Geçen hafta içinde liderler seviyesinde, Kıbrıs konusu çözüm süreci çerçevesinde yapılan Eroğlu-Anastasiadis görüşmeleri sonucunda, somut bir ilerleme ile ilgili açıklama yapılmadı. Anlaşıldığı kadarı ile görüşmelerin özünden ziyade genel konular üzerinde ve görüşmelerin hangi aralıklarla yapılacağı konusunda bir karar alınabildi. Ayda bir liderler ve haftada bir defa görüşmecilerin bir araya gelmesiyle yani bu tempo ile ve içerikten ziyade hala çerçevelerle uğraşılması görüşmelerin epeyce uzayacağı ve bu isteklilikle sonu belirlenemeyen bir süreyi alacağı anlaşılmaktadır.
Anastasiadis’ten gelen ayda bir defa görüşme talebi, isteksizlikleri ortaya koymaktadır. Daha işin başında ve konunun özüne girilmemişken imza atma esprileri, kamu oyuna yönelik ümit verilmeye çalışılsa da, samimiyeti konusunda halkta pek inandırıcı olamıyor. Eşitlik temelinde adil bir çözüm konusunda, halkın genelde çoğunluğunun, meslek kuruluşlarının nerede ise tümünün istekli olduğu hususunda müşterek bir kanı oluştuğu ve bunun gerek görüşmeciler gerekse siyasi partiler üzerinde bir baskı unsuru yarattığı görülmektedir. Çünkü gerek Yöneticiler ve Türk Görüşmeciler gerekse daha önce açıktan Hayır kampanyası yapanlar, bu gün referanduma gidildiğinde Türk tarafında büyük bir çoğunluğun “Evet” diyeceği kanaatini ifade etmektedirler ve oluşan bu görüş karşısında siyasi partiler içte siyasi bir dezavantaja girmekten kaçınmaktadırlar. Hiçbir siyasi parti, bu sürecin seçimlerde aleyhlerine kullanılmaması açısından, halkın çoğunluğunun isteğinin hilafına bir görüş, inanmasa bile ortaya koymak istemediği veya çekindiği, yapılan beyanatlarından görülmektedir.
Liderler arası görüşmelerden sonra Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Meclisi ziyareti anlamlıdır. Sonrasında özetle, Meclis’i ve milletvekillerini Kıbrıs konusunda şimdiye kadar yapılan görüşmeler ve belgeler konusunda aydınlattığını ifade etmiştir. Aynı şekilde siyasi parti temsilcileri de verdiği beyanatlarla, bu bilgilendirmeden dolayı memnuniyetlerini ve bu diyaloğun devamı konusunda temennilerini yansıtmışlardır. Cumhurbaşkanı Eroğlu, Meclis çıkışında “Bizim gayretimiz özlü konulara geçilmesi ve daha sık yapılacak toplantılarla müzakereyi olumlu sonuca ulaştırmaktır” dedi. Ve Türk tarafının zaman kaybetme gibi bir düşüncesinin olmadığını, ifade etti.
Verilen beyanlara göre niyetler de aynı paralelde ve yönde ise, Meclis’le ve Hükümetle, Cumhurbaşkanı ve Türk Görüşmeci ve heyeti arasında daha yakın diyalog ve iş birliği içinde çalışma ortamının oluşturulmasının, çok yönlü yararları olacaktır. Özellikle de Rum tarafının ayak sürüdüğü bir safhada, Türk tarafının tüm kurumlarıyla birlik içinde hareketin, gerek içte hazırlık çalışmalarında, gerekse dış temasların genişletilmesi açısından sayısız yararları olacaktır. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu görüşmelere desteklerini açıklamıştır. Bu safhada Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafınca, diğer garantör devletler ve BM yetkililerinden, eşitlikçi adil bir çözüm ve bölgede barışın tesisi hususunda, Rum tarafına gerekli telkinlerde bulunmalarını ve etkili olmalarını istemektir. Aksi halde Rumların mevcut statüleri dolayısıyla hiç acelesi olmayacak ve yıllarca ayak sürümeye devam edeceklerdir.
