Birleşik Krallıkta gerçekleştirilen referandum ile birlikte siyasette üstü örtülen çok önemli meseleler de açığa çıktı.
Referandum İngiltere’nin sadece AB’den çıkması kararını ortaya çıkarmadı. Bunun yanında siyasette taşların yerinden oynamasına neden oldu.
Brexit kampanyasının başını çekenlerin hiçbiri bugün ortada yok. Ya istifa edip bir köşeye çekildiler ya da sessizliğe büründüler. Öte yandan AB’de kalınması yönünde kampanya yürütenlerde de durum farklı değil.
İngiltere’de gelinen aşamada siyasi yelpazede yıllardır kemikleşmiş olan Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi ayrışması artık kendi içinde yeni ayrılıklara gebe…
Referandum üstü örtülmeye çalışılan tüm farklılıkları ortaya çıkardı.
Halbuki Muhafazakar Parti Lideri David Cameron seçim kampanyası sırasında referandum fikrini sırf parti içindeki ayrılıkları giderecek bir araç olarak gördüğü için ortaya atmıştı.
Ama referandumun sonucu öyle olmadı.
Muhafazakar Parti içindeki AB karşıtlarını susturacak bir sonuç çıkmadı.
Aksine Cameron’un istifası ile sonuçlanan bir durumla karşı karşıya kalındı.
Gelinen noktada, Muhafazakar Parti’de liberal görüşü savunan ve AB içinde yer almanın ülkenin yararına olduğunu düşünenlerle muhafazakar olup AB karşıtı olanlararasındaki gruplaşma keskin bir şekilde ortaya çıktı.
İşçi Partisi’ndeki durum da farklı değil. AB’yi savunan ve kendilerini TonyBlair ile birlikte yeni sol olarak tanımlayanlarla eski İşçi Partisi’ni özleyenlerin arasında parti içinde ciddi bir ayrılık söz konusu.
Tıpkı Muhafazakar Parti’de olduğu gibi İşçi Partisi’nde de referandum sonrası parti içi politikaların sorgulandığı bir süreç yaşanmaya başlandı.
Aslında belki de demokrasinin beşiği olan İngiltere’de hem Muhafazakarların hem de İşçi Partisi’nin ikiye bölünerek yollarına daha sağlıklı ve tutarlı bir şekilde devam etmelerini gerektiren bir döneme girildi.
Brexit ile birlikte İngiltere’de siyasetin yeniden yapılanması bir gereklilik oldu.
Görüşler, vizyon ve hedeflerin yeniden tanımlanacağı ve herkesin duruşunun daha net olacağı bir dönem İngiltere’yi bekliyor.
Ve bu yeni dönemde İngiliz siyasetinde kimin egemen olacağı,İngiltere ile AB arasında ilişkilerin nasıl şekilleneceğini de belirleyecek.
İlk aşamada görünen o ki Muhafazakar Parti’de taşlar yerli yerine oturacak.
İşçi Partisi de kendi iç hesaplaşmasını yapmak zorunda kalacak.
Sonuçta İngiliz siyaseti bu hesaplaşmalar sonrasında yeni siyasi figürlerle yeniden şekillenecek.
Aslında benzer sancıları biz de burada yaşamıyor muyuz?
CTP içinde partinin yeniden vizyonunun tanımlanması için uğraş verenlerle,CTP’yi eski günlerdeki CTP’ye dönüştürmeye çalışanların kavgası devam etmiyor mu?
UBP içinde de benzer kıpırdanma ve tartışmalar yaşanmıyor mu?
Türkiye’de CHP içinde durum farklı mı? MHP’deki kurultay sancıları dünyada yaşanan gelişmelere paralel yaşanan bir tartışma değil mi?
Sonuçta dünyada her alanda bir değişim yaşanmaktadır.
Ve bu değişim ister istemez siyasetteki kavram ve ideolojileri de etkilemektedir.
Değişebilenler ayakta kalacak, değişemeyenler günün sonunda kaybedenler kulübünde yerini alacaktır.
Bunun başka yolu yoktur.
































