İki olay;
Biri ihaleye fesat karıştırma iddiası,
Diğeri, devletin iş yaptığı bir şirketin parasıyla yurt dışı seyahat yapan bir Bakan ve bürokratlar.
Her ikisi de, iddia olmaktan çıkıp kesinleşirse, kamu hizmetinde ağır suç.
Kıb-Tek’in bir önceki ihalesinde, bir şirketten aldığı belgeyi, başka birine havale ettiği iddiasıyla “ihale süresince” görevden alındığı açıklanan Müdür Muavini Kurdelen Canselen konusu.
Sayın İsmet Akim, basına yaptığı açıklamada, Müdür Muavini’nin suçu olmadığını savundu uzun uzun. O noktada neden süreçte el çektirildiği muallakta kaldı.
Demek istediğim, birileri bir şekilde kendini yargının, denetimin yerine koydu. Soruşturma bile açılmadı…
Biz ‘o belgeler neydi’ diye tartışırken, o ihale iptal edildi. Gerekçesinin mali olduğu iddia edilse de öyle olmadığı, her tarafından pis kokular geldiği belliydi.
Kıb-Tek bu kez bir ihale daha yaptı ve çıktı, “Devleti zarardan kurtardık” dedi.
E, kardeşim, önceki devleti zarara sokuyorsaydı, onu da siz yapmıştınız. Hatta illa ki yapılacak diye atak da diremiştiniz.
Şimdi suçlu kim?
Kimse…
Aksine devleti zarardan kurtaran kahramanlar var.
Geçtik…
Hukukçular, bakan Bakırcı’nın kıyak seyahat yapmasını dokunulmazlıklar ve rüşvet bağlamında, ancak sadece “hukuki” yönüyle tartışmaktalar. Kimisi Anayasa değişseydi yargılanırdı, derken, kimisi aksini savunuyor.
Bence esas önemli olan, siyaseten Bakırcı’nın aklanması durumudur…
Aynen Kıb-Tek işindeki gibi…
Bakırcı’nın partisinin başkanı ve de Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, kendi bakanının yaptığının doğru olmadığını kabul etse de, “Art niyet yoktu” diye de ekliyor…
Devlet yönetiminde kriter niyet midir? Yoksa kurallar, teamüller mi vardır.
Başbakan ise, Bakırcı’nın kendisine “Kötü niyetim yoktu, siyasette yeniyim, bir daha yapmayacağım” dediğini aktardı sadece. Yani Serdar Denktaş’ın tutumunun bir benzerini sergiledi.
Bu arada Bakırcı’nın yanında aynı geziye katılan bürokratlar olduğu da her ne halse gözden kaçırıldı.
Hükümetin iki başı da, soruşturma açmak yerine olayı geçiştirdiler.
Her iki olay da, yani hem Kıb-Tek olayı, hem Bakırcı’nın gezisi meselesi kapanmamıştır. Çünkü kamu vicdanı yaralanmıştır.
Yapılanlar, siyasilerin iddia ettiği gibi “yasal olarak suç değilse bile”, etik de değildir, ahlaki de değildir.
Her biri birer skandaldır.
Şaibeleri ortadan kaldırmanın tek yolu soruşturma açmakken, CTP-DP iktidarı bu yola gitmemekte direnmektedir.
Yapılacak olan, halkın yargılamayı kendi vicdanında yapması ve bir sonraki seçimde suçlulara cezayı kendi elleriyle kesmesidir.
