“Ne mücadeleyi ne kavgayı kestik/ Ne sonuna dek sürdürebildik ne yaşama uyduk/ Ne yaşamı ne dünyayı değiştirebildik/ Şimdilerde ara verdik! Ve sadece şereflere sağlıklara içebildik!)
***
Büyük ameliyatlar geçirenlerde sonradan “huy değişimleri olabilirmiş!” Mesela “huysuz” olurlarmış! Yahut “muti!” “Agresif veya pasif” olmaları da mümkünmüş…
Anastasiadis’in kalp ameliyatını hayırlara vesile olması temennilerinde izledik.. Hatta Köşemizde geçmiş olsun dileklerimizi ilettik… “Bu Ameliyattan sonra inşallah kalbiniz daha dikkatli ve rikkatli olacaktır” dedik! Masada Türk halkına karşı sürdüre geldiği uzlaşmaz tutumunu değiştireceğine inandık! Umutlar üfürdük rengârenk balonlara, göklere saldık…
Kolay bir ameliyat değildi. Ölümle yaşam arasında gidip gelecekti… Şükürler olsun ki başarılı oldu sağlığına kavuştu! Çok sevindikti çünkü insan ölümün kıyısından dönerken hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlar… Yani diyoruz öyle olması gerekir… Ve kendisine yeniden yaşam bahşeden Tanrı’nın büyük lütfuna teşekkür ettik… Hayatın kavga ile ihtiraslardan ibaret olmadığının idrakine varmışlığında, “Türk halkına da haklılığının hakkını verir” diye umutlandık!
PÖÖ! Kalp ameliyatından önce eğer varsaydı az biraz “hassasiyetle hakkaniyet duygusu,” sonrasında o da gitti, geldi yerine beterin beteri!.. Adam leblebi çiğneyip demir püskürmekte! Önüne gelene çatmakta! “Hiçbir koşul, baskılar, tehditler altında müzakerelere sürüklenmeyi kabul etmeyeceğim” demekte! Sanırsınız ki yedi düvelin diplomatları ile gizli güçler hep birlikte saldırıya geçmiş ite kaka masaya oturtmaya çalışıyorlar! Oysa söylenen sadece iki kelime: “Masaya dön!” Kıyametleri kopardı!
NE İSTİYOR ANASTASIADIS? Kaç kez yazdık: Müzakere sürecinin tadı çoktan kaçtı! Masaya dönülse uzlaşı sağlanması çok uzak ihtimal! Hatta sıfır! Çünkü Rum tarafı açık seçik şunları istiyor:
BİR: Peşin peşin 1974 öncesi Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dönülmesi. Tabii bazı tadilatlarla. Kalıcı Rum Cumhurbaşkanı ve Rum çoğunluğuna dayalı federal sistem… Merkezi federal hükümetin Rum ağırlıklı olması…
İKİ: Çözüm olmasını beklemeden hemen Kuzey’deki bazı kent ve köylerle toprakların iyi niyet gösterisi içerisinde kendilerine iade edilmesi… Sonrası toprak ayarlamalarının görüşmelerin sonunda yeniden ele alınması…
ÜÇ: Türkiyesiz bir yeni Kıbrıs: Hem askeri adayı terk etmeli hem garantörlük hakkı kalkmalı. Artı şu kadar TC kökenlinin de Kuzey’den ayrılması!
BEŞ: Bu süreç içinde Türkiye’nin limanlarını hemen Rum bandıralı gemilere açması ve Navtex’ten vazgeçerken doğal gaz üzerindeki ipoteğini kaldırması..
Anastasiadis’in bu isteklerini artık ezberimize koyduk ki müzakere masasındaki bu “arsızlığı” ile sonuca varmanın çok güç olduğu inancında! Kısaca Rum tarafı “ya hep ya da mevcut statü varsın sürsün” demekte! ***
BİR DE BİZİM CEPHEYE BAKALIM: Rum tarafının bu tutumunun ne kadar doğru politika olduğunu zaman gösterecek. Ancak öncesi kırk yıla ondan da öncesi dönemlere baktığımızda Rum tarafının siyasi yönden bir kazanım elde etmediğini görürüz! Ha, Türk tarafını da “süründürmüştür” diyeceğiz de doğrusu “sürünmeyi” biraz da biz istedik! Çünkü “ekmek elden su gölden” felsefesine uygun düzenlerin sürdürülebilmesi için “Türk halkının sürünmesi” gerekirdi! Ki bu tutum hâlâ devamdadır! “Battık” bağırtıları ve “ambargolar” üzerine geliştirilen serzenişlerle çaresizlik gösterilerinin doğrusu ya iyice de ustası olduk!
Tabii bunlara bir de Kıbrıs’taki kaderini “kaybetmek” üzerine alın yazısı haline getirmiş Rum tarafının sürgit muzırlıklarını eklediniz miydi; işlerimiz bal kaymak olmakta!
Bu açıkgözlük madalyonun bir yüzü! Diğer yüzünde ise “inanmadıkları devlete” Cumhurbaşkanı olmak için altı adayın soyunmuş olması! Üstelik Anayasal yetkisizlikle etkisizlikte bırakın devletin Cumhurbaşkanlığına talip olmayı; “seçilirlerse devleti nasıl ayağa kaldıracaklarının” vaatlerinde!
ÖTE YANDAN: Dillere pelesenk! “Hemen çözüm, şimdi çözüm…” “Nasıl çözüm” diye soruyorsunuz cevap hazır! “Federal çözüm!” (İşte Anastasiadis’i yukarıda anlattık. O da federal çözüm istiyor, var mısınız adamın isteklerini karşılamaya?)
Bir de neo barış yanlıları var… İyi niyetli gösterilerle iki halkı yakınlaştırıp sonra çözüm sağlayacaklar! Olsa ne alâ! Olmadığı bir yana “hemen çözüm” dedikçe “hah demek ki bunlar iyice dibe vurdular hemen çözüm istiyorlar” deyip kasım kasım kasılan Güney’in elini güçlendiriyorlar! Dahası Türkiye ile askerine de posta koyanları var ki bunun da meali bu tip tutumların hâlâ insanlara “üstünlük payesi” verdiğini sanmaları! Kolay mı Türkiye ile askerine tos atmak! Oysa akılla izan yitip gittiğinde ve de ar damarı patladığında her halde kolay oluyor!
YA TÜRKİYE CEPHESİ? Sormayın! AB’ye üye yazılmak için uğraşacağına “Osmanlı İmparatorluğuna” duhul etmek için vize çıkarmaya çalışıyor! Ve tabi bizim de umduğumuz dağa kar yağıyor! Çünkü:
Türkiye AB’ye ne kadar uzak kalırsa Kıbrıs sorununun çözümü de o kadar uzaklarda kalıyor! Kaldı ki Erdoğan yanı başına on altı Türk devletini aldı Aksaray’da yahut Külliye’de kılıç kalkan oynuyor! İsrail’e hücum ederken, AB’yi de iki yüzlülükle suçluyor! Eh böyle politikaya AB’den nasıl bir Kıbrıs politikası beklersiniz ki ambargoları kaldırırken Anastasiadis’li Rum’a da haddini bildirsin!
UZUN LAFIN KISASI: Ne diyordu şair? “Ne doğan güne hükmüm geçer, ne halden anlayan bulunur! Ah, aklımdan ölümüm geçer!..
Bu asude deniz ülkesinde ve her halde bir gün, bir daha düşünüp yorulmadan, üzülüp azap duymadan, Rum’un sümüğünü çekmeden ve bir daha aldatılıp horlanmadan; dinlenecektir bedenlerimiz!
































