Tabii Akıncı ile Rum basın haber ve yorumları örtüşmüyorlar. Eğer Türk liderliğinin “Rum gazeteleri müzakereleri manipüle ediyorlar” iddiasını “geçerli doğru” olarak kabul ederseniz bu çelişkiyi olağan karşılarsınız.
Mesela akıncı üzerine basa basa “vazgeçilmezimizdir” dediği “dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı” konusunda çok da ısrarlı davranıyor bu ısrarını da “siyasi eşitlik ilkesinin” temeli olarak niteliyor. Tutun ki yönetimin en üst kademesinde başlayacak siyasi eşitlik aşağılara indikçe yeni “eşitlikleri” doğuracaktır.
Ne var ki Rum basını bu konuda henüz yeterince ne yorum yapmıştır ne de büyük çapta tepki göstermiştir. Buna karşın bir başka konuda şöyle bir haber uçurmaktadır: “Mülkiyet sorununda bireysel başvurularla ilişkiler belirleyici olacaktır…”
Her ne kadar Akıncı henüz bu konuda Anastasiadis ile görüşmediğini söylüyorsa da Türk tarafından sızan haberlerde “Müzakere Komitesi”nin görüştüğü yolundadır. Tabii masadaki konuların henüz billurlaşmadığı bir başka gerçektir!
AKINCI’NIN KIRMIZI ÇİZGİLERİ Mİ? Geçen gün basın yayın kuruluşları temsilcilerine bir oteldeki sabah kahvaltısında açıklamalarda bulunan Akıncı genelde bugüne kadar söylediklerini tekrardı. Bir hatırlatma olur düşüncesinde kopyalayıp özetle aktarıyorum.
Bir: Hedef kapsamlı çözüme ulaşmaktır… 11 Şubat 2014 metnine sadığım…
İki: Yönetim ve güç paylaşımı konusunda büyük mesafe kat ettik… Dönüşümlü Başkanlık konusunda mesafe kat edemedik… Masada 6 başlık vardır bunlar dönüşümlü olarak konuşulmaktadır. (Aynen Annan Planı’ndaki gibi. Demez miyim ben, üzerinden geçiyorlar diye!)
Üç: Şimdi sırada mülkiyet ve toprak konularının müzakereleri vardır. (Tabii komiteler görüşmektedirler!)
Dört: Çözüm halinde Türk halkının özgürlüğü, güvenliği, siyasi eşitliği çok önemlidir. Bu konuda ısrarlıyız.
Beş: 1974’ten sonra ülkeye gelenlerin gemilere konularak geri yollanacaklarını kimse aklından geçirmesin. Eide de bu konuda mesajında insan haklarına saygılı olunacağını söylemiştir…
Beş: Bugüne kadar köy ismi, bölge adı harita gibi konular masaya gelmemiştir.
İyice kısaltıp kuşa benzetmişsem de genelde masada “olanlarla”, “olmayanlar” bunlar. Müzakereler eylül ayında başlayacak. Bugüne kadar Anastasiadis’le yedi kez görüştüğünü söyleyen Akıncı’ya güvenmekten başka çaremiz yoktur. Buna karşılık kuşku ve tedirginliklerimizi tabi ki ayazlatacağız!
**********
Derya Kanbay: (Bakalım Sayın Büyükelçi ile KKTC’nin yıldızları uyuşacak mı?)
İnternete girdim ve yeni TC Büyükelçimiz Derya Kanbay’ın kim olduğunu sordum. İşte bazı bilgiler:
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne atanan ve görevine yeni başlayan Derya Kanbay 2 Ocak 1954’te İstanbul’da doğdu. Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi Dış İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 40 yıla yakın çalışma hayatında pek çok görevlerde bulunan Kanbay Tokyo, Bonn, Lahey, Abuja, Bağdat, Lübliyana Büyükelçilikleri ile Gümülcine ve Frankfurt Başkonsolosluklarında görev yaptı. Evli ve üç babasıdır…
Akça’nın aksine tam bir “hariciyeci.” Dolayısıyla neden müzakerelerin başladığı bir dönemde Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne atandı sorusuna cevap vermek çok daha kolay oluyor. Üstelik bir artısı da var. Aynı zamanda Batı Trakya’da Gümülcine’de Başkonsolosluk yaptı… Tutun ki müzakereler süresince Türkiye’nin buradaki gözü kulağı olacak.
