Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi sorun ikinci plana düştü!

Geçen  haftanın siyaset menüsünde, Rum tarafını resmi ziyareti sırasında, “iki dost ülke bölgedeki barış ve istikrarın güvencesidir” gibilerinden aptalca laflar eden Mısır’ın Sisi’si vardı.. Doğrusu iyi  ki geldi! Sayesinde siyaset adına “köşemizin”  kısırlığını giderdikti!

Ancak bir daha hatırlatalım. Uzun süredir  “hemen çözüm, barış, birleşik Kıbrıs’ta federalizm” falan deniyor ama pek çok sorunlar yanı sıra iki bölgenin uluslar arası ilişkileri  sorununu da  hiç yabana atmayın çünkü öyle haplarla ilaçlarla giderilecek bir baş ağrısı olmayacaktır eğer olursa!

TEK devlet, tek uluslar arası ilişkiler” derken bir yandan Rum’un Yunanistan’ını düşüneceksiniz öte yandan Türk’ün Türkiye’sini..

Bu sorunu aştığınız anda ki mümkün değil, Güney’le hangi uluslar arası ilişkilerde anlaşabileceğini düşüneceksiniz! Çünkü  karşınıza mesela Mısır, Rusya gibi Rum’la aşna fişne ülkeler de çıkacaktır!

Eee! Türkiye’ye yapışık yaşarken hangi politikalarda hangi bölge siyasası dengelerini kurabileceksiniz ki?

 BEN açık söyleyim: Bu konuları dahası olası sorunları Sn. Akıncı elbette ki düşündü, masaya koydu, Anastasiadis’le tartışmasını yaptı.. Öyle farz ediyorum. Yok böyle bir diyalog olmamışsa olmamışsa “Sn. Akıncı” derim, “siz neleri görüştünüz o masada?” Rum’a ne kadar toprak verileceğini, kaç Rum’un Kuzey’e geçeceğini mi? Yoksa TC’nin garantisinin nasıl kalıcı hale getirileceğinin pazarlıklarını mı?

Yanlış anlamayın. Müzakerelerde neler konuşulduğunun, hangi konularda uzlaşıya varıldığının  açıklamalarını yapmadığınız sürece şüphelerimizle korkularımız devam edecektir!

ÖTE YANDAN: Önümüzdeki   Aralık ayında Erdoğan Atina’ya resmi ziyaretini gerçekleştirecek. Tabi ki bu ziyaret “çok önemlidir.” Karşılıklı tokalaşmalarla eller sıkılırken dişler de birlikte sıkılacaktır! Çünkü:    Hangisinin evlat, hangisinin kuyruk acısı olduğunu bilmiyorum ama Kıbrıs sorunu, Türkiye ile Yunanistan arasında ta  Osmanlı’dan teverrüs ederek,  Türk Yunan savaşlarını da kapsamına alan ve sonuçta “dostça” değil, “düşmanca” ilişkileri besleyen ulusal husumetler silsilesinin bir devamıdır!  Öyle kolay kolay izale edilecek bir sorun değildir!

BUNA karşın yine de bu ziyaret önemli olmalıdır diye düşünüyoruz. Hem Rum’un gazı yönünden hem TC’nin garantisi ile “sonuçsuz kalan müzakereler yönünden!”

Bu nedenle Aralık ayının ilk yarısında gerçekleşecek bu ziyareti “merakla” bekliyorum. Belki Vehbi’nin kerrakesi de anlaşılır  umudunda…

 


BAKALIM BU SEÇİMİ KAZASIZ BELASIZ ATLATACAK MIYIZ?

Geçen haftanın “seçim” menüsünde  saptanan adayların adları, adlarının önünde mesleklerini belirten  tanıtımlar vardı.

