Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

“Siyaset Bilimi ve Çözümsüz Siyasetçiler”

(KKTC) siyasetin karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal aldığına şahit oluyoruz. Siyaset biliminin temel teori ve prensipleriyle tam anlamıyla açıklanamayan bir tablo karşımızda duruyor. Halkın siyasete olan ilgisi, özellikle sosyal medya üzerinden yapılan eleştirilerde kendini gösteriyor. Ancak bu ilgi, ne yazık ki toplumsal dönüşüme ve demokratik yönetişime dönüşemiyor. Halkın siyasilere bakış açısının bireyci ve zümreci bir nitelik taşıması, siyasetin halk arasında yüz yüze ve doğrudan yapılmasından çok, sosyal medya ve boş vakitlerin geçirildiği alanlarda olumsuz değerlendirmelerle sınırlı kalmasına yol açmaktadır. Siyasetin temel işlevi, toplumu bir araya getirmek, ortak sorunlara kolektif çözümler üretmek ve bu çözümleri hayata geçirmek olmalıdır. Ancak, ülkemizde bu anlayışın eksikliği derin bir şekilde hissedilmektedir.

Kıbrıs Türk halkının, kamu ve özel sektör arasındaki uyumun sağlanması yerine, bireysel çıkarlar ve dar grup menfaatleri ekseninde şekillenen bir siyasi kültür, güç sahibi belirli gruplar tarafından oluşturulmuştur. Bu durum, liberalizmin ve serbest piyasa ekonomisinin KKTC’deki uygulanış biçiminden kaynaklanan yapısal sorunlarla doğrudan ilişkilidir. Serbest piyasa ekonomisinin bireysel çıkarları ve rekabeti ön plana çıkaran ilkeleri, Kıbrıs Türk toplumunda bu güç sahibi küçük grupların elinde, sömürüye dayalı bir düzenin kurumsallaşmasına yol açmıştır. Sonuç olarak, bu çarpık düzen, siyasilerin güç devşirdiği ve sürdürülmesini teşvik ettiği bir sistem haline gelmiştir. Bu nedenledir ki, mevcut anlayışın devamı, toplumsal çıkarları göz ardı eden ve statükoyu pekiştiren bir yapının sürekliliğini sağlamaktadır. Bu durum, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmekte ve halkın taleplerine karşı duyarsız kalan, yalnızca belirli çıkar gruplarını koruyan bir yönetim anlayışının kalıcılığını sağlamaktadır.

Ülkemizdeki sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların temelinde, halkın kalkınmasını ön planda tutmayan, sürdürülebilir bir yönetim anlayışının eksikliği yatmaktadır. Siyasi partiler ve iktidar yapıları, halkın sorunlarını çözmek ve refahı artırmak için gereken iradeyi ve kararlılığı sergileyememektedir. Bu eksiklik, Kıbrıslı Türkler’in uluslararası arenada kendine yer bulmasını engelleyen temel etkenlerden biri olarak öne çıkmaktadır. “Çözümsüz” Siyasetçiler kavramının toplum üzerindeki baskısı, artık bir sözcüğün ötesine geçmiş ve yıllardır süregelen bir çıkmazın simgesi haline gelmiştir.

“Çözümsüzlük”

KKTC’de yaşanan bu siyasi çıkmaz, gelecekte karşılaşabileceğimiz daha büyük zorluklara dair önemli ipuçları sunmaktadır. Gerçekçi bir analiz yapabilmek, ancak özgür ve özgün bireylerin kolektif bir şekilde örgütlenmesiyle mümkün olabilir. Bu tür bir bilimsel,siyasal,sivil toplum örgütlenmesi, ülkenin değişiminde kilit bir rol oynayabilir ve statükoyu sarsabilir. Kendi sorunlarının çözümünü dışarıda arayan ve halkın ihtiyaçlarına kulak asmayan yapılar, Kıbrıs Türk halkına eşitlikçi ve adil bir gelecek sunmaktan uzaktır.

KKTC siyasetinde yaşanan karmaşa ve çözümsüzlük, siyasilerin halktan kopuk ve çıkar odaklı politikalar izlemesinin doğrudan bir sonucudur. Siyaset biliminin teorik çerçevesiyle tam olarak açıklanamayan bu durum, kolektif akıl ve toplumsal dayanışmanın eksikliği nedeniyle giderek derinleşmektedir. Ülkemizin geleceğini şekillendirmek ve mevcut sorunları çözmek için, halkın sosyo ekonomik durumunu  gözeten, demokratik ve katılımcı bir siyaset anlayışının acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Kolektif yönetim, sosyal adalet ve halkın refahı için çalışan siyasi oluşumlar, Kıbrıslı Türkleri’in içinde bulunduğu kısır döngüyü kırmanın anahtarı olabilir. Bu nedenle, gerçek bir değişim için halkın katılımı ve bilinçli bir şekilde örgütlenmesi elzemdir. Kıbrıs Türk halkı, çözümü kendi topraklarında ve kendi kolektif aklında aramalıdır. Aksi takdirde, dışa bağımlı ve çözümden uzak bir yönetim anlayışı, ülkemizin geleceğini tehdit etmeye devam edecektir.