ÖNEMLİ “GÖREVLİLER”: Buna karşın Kıbrıs Türk halkının geleneğinde vardır: TC Büyükelçileri ile bir yolunu bulup tartışmak! Emin Dırvana’dan beridir bu böyle! Oysa ben, dünyanın önemli başkentlerinde büyükelçilik yapmış, Türkiye’yi temsil etmiş bu diplomatlarımızla bırakın tartışmayı, yahut ikide birde kapılarına dayanıp siyah çelenk koymayı; sözleri dikkate alınırken bilgi ve tecrübelerinden büyük oranda yararlanılması gerektiği inancındayım. Mesela:
Bir süre sonra Sn. Derya Kanbay’ın karşısına sadece Ankara ile istişare edeceği müzakere sürecinin ahkâmları değil, Sn. Akça’nın yarım bıraktığı Mali ve Ekonomik Protokol’ün üçüncü ayağının uygulanması da çıkacaktır! Ve ne olacaktır? Siyasi sorun içinde baş ağrıtan bir konu nitelemesinin ardından, “zaten müzakereler devam ediyor, bir süre bekleyebilir” hükmünde yeniden askıya alınacaktır! Üstelik “hele bekleyelim bakalım ne olacak” dalgalarında!
OYSA ÖYLE DEĞİL: Çünkü çözüm olsa da Kuzey Kıbrıs 11 Şubat 2014 mutabakatına göre Federal Devlet’in “kendi içinde özerkliğe sahip federe kanadı olacaktır.” Yani her hal’u kârda sosyo ekonomik kalkınma ve deviniminin kendi sahibi olacaktır. (Bakalım nasıl ve ne kadar olacaktır ironisi ile dudak kıvırmak ayrı bir olaydır!) Kısaca iki devlete dayalı çözüm halinde KKTC ortak yönetim dışında kendi yönetiminin dolayısıyla ekonomisi ile kalkınmasının da yetkili sorumlusu haline gelecektir. Ve her halde Türkiye tarafından yine beslenip desteklenecektir. (Güney’in müsaadeleri nispetinde mi sorusuna henüz cevap veremiyoruz!)
BU NEDENLE: Sn. Kanbay ilk siftahını “çözüm için acele etmeyin” tavsiyesi ile yapmıştır. Bizim için KKTC’deki “görev ve önemi” her zamanki gibi büyük ve her halde muteber olacaktır…
**********
Kısaca takıldığım (Yıllardır çözülemeyen elektrik sorunu!)
Akıllı sayaçlarla gözlere sürme çekilir, bilgisayarlarla “ödenmemiş borcundan dolayı Merkezden ve oturduk yerde şıp diye elektriklerin kesileceği” müjdesi verilerek, “biz vatandaşın canına işte böyle okuruz” efelenmesinde kasılırken; anlıyoruz ki bizim Elektrik Kurumumuz yurttaşına hem dünyanın en pahalı elektriğini satmakta hem de makineleri, elektrik akımına azıcık talep artsa dayanamayıp stop etmekte! Üstelik bacası da filtresiz!
“Yaptık ettik, çabaladık başardık” diye kasılmasalar mesele yok! Mesela sıcakların üç beş derece yukarı vurması ile memlekete elektrik akımı veren tesislerin kapasite dışı üretime dayanamayıp susması! Ki artık insanlar “karanlıklarla yatıp kalkıyorlar!” Kaybedilen işgücü de ayrı sorun oluyor!
Hatırlatalım. Elektrik Kurumu TC-KKTC protokollerinde hâlâ “özelleştirme” kapsamındadır…
