Ben bu aday tespitleri konusuna yabancıyım. Geçmiş yıllarda bazı siyasi partilerden “aday” olmam için teklifler gelirdi. Ya umacı görmüş gibi “yok oğlum ben bu işi yapamam” der kaçardım, yahut da “bakın bende para pul yok. Seçim kaybetmeye hiç tahammülüm yok! Eğer beni Listenin başına koyarsınız  kabul ederim” derdim. Tabi nerde o bolluk! Partinin başkanları, sekreterleri, militanları dururken!

Tabi şunu da bilirdim. O dönemin kodamanları, kaşarlanmış politikacıları arasında bizim “adaylık rolümüz” tutun ki ilgili siyasi partinin aday listelerindeki  boşluklarını  dolduracak  fellik olma göreviydi!

Yanılmıyorsam bu seçimlerde de olay devam ediyor.. Öndeki büyük partiler dışındaki “küçükler” fellik fellik aday aradılar, aralara sıkıştırdılar da şansları ne kadar, seçimden sonra sandıklar açılınca göreceğiz..

       Fakat geçen haftanın acılı sosuyla dilleri yakıp gözleri yaşartan menüdeki asıl konu “DP’li Serdar Denktaş’ın “bakın ben size ne sürpriz hazırladım” dercesine patlattığı bombaydı.

Çok kısaca diyordu ki “bugüne kadar Fiyat İstikrar Fonuyla Akaryakıta gelecek zamları önledik.. Fakat gözünüz aydın olsun! FİF’da para bitti! Akaryakıta zammı uygulamama gibi bir şansımız artık yok!”

Maliye bakanı Serdar Denktaş arpa satışında da benzer sorun yaşandığın açıkladı. Bu yeni zamlara da “seçim zamları” dedi. Ancak S. Denktaş KKTC Merkez Bankasının da elinde dövize müdahale edecek doneleri olmadığı için geriye kalan tek çarenin  yine Türkiye’den sağlanacak  “parasal yardımdır”diyor!”

Ve asıl maruzatını “ben size bu seçimlerin 7 Ocakta yapılmasının ayağımıza kurşun sıkmak olacağını söylemedim miydi” diyerek ortaya koyuyor ve ekliyor: “Şu anda 2018 bütçesini seçimden önce geçirecek yada bütçe çalışması yapacak biri yok! Seçimlerden sonra hükümetin kurulması Mart ayını bulur! Bütçe ise anca Nisan ayında Meclisten geçer! Ne var ki Nisan ayında da Yerel Seçimler için seçim yasakları başlayacak yeni bütçe 2018’in Temmuz ayına sarkacak!

Oldu mu? Rahmetlik pederim “hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olur!” derdi. Her neyse Rumlar ne derlerdi geçmişte bizim için:  “Brasines elyes, turkcigi vulyes!”                                                                 Bakın bir “hodri meydan çekmekle  memleketi ne hallere soktuk! Dolayısıyla tam sırasıdır düşünün: Eğer CTP’nin başında Soyer veya Talat, UBP’nin de “Eroğlu ya da bir duayen başkan olsaydı yine böyle restleşmelerle “hemen seçime” mi gidilirdi?

Kaldı ki bu ülkenin derdi “seçim midir yoksa iyi yönetimlerle iyi yönetilmek midir?” Nitekim  kaç yıldır “koalisyonlar” elinde “bozuk düzenlerin” anaforlarında batıp çıkmıyor muyuz? Alın  şimdi de size akaryakıt zammı!. Geçmişte Rumlar ne derlerdi bizim için bilir misiniz? “Brasines elyes turkcigi vulyes!”                                                                                           


KISACA TAKILDIĞIM: (GAMİNİLER!)

Kim derdi ki bir gün başımızdaki onca sorun yetmezmiş gibi bir de       “gaminiler sorunu” saracaktı başımızı!

Yıllardır çözemediler! Bekleyin ki bir gamini sorununu çözemeyen bu hükümet veya gelip giden hükümetler siyasi sorunu çözecekler! Yahut sosyoekonomik sorunlarımızı! Allah kurtarsın artık bizi!