En büyük suçları da ne biliyor musunuz, siyasette güvenin yok olması yoluna birer tuğla daha koymuş olmalarıdır…
YERİN KULAĞI VAR
EROĞLU NABIZ YOKLAMAYA DEVAM EDİYOR:
Cumhurbaşkanı Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda henüz karar vermediğini söylese bile, bu akşam UBP’li vekillerle yiyeceği yemekte, seçimlere yönelik düşüncelerini aktaracağı iddia ediliyor. Özellikle sol cenahta yaşanan kargaşa ve adaylar konusundaki belirsizliğin, Eroğlu’nun kazanma şansını arttırdığına inananlar, bu aşamadan sonra izlenecek politikaları da Eroğlu’nun yemeğinde tartışacaklar…
GELEN VURUR, GİDEN VURUR:
CTP Eski Milletvekili Hasan Sarıca, “İşçi sınıfına hıyânet eden birçok eski yol arkadaşım var… Her kim olursa olsun, Toplu Sözleşme Hakkı’nı ortadan kaldırmak isteyenlere yuh olsun! Hele de bunu yapan, emekçiler ve halk adına konuştuğunu iddia edenlerse eğer, bin defa yuh olsun!” dedi… Emekçi halkın partisinin geldiği duruma bakar mısınız? Dün neydi, bugün ne oldu. CTP’de ciddi anlamda bir kabuk değişimi var ve geleneksel ideolojinin temsilcileri de buna karşı direnmeye devam ediyorlar.
ÖNCE BİR AYNAYA BAK:
Hükümetin, Akıllı Sayaç İhalesi’nden dolayı rezil olduğunu savunan UBP milletvekili Ersin Tatar, “Ben Başbakan olsam memleketi başlarına yıkardım” diyerek, halkın kurumunun batırılmayla yüz yüze kaldığını ve memleketin direkten döndüğünü kaydetti. Daha bir yıl önce de başkaları aynı şeyleri Sayın Tatar için söylemekteydi. Emekliden kestiği gayriyasal paraları bile geri ödemeyen birisinin bu konuşmaları nasıl yaptığını anlamak mümkün değil…
BİRLİKTE BİR KAHVE İÇİN:
Dışişleri Bakanı Özdil Nami, “Üzülerek söylüyorum, kendisinin Özel Temsilcisi bugüne kadar hala Dışişleri Bakanlığı’nın kapısından içeri girmediyse, bu büyük bir eksikliktir” diyerek hem Eroğlu’na, hem de Özersay’a sitem etti. Eroğlu’nu bilmem ama, Kudret Özersay, bir ara Bakanlığa gidip Özdil Bey’le bir kahve içip gönlünü almalı. Böyle bir iletişim eksikliğinin kimseye yararı yok.
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ:
Türkiye’de 10 Ağustos’ta yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ilk ziyaretini her zaman olduğu gibi yine KKTC’ye yapacak. Ziyaretin 1 Eylül Dünya Barış Gününe denk gelmesi ise, görüşmelerin tıkanma noktasına geldiği bu günlerde önemli bir mesaj niteliği de taşıyor. İnşallah verilmek istenen mesaj yerine ulaşır…
BİR KELLE GİDECEK:
Kıb-Tek’in ihaleye çıktığı akıllı sayaçlar öyle görünüyor ki, birlerinin başını yiyecek. İlk ihalenin, gelen toplumsal tepkilerle iptali ve ikinci bir ihalenin açılarak sonuçlanmış olması tartışmaları bitirmedi. Kurum ile bakanlık arasındaki kavga sürüyor. İlk ihalede ortaya çıkan yanlışlara rağmen, sorumluluk alıp gereğini yapmayanlar, şimdi birbirlerinin boğazını sıkmaya başladılar. Sonunda bir kelle gidecek ama büyük mü, küçük mü olacak, yakında göreceğiz…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Ne Sayın Anastiadis’in, ne de Sayın Eroğlu’nun kendilerini yeniden en iyi Elen ve Türk Milliyetçisi olarak lanse etmeye ihtiyaçları yoktur. Herkes, her ikisinin de ne kadar “kahraman” olduklarını bilmektedir. Bu yüzden bunu yeniden kanıtlamak için, görüşürmüş gibi yapmaya hiç hakları yoktur…” .
DİPTEKİLER
Unutkan Olduk: Çok çabuk unutan bir millet olduk. Vurulan polis müfettişini, soygunun ardından İngiltere’de olduğu söylenen soygun zanlısı polis müfettişini ve hala daha bulunamayan Kooperatif Merkez Bankasına ait paraların akıbetini soran var mı? Hepsini unuttuk gitti. Şimdi tek derdimiz, kimin Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı…
































