Çağdaş batılı toplumlarda eğitimde yeni paradigmalar ve eğilimlere bağlı olarak okul odaklı eğitim sistemleri yerine çok seçenekli program odaklı bir eğitim sistemi tercih edilir oldu. Bu köşeden biz de KKTC’de artık okul odaklı (fen lisesi, kolej vs) anlayıştan kurtulup program odaklı bir anlayışı tercih etmemiz gerektiğini defalarca yazdık.
Tam da bu noktada geçtiğimiz hafta ÖSYM tarafından açıklanan “LYS 2013 değerlendirme”(YGS 2014 sonuçlarından bahsetmiyorum) kitapçığına göz attığımız zaman neden program odaklı bir eğitim sistemine geçmemiz gerektiğini de anlamış oluruz. Bunu örneklerle biraz daha açmakta yarar var.
LYS 2013 sonuçlarına baktığımız zaman 20 Temmuz Fen Lisesi Türkiye genelinde Matematik-Fen puan türünde 2896’ncı sırada yer aldı. Bu okulumuza “yerleştirme sınavı” denilen bir sınav ile öğrenci alınıyor ve özellikle fen ve matematik ağırlıklı bir öğretim yapıldığı iddia ediliyor. Diğer taraftan Türkiye genelinde matematik-fen puan türünde diğer liselerimiz arasında bulunan Erenköy Lisesi 1249’uncu, Güzelyurt Kurtuluş Lisesi 1388’inci ve İskele Bekirpaşa Lisesi de 2855’inci sırada yer alıyor. Şimdi ben eğitimi yönetenlere sormaz mıyım “bu lisenin adı niye Fen Lisesi”? diye… Şimdi ben sormaz mıyım “bu liseye niye sınavla öğrenci alıyorsunuz”? diye… Ne gereği var ki sınavla öğrenci almaya. Nasıl olsa Fen Lisesi fen puanında bile genel liselerin gerisinde kalıyor. 20 Temmuz Fen Lisesi ile ilgili daha ilginç bir durum var. Bu adı “Fen Lisesi” olan lisenin Türkçe-Sosyal puan türündeki başarısı, matematik-fen puan türüne göre daha iyi…
Burada niyetim 20 Temmuz Fen Lisesi’ni kötülemek değil. Aksine amacım ortada duran bir yanlış uygulamayı dikkat çekmektir. Eminim ki orada görev yapan öğretmenler canla başla işlerini yapmaya çalışıyor, öğrenciler de ellerinden geleni yapıyordur. Ama gerçekler ortada, okul odaklı bir öğretim modelinin sonu geldi. Çağdaş eğitim paradigmaları program odaklı ve çok ders seçenekli modellere doğru yöneliyor.
*****
Kolejler için de söylenecek çok şey var. LYS 2013 verilerine göre kolejlerimiz diğer okullara göre daha ön sıralarda görünüyor. Peki kolejlerin amacı LYS üzerinden Türkiye’deki üniversitelere öğrenci göndermek mi? Öğretimi neredeyse tamamen İngilizce olan bir ortaöğretim kurumunda “ÖSS Sınıfı” veya “LYS sınıfı” gibi sınıfların oluşması ne kadar doğrudur? Ya da öğretime İngilizce başlandığı okulda “ÖSS sınıfı”na girilince Türkçe öğretime dönülmesi eğitim açısından ne kadar doğrudur?
Yani bu LYS’de başarılı olan çocuklar koleje gittikleri için mi başarılıdırlar? Yoksa zaten başarılıdırlar ve genel liseye gitseler de ayni başarıyı göstereceklerdi. Benim düşüncem ikincisidir. Hatta daha da iddialı bir şey söyleyeyim; “Bu çocuklar genel lisede olsalardı LYS’de daha başarılı olacaktı”. Türkçe ve çoktan seçmeli bir sınav olan YGS veya LYS’de başarılı olan koleje giden bu çocuklar Türkçe derslere 10’uncu sınıf yerine bir genel ortaöğretim kurumunda 6’ncı sınıftan itibaren Türkçe öğretime başlasaydı LYS’de daha başarılı olmazlar mıydı?
Kanımca kolejlerimiz KKTC ve Türkiye dışındaki ülkelerde üniversite öğrenimi görmek isteyen öğrencilerin gittiği okullar haline dönüştürülmelidir. Hatta kolej programı, bütün orta öğretim kurumlarına yaygınlaştırılmalı, bu programın belli okullarda sınırlandırılması doğru değildir. Yani kolejlerde “LYS sınıfları” olabilir ama genel liselerde “kolej programı” olmaz. Böyle bir anlayış olabilir mi?
İşte bundan dolayı okul odaklı bir modelden çok program odaklı bir öğretim anlayışının yaygınlaşması gerektiğini söylüyoruz. Ama ne yazık ki KKTC’de bu anlamda işler karmakarışık… Bugüne kadar eğitimde sorunlara hep palyatif ve siyasi kaygılarla çözüm aradığımız için doğru dürüst bir eğitim sistemi yaratamadık.
İşte 5. Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararların geneline bakarsak, birkaç karara takılmadan alınan kararları uygulamaya koyabilirsek, eğitim adına önemli adımlar atılmış olacağız.
































