağına inanıyorum..                            Ötesi yöreleri bilmiyorum ama mesela Yeniiskele hâlâ bakir! Yapılacak çok işleri var  eğer planlı programlı ciddi icraatlar  gerçekleşirse, tutun ki bu yöremiz geleceğin en güzel sahil kentlerinden biri olacak.. Olacak da dün de yazdım. Orada da başladı çirkin yapılaşmalar!  

            BU nedenle artık “belediyelerimizin  ne “yapmaları” gerektiğiyle ne “yapmamaları” gerektiğini,  yoldaki yurttaş da görüp seslendirebiliyor! Çünkü belediyeler insanların günlük yaşamının “yetkili ve sorumlusudur.”  Zehir zıkkım  yapabileceği gibi yaşamları,  gönüllerde  lalezar bahçeleri bile kurabilir..

            BURADA parantez açıp bir  hatırlatma yapayım: Bazıları derler ki “Türkiye bizi parasal yardımlarıyla elinde tutup kukla gibi oynatmayı çok iyi öğrendi..”

            Nitekim 28 belediyemizin eğer kasalarına açıktan TC yardım paraları akmasa, bir tek “başkan”  ayakta duramaz, seçimi beklemeden  istifa ederdi!                                                    Nitekim eğer şimdilerde (seçim yatırımı adına)  dört  büyük kentimizde harıl harıl yollar, kaldırımlar yapılıyorsa TC’nin parasal yardımları sayesindedir..

            Ve doğrusu şu ki  bu parasal yardımlar devam edecektir zaten belediye başkanlığına onca talep de bunun çok iyi bilinmesindendir!

            FAKAT çok ayıp ama! Proje ve yatırımları  Türkiye’nin verdiği para  ile gerçekleştirip “yaptık” diye lafazanlık ederlerken; usulsüz ve partizanca yapılan istihdamlarla belediyelerini borç batağına gömmek, her halde seçimle gelmiş  “başkanların” görevi olmamalıdır!   

            Yani bu ahlâki bir sorundur ve Belediyeler değişiklik yasası söz konusu oldukta, “cezai müeyyideler” getirilmesini zorlayacaktır.

            BENİM şu anda bir seçmen yurttaş  olarak belediye başkanlarından beklentim şudur:                                 

“Seçime giderken devri başkanlıklarındaki belediyelerin  (yalnız)  “gelir, gider ve borçlarını” açıklasınlar bilelim..          

Çünkü yeni seçilen her belediye başkanı, göreve başlarken inanılması güç astronomik rakamlar vererek “borç devraldık” diye yakınırlar! Sonra kat katını kendileri üzerlerine ulayarak, gelen Başkana devrederler! Bu ali Cengiz oyunlarına artık bir son verilmelidir!