Her ne kadar Erdoğan’lı AKP’nin Kıbrıs’ta nasıl bir siyasi çözüm istediğini Annan Planı’nı canı gönülden desteklediği ve evet dedirttiği için somut ispatında biliyor da olsak… Şunu da biliyoruz:
Annan Planı Ankara tarafından hazırlanmadıydı! Ne de Erdoğan’ın etkisi tepkisi vardı! Erdoğan’lı Ankara tek bir stratejinin sahibiydi: Türk’ü Rum’u plana “evet” diyecek, Türkiye de sayesinde ve şerefine AB’ye tam üyelik yolunun kapısından geçecekti! Çünkü 2004’lerde Erdoğan’ın en büyük derdi behemal AB’ye üye yazılmayı başarmaktı…
Rum tarafı mandepsiye basmadı! “Hayır” dedi Türkiye’nin bütün hesaplarını bozdu! AB üyeliği vuslata kalırken, biz de “iyi ki Rum tarafı hayır dedi yoksa ayvayı yedikti” diyerek “Allah Rum’dan razı olsun” dualarımızla birlikte derin bir oh çektikti!
PEKALA VAR MI ŞİMDİLERDE ANKARA’NIN KIBRIS’LA İLGİLİ BİR ÇÖZÜM PLANI? Varsa eğer, demek ki biz bilmiyoruz! Fakat Annan Planı’ndan dersimizi aldığımız için öğrendiğimizce, Ankara’nın Kıbrıs siyasi sorununa yönelik bir çözüm planı yine yoktur ama tıpkı o günlerin AB’ye üyelik efkârının paralelinde, şimdi de şunlar vardır:
BİR: Doğu Akdeniz’deki Rum’un münhasır bölgesine nazire, Türkiye’nin de kendi aidiyetinde parsellediği münhasır bölgesi!
İKİ: Rum’un doğal gazının kesinlikle Türkiye üzerinden taşınması!
ÜÇ: Arap ülkeleriyle papaz olduğundan bir kez daha AB kapısının yoklanması, bazı başlıkların açılması sonucunda yeniden üyelik umutlarının yeşermesi…
Ne var ki Türkiye için bu üç stratejik olayın tümünün de anahtarları AB üyesi olan “Rum’un elinde bulunuyor!” Rum ise “kilidi” açacak anahtarların kullanılmasına cevaz vermek için karşılığında, açık ve net yazıyoruz, Kıbrıs’ın egemenliğini istiyor! Zaten birinci etabı kazanmış, yeni müzakereleri “tek egemenlik” başlığı altında açıyor…
ŞİMDİ SON GELİŞMELERE BAKALIM. Yukarıda yorumladığım olayların varsayım, yahut “hayal” olmadığının ispatını yaşamaya başladık. İşte son gelişmeler ve ilgili haberler:
BİR: Dün mertek kadar harflerle Havadis’in manşetinde salınıyordu: “NOBLE, Türk şirketleri ile görüşüyor.” (Noble Rum’un gazını çıkartacak Amerikan şirketi.)
İKİ: Bugünkü dönemde Kıbrıs müzakerelerini başlatan Amerika var! Habere göre ABD’nin Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı Metthew Bryza İsrail ve Kıbrıs gazının Türkiye üzerinden taşınması için çalışıyor…
ÜÇ: Bryza, “Enerji, görüşmelerin başlamasına yardımcı oldu ve insanlarda çözüm konusunda yeniden heyecan yarattı!” diyor! (Türk tarafı görüşmelere sahiden Rum’un gazı nedeniyle mi başladı?)
DÖRT: Bryza, “Umarım diyor Eroğlu da toplumunun çözümden olağanüstü fayda sağlayacağını anlıyordur!” (Daha ne söylesin? “Önüne ne konursa kabul et, bu enerjiyi hep birlikte yutalım ki yanımıza kâr kalsın” diyor adam!)
ŞİMDİ SIKI DURUN. Gelişmeler yalnız doğal gazla sınırlı kalmıyor! “Güven yaratıcı önlemler” babında “verin Maraş’ı gitsin” diyen bazı kesimler yanı sıra kulağımıza şu haberler geliyor:
MARAŞ’IN İADE HAZIRLIKLARI: Tabii olaya Mağusa Limanı’nın AB denetiminde açılması da giriyor! Ve kulağımıza gelenlere bakılırsa mesela Maraş’taki Ordu Evi’nin tahliyesi söz konusu oluyor. Habere göre Ordu Evi “Glapsides ile Silver Beach Plajları arasında bulunan ve halen TC’li yüksek rütbeli asker çocuklarının yurt binası olarak kullandığı 1974’lerden kalma “yarım inşaat otele” taşınacakmış…
OLANLARLA HABERLERE HİÇ ŞAŞMIYORUZ. (YORGANCIOĞLU’LU CTP BAŞKA, DIŞINDAKİ CTP’LİLER BAŞKA TELLERDEN ÇALIYORLAR!) Sadece anlayamıyoruz: Mesela ne diyor Eroğlu ile Özdil Nami? Maraş kapsamlı çözümün parçasıdır… Oysa ortağı DP’yi cırlamakla suçlayan Yorgancıoğlu’lu CTP’nin mesela Mağusa’daki Belediye Başkanı Oktay Kayalp’li kesimi, “Maraş iade edilsin” diye etkinlik üzerine etkinlik, demeç üzerine demeç patlatıyorlar. Hatta Mağusa ve Maraş Belediye Başkanları olarak iş birliğine yönelik deklarasyon imzalıyorlar! (Bize göre hava hoş da CTP, ortağı DP-UG’nin müzakerelere yönelik anti propagandalarından şikâyet etmeden önce CTP’lilerin kendi içlerinde nasıl ayrı gayrı tellerden çaldıklarına da bir baksın diyoruz! Ki bize göre müzakerelerdeki bu ikilemlerle kamplaşmalar, ancak müzakereleri sürdüren Türk tarafının elini zayıflatır!)
