Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SENNAROĞLU’NUN “KARARLILIK” DEDİĞİ…

Meclis Başkanı Önder Sennaroğlu, yeni yasama yılının başlıyor olması nedeniyle, bir videolu mesaj yayınlamış. Bu da bir ilk galiba.

Her neyse…

Başkan, öyle bir konuşma yapmış ki, demokrasisi kesintiye uğramamış ülkelerde bir yasama organı nasıl çalışması gerekirse, ne yapması gerekirse onları sıralamış. Güzel!

Meclis düzgün çalışamamış. Neden, Pandemi’denmiş. Acaba?

Asıl sebep yürütmenin yasamayı çalıştırmaması olmasın sakın?

 

Nisap sağlanamadığı için açılamayan oturum sayısı kaçtır?

Oturumun ortasında nisabın düştüğü toplantı sayısı?

Bahsettiğimiz Meclis, kendi yasama yılını kapatamamış bir Meclis’tir.

Uzata uzata Haziran’ın sonuna kadar gelip de 30 Haziran’da oturum dahi açılmadan, mecburen Başkan açıklamasıyla kapatılan bir Meclis…

Her biri tartışma konusu, çoğu mahkemelik olan Yasa Gücünde Kararnamelerle övünmüş Sennaroğlu. Bu defa da “İnsan yaşantısını kolaylaştırmak için üzerine düşen vazifeleri aynı kararlılıkla yerine getirmeye devam edeceğini” söylemiş…

Yapma Sayın Başkan, durum ortada. Dayatma ile Meclis İç Tüzüğü ihlal edilmiş, uyduruktan anti-demokratik ad hoc komiteler kurulmuş, ara seçim kararı alınamamış, Anayasa ihlal edilmiş, hala daha pembe ufuklar?

En azından şu anda Meclis’in içinde bulunduğu çıkmazla ilgili birkaç laf etseydi bari.

Belli ki, söyleyememiş.

Nasıl söylesin ki, Meclis’in açılması da tehlikede…

Serdar Denktaş uzun bir yurt dışı seyahatinde, döner mi, dönmez mi, iddialar muhtelif.

Bertan Zaroğlu, nisabı sağlamayacağını söylüyor.

Bağımsızlar, “bize güvenmeyin” demekteler.

Meclis Başkanlığı mevkisi niye 001 plakayı kullanır? Yasama, yürütmenin üstündedir de ondan. Yani aslında Meclis Başkanı’nın, partisel bağlarını ülke yararına bir kenara bırakmış olması gerekir.

Bu durumda Sennaroğlu’nun Meclis’i bu hale getirenlere de söylenecek bir sözü olmalıydı.

Mesela “Tüm partiler, tüm milletvekilleri, kim isterse olsun, herkes KKTC demokrasisine saygılı olmak, Meclis’in saygınlığını korumak zorundadır. Bunun olmadığı yerde demokrasi ya da hukuk devleti olmaz” falan deseydi.

O zaman en azından “Başkan da durumdan rahatsızdır” denirdi.

Eğer dediği gibi, bir önceki dönemdeki “kararlılık” devam edecekse, o dediklerinin hiçbiri olmayacak.

Meclis otomatikman kendi kendini yenileyecek, yani seçime gidecek.

Aylarca hükümetsiz kaldığımız gibi, ta ki UBP kurultayı yapılsın, korkarım Meclis’siz de kalacağız…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

HALA AYNI TERANE:

Ersin Tatar, “Yapılan bu kutsal ve değerli mücadeleye kimse gölge düşürmesin. Kimse yaptığımız işi küçümsemesin, hiç yakışmıyor” demiş. Ya, iş yapa yapa öldüründün, belli ki selfie çekmek seni oldukça yormuş. Hala daha “büyük Kıbrıs davasında özlenen bir aşamaya geldik” diyerek, iki devlet siyasetinin dünya kamuoyu gündeminde hiç bu kadar yer bulmadığını söylüyorsun. Yahu bu iki devletli çözüm modelinin New York’ta duvara tosladığını ve asla kabul görmeyeceğini senden başka herkes görüyor…  Gündemde aslında, tepkileri gündem olmak sayarsan, gündemde.

