Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

Ol deyince olduran yüce Atalay…

Konuya girmeyim diyorum…

Şu başımıza gelene bak…

Bir dosya…

İçerisinde en az 100 kişi…

Din İşleri Başkanı Talip Atalay tarafından imzalar atılmış, fahri görevli olmuşlar…

Nerde biliyor musunuz?

Camilerde…

Bu ülkede, köylerde, camilerde nasıl bir dini faaliyet yürütüldüğünü biliyor musunuz?

Bilmiyoruz.

Çocuklarımıza, camilerde “kur’an kursu” adında neler öğretildiğini biliyor muyuz?

Bilmiyoruz.

Kim biliyor…

Talip Atalay…

Çünkü o, “ol deyince” olduruyor.

Masamın üzeri belge dolu.

Fotoğraf dolu.

Bakınız bu ülkede TC ve KKTC vatandaşı 400 din görevlisi var.

Camii sayısından fazla.

Yani…

Her camide kur’an kursu din bilgisi vermek için yeterli insan var.

Ama yaşadığımıza bak…

Bakınız anlatayım…

Neden Atalay, “ol deyince olduruyor” diyorum biliyor musunuz?

Anlatayım.

Tarih 16 Haziran 2015.

1981 Muş doğumlu, KKTC vatandaşı bir kadın…

İsmi Özlem K…

İsmini veriyorum, soyadını vermiyorum.

Derdim o değil çünkü.

KKTC Din İşleri Başkanlığına bir başvuru yapıyor.

6

dilekçe

Diyor ki:

“Yeşilköy Camiinde yaz döneminde dini bilgiler konusunda çocuk okutmak, ramazan ayında köy kadınlarına mukabele okumak istiyorum. Gereğini bilgilerinize sunarım…”

Din İşleri Başkanlığı bu dilekçe ile ilgileniyor.

Ha unutmadan.

Kadın, bir “kur’an kursunu” başarı ile tamamlamış.

Elinde belge var.

Tek sertifikası bu.

Sonra ne oluyor?

2

Atalay ilgileniyor

Talip Atalay, 12 Kasım 2015 tarihinde bir “fahri olarak görevlendirme” yazısı yazıyor.

İlgili kadını sözlü mülakata almış…

Kadın da sözlü mülakatta başarılı olmuş…

Ona diyor ki:

“Yapılan sözlü mülakat neticesinde dini konulara vakıf olduğunuz anlaşıldığından, temel din bilgileri vermek ve Kur’an-ı Kerim öğretmek üzere fakri olarak görevlendirildiğinizi bildirir, gereğini rica ederim…”

Altına da imzayı çakıyor…

Ama bunla da bitmiyor…

Parasını da ödüyor

Bendeki belgede…

Bir de Ziraat Bankası hesap numarası var.

“Fahri görevli” kadın arkadaşa, bir de maaş bağlanıyor.

Tekrar edeyim mi…

Küçümsediğimdense Allah belamı versin…

Kadın… Hangi okuldan mezun olmuş, seviyesi ne belli değil…

Bir Kur’an kursu tamamlamış…

Çocuklara kur’an kursu, kadınlara mukabele okumak için başvuru yapmış…

Din İşleri kendisini sözlü mülakata almış.

Yeterli bilgisi olduğuna hükmetmiş…

Fahri olarak görevlendirmiş…

İmzayı da çakmış altına sayın başkan Prof. Atalay…

Bir de not düşmüşler başvuru kısmına:

  • Hesap No şu bu…
  • Kod şu bu
  • Şube Mağusa…

Arkadaşımız öğretmen olmuş…

Çocuğa, kadına öğretiyor köy yerinde

 

Bir daha var…

Bir hikayem daha var…

Kadın 1974 doğumlu…

Silifke’de doğmuş…

İlkokul mezunu…

Şimdi bir otelde temizlikçi.

2005 yılında Silifke’de bir kur’an kursuna gitmiş.

Sertifikası var.

İsmi Emine E…

Başvuru yapıyor Talip Atalay’a…

Ona da bir fahri görev belgesi:

3

“İlgi dilekçe gereği, Girne’de ikamet eden … kimlik kartı numaralı Emine E.  bayanlara temel dini bilgiler vermek üzere  fahri olarak görevlendirilmiştir…”

Altına da çakıyor imzayı Prof. Dr. Talip Atalay…

Bir banka hesap numarası daha…

İlkokul mezunu… Hiçbir pedagojik enformasyonu olmayan bir kadın daha camilerde çocuklara ders veriyor.