SONUÇ: Rum müzakere safhasında bin defa kaybetse yine o Güney Kıbrıs Rum Yönetimidir ki dünya devletidir… Türk bir defa kaybederse, yolcu Abbas’tır biline!…
**********
EĞİTİM ŞURASI ÜZERİNE! (HALKTAN VE MEDYADAN KAÇIRTILMIŞ BİR ÇALIŞMA!)
Dün dedikti ki Eğitim Şurası başladı kimselerin haberi yok… Oysa eğitim öğrenim artık o kadar önemli sorun oldu ki “öğretmen, öğrenci, veli” üçgeninin ilgi alanını aştı, bizatihi “KKTC’nin geleceğini, varlığını direkt olarak ilgilendiren birincil sorunu oldu…”
Geçmişte çok yazıp söyledikti… Nasıl ki biz Kıbrıs’ı babalarımızdan analarımızdan, yakınlarımızdan ve Kıbrıs Türk halkından devralıp bugünlere kadar taşıdıksa; bundan sonra devralıp daha ilerilere, daha iyiye, daha güzele, barışa ve istikrara götüreceğine inanmak istediğimiz bir nesle de biz devredeceğiz…
NASIL NESİL AMA? Bırakın eğitim öğretimde gitgide seviyesi düşen eğitim olayını!
Bırakın artık okullarda kötü alışkanlıkların, esrar içki sigara bağlamlarında neredeyse ortaokullara da inmesini.
Bırakın üniversite giriş sınavlarında her yıl biraz daha seviyesi düşen başarıyı.
Yahut hâlâ okullarda kurulamayan okul aile birliği ilişkilerini!
Öğretmenlerle öğrencilerin birbirlerini anlamak, sevgi saygılarında eğitim öğrenimi en üst başarı düzeyine çıkarmak cehdindeki çalışmaları yerine, birbirleri ile dalaşıp kavga etmelerini de bırakın!
Artık KKTC de liseyi bitirdikten sonra tek bir öğrencinin bile üniversiteye geçememe olasılığının bulunmadığı “rahatlıktan” doğan türlü çeşitli sorunları da bırakın… İlahi…
NİÇİN “BIRAKIN” DİYORUM: Çünkü toplum hızla değişir ve de Türk halkı “lokmacı şamişici, kahveci bakkal” oluştan “sahip ve patron” oluşa geçerken, öteki “sektör ve mesleklerde” de görüldüğünce “Eğitim Öğrenim” olayı bu değişme adapte edilemedi!
Hatta devlet “yetişmekte olan gençlerin ellerinde çocuk oyuncağına dönüşmüş eğitim öğrenime kanalize edilecek “internet” argümanlarını bile değerlendirme olayı yaratamadı!
Okullar müfredat fukarası haline getirilirler, “yazboza” çevrilirlerken; “gençlerin heyecan ve becerilerinin” gerisinde kaldılar! Özel dersler de özel okullar da eğitimdeki bu devlet hantallığının sonucudur!
GENÇLER BÜYÜKLERİN SİYASET OYUNLARINA KURBAN EDİLDİLER: “Barışın ve Savaşın” ne olduğunu, niçin gerekli ve gereksiz olduğunu en somut örnekleri ile yaşayacakları Kıbrıs’ta, “barış” uğruna ulusal değerleri tepeleyen bir gençlik yetiştirildi! Kıbrıs Türk halkının kendini savunmak için niçin savaşmak zorunda kaldığı anlatılmadan, “barışa” ihanet eden taraf olarak suçlandı! Gençlerin kafasına “Denktaş yahut Dr. Küçük” gibi liderlerin politik zafiyetlerinden seçilen “siyasi falsoları” Kıbrıs Türk halkının “kötülük ve günahları” olarak sokuldu! (Altını bir daha çiziyorum. Bu ülkede ulusal dava her devrede şahısların siyasi tutum ve görüşleri çerçevesinde değer yargısı buldu, hâlâ öyle devam ediyor! Öyle devam ettiği için de ulusal dava “tu kaka” olurken, Kıbrıs Türk tarihi de “şovenizm” olarak dışlanıyor! )
5. EĞİTİM ŞURASI’NDA HANGİ KONUŞMALAR YAPILIYOR, HANGİ TEPLİĞLER SUNULUYOR? “Bilemiyorum. Geçmişe bakıyorum, bugüne kadar beş tane yapılmış. Çok! Çünkü “şura”lar dünyadaki değişimleri de dikkate alarak, kesinlikle yeni değişimler ve dünyaya adaptasyon için gerçekleştirilirler. Oysa bizde gözetilen Kıbrıs’ın bile değil, “Kuzey’in daracık sınırları” içine sıkışmış eğitim ve öğrenim anlayışının, tutun ki en kabadayısından Türkiye’ye bağlı sistemi ve o sistem içinde olagelen palyatif değişimlerinin tartışılmasıdır!
Nitekim aylar öncesinden haberi verilip medyanın ve halkın da Eğitim Şurası’na etkinliğince görüş ve önerileri ile katılımının sağlanmasına bile gerek duyulmadı! Sanki hiç ama hiç önemli değilmiş gibi! Gerçekten de ve “evet” hiç önemli değildir! Hem de onca üniversiteye karşın! Şunu da ekleyelim. “KKTC üniversiteler diyarı oldu” deniyor ya… İnşallah bu Şura’da bazılarını “neşterleyip” bağırsaklarını akıtırlar da millet öğreniverir ne olup ne olmadıklarını!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