 

MECLİS EGEMENLİĞİN SİMGESİDİR:

“Meclis’i açamazsanız, hükümet değilsiniz” diyor Kudret Özersay. Hükümet olmamakla kalsa iyi. “Egemen devletim ayrı yaşayacak” diye dünyaya kafa tutanlar, egemenliğin simgesinin Meclis olduğunun farkında mıdır acaba? Açılamayan Meclis, hükümetin güvenoyunu kaybetmesi değil midir ayrıca? Ersan Saner, çıkıp da kürsüde kafa tuttuğu gibi, erken seçim ilan etseydi, Meclis de “egemenlik” de böyle yaralanmayacaktı. Ama onun çıkarı, hepsinin önüne geçti…

 

KOLTUĞUN KENARINA YAPIŞMIŞLAR:

Koltuğun çoğu gitmiş, kenarı kalmış ellerinde, şimdi ona asılıyorlar. Merkez Bankası bir banka yönetimini usulsüz kredi verme gerekçesiyle polise veriyor, siyaset nasıl üstünü kapatırım derdinde. Yani şimdi sandalyeler sallanırken DP’yle papaz mı olsunlar. Diğer yandan, hala bu toplumda, kendini atayan partinin  “imzanı geri çek” demesine karşın, görevden alınmayı göze alan birinin olması ne güzel. Hukuk devleti ha, adalet ha, şeffaflık ha. Yine yazın bunları seçim programlarınıza, hükümet protokollerinize…

 

İMAMLAR YA DA ECZACILAR:

Keşke KTMMOB’nin direnişini, diğer meslek örgütleri de yapsalardı. Mesela ithal Din İşleri Dairesi Başkanı’na karşı çıktığını bildiğimiz imamlar… Ya da aniden bir eczacının sırf akademisyendir diye vatandaş yapılması meselesi. Belli ki bu iş burada bitmeyecek, emsal teşkil edecek, nasıl olsa yolu açıldı.  Keşke hepimiz birlikte örgütlenebilsek, hep birlikte sesimizi yükseltsek. Çünkü ne utandıkları var ne sıkıldıkları, gidene kadar da durmayacaklar…

 

DÜN HARMANCI’YI DİNLEDİM:

Sim FM’de Serhat İncirli’nin konuğuydu. Lefkoşa hala istenen durumda değil. Ancak o büyük yıkımdan sonra düze çıkması için en az 20 yıl gerektiğinden bahsediliyordu. Belediye’yi zarara sokacak şekilde ihalesiz olarak bir şahsa verilen eski Belça arazisini biliyorsunuz. Kentin en kıymetli yerinde hayalet gibi bir inşaat duruyor yıllardır. Üstüne bir de Belediye’ye ödemediği tazminatı ödememiş. Belediye hem alamadığı tazminatları talep etmek hem de ayrıca 2,5 milyonluk bir tazminat talebiyle davası açmış.  YDÜ’nün ödemediği borçlar için de davası Kasım’da. Geçmişten devralınan 40 milyon liralık borç ödenmiş, Başkan yeniden borçlanmak istememiş. Personel sayısı, 900’lerden 700’lere düşmüş, daha ne olsun…

 

NEDİR O UYGULANMAYAN YÖNERGE?:

Vaka sayıları göreceli olarak düşüyor. Hala bizim üç mislimiz test yapan Güney Kıbrıs’ta, bizimle hemen hemen aynı sayıda vaka var. Büyükkonuk köyü kapandı, okullarda sınıflar kapatıldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün “izlenmesi şart” dediği bir yönergeden söz ediyor tıp insanları. Bakanlığının ilgi alanına giren PCR ve adapass sahtekarlıkları karşısında sessiz kalmaya devam eden Sağlık Bakanı, bu konuda ne düşünür acaba? Yoksa, o da mı “Kurultay geçsin de sonra bakarız” derdinde…