Hicri takvim ile Miladi takvimin enteresan buluşmasından dolayı Hz. Muhammed ile Hz. İsa’nın doğum günleri nerdeyse aynı güne denk düşüyordu.
Bizim Müslümanlar, Hala Sultan Tekkesine gidip dualar okudular, Güney’deki Hıristiyanlar ise kiliselerde ilahiler okuyup, “yeniden doğum” yemeği yediler.
Birçok insan Hz. İsa’nın doğum gününde yemek yenmesini “eğlencenin” bir parçası sayar. Söylenen şarkıları da kutlama partilerinin vazgeçilmezi.
Halbuki şarkıların çoğu dini içeriklidir.
Yemek de şükür yemeğidir.
Yani her ikisi de ibadet amaçlıdır.
Hıristiyanların bu yaptıklarını yanlış yorumlayanlar “biz de Hz Muhammed’in doğum gününde niye neşeli şeyler yapmıyoruz da sadece camilerde dualar ediliyor” diye sorarlar.
Her iki “icat” da dini kökenlidir ve elbette dini taasup dahilinde kendi bireysel yaş günlerimizi kutluyormuşuz gibi eğlence ve alkolün dibine vurulmuyor.
Dünyayı etkileyen en büyük 2 dinin peygamberlerinin doğum günü kutlaması muhakkaktır ki dini ölçüler içinde olur.
Ama sonradan “icat” edilen, yani sonradan yaratılan ölçüler içinde.
Çünkü zaten biçare İsa’nın doğum günü kutlayacak zamanı olmamıştı.
Ta halini anlatana kadar, insanları tek tanrıya inandırana kadar Yahudilerin kışkırtması ve Roma’nın Kudüs valisi Pilatus’un kararıyla önce Kudüs’ün surlar içinde bayılıncaya kadar kırbaçlandı, sonra da sırtına çarmıh vurulup, Zeytin Dağı’na yürüyerek çıkmaya zorlandı ve nihayette bilinen şekliyle ellerinden ve ayaklarından çivilenerek çarmıha gerildi. (Meraklılarına bilgi, çarmıha germe Roma’nın en gaddar işkence yöntemiydi.)
Öldü ve gökyüzüne yükseldi. Bu aynı zamanda onun yeniden doğuşunu simgeliyor.
Doğum ve ölüm sonrası kutsal ruh ayarında yeniden diriliş. Hıristiyanlar onun yeniden dünyaya geleceğine ve Cennetin Krallığı’nı kuracağına inanıyorlar.
Hz. Muhammed gelmeyecek. O Allah katındaki yerine çoktan yerleşti.
Yaşadığı dönemde de doğum günü falan kutlamadı. Zaten bütün yaşamı çilelerle geçmişti. Küçük yaşta anne-babasını kaybetmiş, akrabaları tarafından büyütülmüş bir öksüzdü.
Yani anlayacağınız Hz. Muhammed’in doğum günü kutlaması daha yeni tarihlerde düzenlenmiş bir icattır.
***
Neyse, geçtiğimiz akşam uzun yoldan Makarios caddesine yürüdük.
Koskoca cadde baştan sona bir ışık deryasına dönüştürülmüştü.
Trafiğe kapatılmış, çocukların eğlencesi için devasa oyuncaklar konmuş ve hepsi bir model berifterolarda (küçük kiokslar) lezzetli yiyecekler satıyorlardı.
Işık deryası ve insan seli içinde bu dünyada olmanın anlamlı mutluluğu yaşanıyordu.
Çocuklardan oluşan noel korosu dini içerikli şarklılar söylüyorlardı.
Herkes mutluydu. Biz de bu mutluluğun tanıkları.
Sonra çıktık, Lokmacı’dan geçtik ve karanlığın kucağında bulduk kendimizi.
Sanki de bir şehir terk edilmişti.
***
Sevgili Ahmet Okan’dan en orijinalini okuyabilirsiniz.
Ben sadece şunu belirtmek istiyorum;
Bir zamanlar bu şehirde, bayramlarda, Çağlayan’da bayram yerleri kurulurdu.
Yiyeceğin en lezzetlisi, eğlencenin envayi çeşidi yaşanırdı.
Şimdiki gibi, uzaklarda bir yerde, toz toprak içine sürülmemişti cıncıraklar.
İnsanlar, en güzel elbiselerini giyer, kollarına eşlerini takar, çocuklarını ellerinden tutar ve bayram yapar gibi bayram yerine giderdi.
Belki, bu fakir şehrin rengarenk neon ışıkları yoktu, islim lambasına talim edilirdi ama herkesi mutlulukla kucaklayan koskoca yürekleri vardı bu şehrin insanlarının.
Ateş ve kan günlerine rağmen sevgiydi tek bağları.
Hayata, vatana ve insana bağlanan en güçlü sevgi bağı…
