Bu safhada KKTC’nin üretim ve ihracatının ve hizmet sektörünün dışa açık geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Ulaşım, turizm, eğitim, haberleşme sektörlerinin geliştirilmesi, ülkenin dengeli kalkınması için gereklidir. Yakında Türkiye’den gelecek Su Projesi ile KKTC’ye hayat verecek suyun dağıtım ve yönetiminin projelendirilmesi çalıştayı birkaç hafta evvel gündemde idi. Tarımda yaratılacak potansiyelin dış pazarlara erişim ve dış rekabet gücü açısından olumlu sonuç vermesi beklenmektedir. Çalıştayın kapsamına bakıldığında yapılacak çok önemli ve kapsamlı işlerin olduğu görülmektedir. Proje başlayalı yıllar oldu ve bitirileceği zaman da bilinmekte idi. Bu çalışmanın yıllar önce başlatılması gerekmez miydi? Bu kadar yıl bu konuda hazırlık yapılmaması çok yazık. Gelecek suyun idaresi ve dağıtımı ve verimli kullanımı sağlanamazsa bunu zamanında yerine getirmeyenlerin sorumluluğu sorgulanacaktır muhakkak, ancak ihmalin ceremesi heba olan kaynaklarla ödenecektir.
Türkiye’de yerel seçimler bitti. Ekonomide ve piyasalarda belirsizlik azaldığı cihetle ilk etapta kurlarda düşüş ve TL’de bir değerlenme olmuştur. Geçen haftaki yazımda TL’deki seçime iki-üç gün kala kurların düşmesi ve borsanın yükselmesinin, piyasalarda seçim sonrasında sonuçlar açısından bir değişiklik olmayacağı beklentisini gösterdiğini vurgulamıştım. Bu hafta da aynı trend devam etti. Cuma günü ise kurlar daha da düştü ve borsa daha yükseldi. Bunda Merkez Bankası tarafından birkaç ay önce faizlerin yükseltilmesiyle kurların gerilediği ve son geçen hafta munzam karşılıklara yine Merkez Bankası’nın faiz uygulayacağı açıklamasının etkisi olmuştur. Faizlerin, kurlar üzerinde her zaman etkisi ve baskısı bilinmektedir. Kanaatimce MB yetkilileri normal olarak bir süre daha faizleri düşürmeye gitmeyeceklerdir. Aksi takdirde dış sermaye ihtiyacı olan ve yüksek miktarda döviz borçlusu özel sektör ve kamu sektörünün ödeme güçlüğüne girmesi riski arttırılmış olacaktır. Ancak bu yazının yazılmasından sonra akşam saatlerinde çıkan haberlerde bu gün TCMB’ye hükümetin faizleri düşürmesi telkini yapıldığı açıklamaları çıktı. Buna karşı gerek Türkiye içinden gerekse uluslararası değerlendirme kuruluşu Fitch’den faizlerin düşürülmesi halinde ekonomi “döviz riskine açık olur” uyarıları geldi. Bakalım hükümetin telkinine uyulacak mı yoksa bağımsız bir kuruluş olarak konu ertelenecek mi? MB bu riski ve sorumluluğu alabilecek mi? göreceğiz. Özellikle de ABD ekonomisinin düzelme yolunda olduğu ve gerek varlık alımlarını azaltacağı ve gerekse faizleri de bir miktar artıracağı sinyallerini verdiği bir dönemde.
Türkiye ekonomisinde toparlanmanın olduğu, büyümede 2013 son çıkan göstergelere göre % 4 büyümenin gerçekleştiği, bu yıl da % 3.6 beklendiğini görmekteyiz. Böyle bir dönemde dengelerin bozulmamasına ve muhafaza edilmesine devam edileceğine inanmaktayım. Bu yıl İhracatta da ilk üç ayda bir miktar artış ve ithalatta ve dolayısıyla cari açıkta azalış gerçekleşti. Geçen yıl ihracat odaklı bir büyüme olmadığı için sağlıklı bir büyüme olmadı. İç tüketim artışı büyümeye en çok etki yapan faktör oldu. Bu yıl ihracata dayalı bir büyüme hedefinin olduğu ihracatçılar tarafından da ifade edilmektedir. TL’nin yabancı paralar karşısında istikrarı devam ederse KKTC açısından da rahatlatıcı bir unsur olacaktır. Fiyatlara, maliyetlere olumsuz etkisi azalacaktır. Mevcut şartlarda Türkiye’nin büyüyen ekonomisinden yararlanmak ve gelişme potansiyelini artırmak hedefimiz olmalıdır. Direk ticaret tüzüğünün yürürlüğe konması ve AB mali yardımlarının üretim (mal ve hizmet) sektörlerine yönelik artırılması taleplerine de ısrarla devam edilmelidir.
































