Mevsim yaz olsa da,
Film gece yarısı saat on iki civarlarında bittiğinde,
Haliyle hava biraz üşütürdü.
Ama özellikle kadınlar, yanlarına ince bir hırka veya şal alırlardı…
…
Gözlerde filmin yorgunluğu…
…
Filmin sonuna doğru ne halse, ses makinesinden kaynaklı olsa gerek, ses kaymaları olur,
Hatta görüntülerde çizgiler, parazitler oluşurdu.
Bunun nereden kaynaklandığı umursanmasa da, filmin sonunun geldiği anlaşılmış olurdu…
…
Beyaz perdede “Son” ya da “The End” yazıp yazıların geçişi başladığında, kimsenin o yazılarla ilgisi yoktu.
Sinemadan çıkış o yazıların akışı ile başlardı.
Yazılarda yer alan ışıkçıların ya da set amirlerinin kimler olduğunu insanlar niye merak etsindi ki?
…
Bir tek Rum ismi olan Yorgo İlyadis akılda kalırdı,
Ki bizim ahaliye Yorgo ismi yabancı gelmezdi,
Ama bir Rum’un bir Türk filminde ne işi vardı?
Oyuncu değil bir şey değildi.
Neredeyse her filmde “Ses: Yorgo İlyadis” yazıyordu.
Eskiden, sinema yönetmenleri bile pek bilinmez,
Başrollerde kimler var sadece onlara bakılırdı.
Şarkılardaki gibi,
Şarkıcılar bilinir, söz ve besteciler bilinmezdi…
…
Bir anda sandalye gürültüsüne boğulurdu sinema salonları.
Herkes ayağa kalkar ve yavaşça çıkış kapılarına yönelirdi.
Çok kapı yoktu.
Bu yüzden, özellikle arkada oturanlar oturmaya devam eder, kalabalığın seyrekleşmesini beklerlerdi.
Kapılardan çıkanların bir bölümü Çağlayan’a, bir bölümü Köşklüçiftlik’e, bir bölümü de Surlariçi’ne doğru dağılmaya başlardı…
…
Yollarda sanki yaseminler yürürdü…
…
O anlarda Enver’in kahvehanesinde tek tük müşteriler kalır, kaldırım üstlerindeki sandalyeler toplanmaya başlanmış olurdu…
…
Anibal mangalını kapatır, Londra Pastanesi sandalyeleri üst üste koyardı.
Ne mısırcı, ne fıstıkçı kalırdı ortalıkta.
Çocuk Bahçesi de yıldızlara emanet olurdu…
…
Film hüzünlü bitmişse,
Sinemadan çıkanların yüzünden akan bin parça olurdu.
Sanki hikayenin kahramanları onlardı.
Bir maraz, bir maraz.
Olup bitenler onların başından geçmiş gibi.
Sinemada uyuya kalıp da filmin hikayesini anlamayanlar, eve giderken ne olup bittiğini ona buna sorarak anlamaya çalışırdı.
Eğer filmde aşıklar birbirine kavuşmuşsa,
Her şey yolundaydı.
Halbuki kim bilir,
Ertesi gün,
Birdenbire,
Köfünye olayları başlayacak,
Ya da ne bileyim yollar sokaklar tekrardan kapanacaktı…
…
Fakat öyle olsa da,
Hayat çok güzeldi…
