Allah beni yakacak ama…

Yahu 400 tane imam ve din görevlisi var.

Hangi tarikata, hangi tekkeye taptığı belli olmayan bu insanlar kime ne ders verecek?

Camide görevli imamla takışıyor sonra bu isimler.

Kafayı yiyeceğim.

Paralel din görevlisi

Bu durumdan din görevlileride rahatsız…

Çünkü “paralel din görevlisi”nin yaptığı çalışmalar rahatsızlık yaratıyor.

Zaman zaman resmi görevliler ile fahri görevliler arasında sorunlar yaşanıyor.

Türkiye Diyanet İşleri atama yapıyor…

KKTC Din İşleri Başkanlığı atama yapıyor…

Sonra “düştüğümüz duruma bak…”

Boşuna eğitim almayın

Şimdi ben başımı hangi taşa urayım?

Onca eğitim alan ilahiyat öğrencileri başını nereye vursun.

Hepsi boşuna…

Bir Kur’an kursu bitir, belge al…

Gel Talip beye iki ilahi, bir Fatiha oku…

Sana bir belge yazsın…

“Git köyde öğret” desin…

Üstüne de sana para versin.

Bu kaynak…

Bu yapı…

Bu ağ…

Hepsini geçtim…

 Şimdi anladınız mı Atalay nasıl “ol deyince olduran” bir konumda…

Düzey standart ne kadar yerlerde…

Bu ve bunun gibi onlarca örnek var.

Ben rahatsızım.

Din eğitimin ehil ellerde değil, “din tüccarlarında” olmasından rahatsızım.

Ama heyhat ki…

Vakıflar İdaresi rahatsız değil, o da başka bir yolda…

Hükümet rahatsız değil, o da başka alemde…

Eğitim Bakanı hiç rahatsız değil… Derdi başından aşkın…

E nere gider bu toplum hiç kafa yoran var mı?

Ey “ol deyince olduran” Talip Atalay…

Bari buna cevap ver:

  • Fahri adı altında kaç kişi köylerde dini faaliyet yürütüyor?
  • Bu kişilere kaç para ödeniyor?
  • Paranın kaynağı neresidir.

Piyasaya 1.2 milyon TL taktı

Emmi, bir gün karar verdi, “KKTC’ye balık satacağım” dedi.

Geldi…

Bir de büyük otel ayarladı.

Hatta iddia o ki, oteller zinciri tarafından kendine “kur da alalım” dendi.

Gitti, 5 bin TL ödeyerek bir şirket kurdu.

Sermayesi de öyle…

Başladı yurt dışından balık getirip satmaya.

Tek yaptığı da büyük bir buzluk almak…

Sanayi tipi yani…

Getirdi sattı…

Getirdi sattı.

Eksildiğinde iç piyasada bu işi yapan başka şirketlere çekler kesti, aldı, sattı…

Balık sattığı her restorant sahibi ile de samimi oldu.

Kredili verdi…

Önceden par istedi mal getirdi…

İşler sarpa sarınca…

Hatır çekleri almaya başladı…

3- 5 aylık getireceği balığın parasını önceden almaya başladı.

Velhasıl…

Bir girdabın içine girdikçe girdi.

1.2 milyon TL bilinen bir borç taktı piyasaya…

Ve bir sabah uçağa atladığı gibi Türkiye’ye kaçtı.

Artık yok…

400 bin TL alacağı olan var, “Yahu ben iflas ettim” diye feveran ediyor.

Bu kadar basit işte…

Metro Fish tarih oldu…

Bülent Göktepeli de gitti…

“İzin verin adayı balığa boğayım” diyen adam…

Borca boğuldu, battı gitti…

Arkasından ağlaşan ağlaşana…

Umarım arkasından başka restoranları batırmaz…

Bana müsaade

İki hafta yokum…

Bugün giderim…

Bu hafta sonunu ve diğer haftayı Mersin’de geçiririm…

Obir haftanın sonu olmadan da adaya dönerim.

“Teknoloji dünyamı” da yanımda götürüyorum…

Gezmeden, dinlenmeden, şezlongdan fırsat bulursam…

Hergün yazmak isterim…

Yazamasam da…

Havadis emin ellerde…

Beni yoran da aha bu Talip Atalay ve kurduğu düzen.

Umarım o gündemden ben uzak kalırım da ilgilenmesi gerekenler ilgilenir…

Sağlıcakla kalın…