Köşe Yazarları

SENDİKALARIN TAVRI YANLIŞ…


Her şeyi protesto etmek doğru mudur?

Ben de inanıyorum, eğitimle ilgili şura, çalıştay ne yapılırsa yapılsın alınan kararların tam olarak uygulanması mümkün olmayacak. Çünkü bir bağlayıcılığı yok…

Ha, akıllarında illa da yapmak istedikleri bir takım değişiklikler varsa, onları gerçekleştirmek için karar alacaklar. Bunların içinde toplumun değerlerine, hassasiyetlerine aykırı düzenlemeler bulunabileceği endişesini de taşıyorum.

Hal böyle iken, eğitimde devletten sonra ikinci söz hakkına sahip sendikaların protesto edip çalıştaya katılmamasını da asla onaylayamam. En önemli paydaşlar olarak orada kendilerine tanınan söz hakkını kullanmamayı tercih ettiler.

Tüm kararların alınmasına belki çok fazla etkileri olmayabilirdi, ama en azından, tartışılmasını sağlayabilirlerdi, radikal değişiklikleri önleyebilirlerdi, yapılanlar hakkında halkı bilgilendirebilirlerdi. Ki zaten bir sivil toplum örgütü olarak sendikanın bir görevi de bu değil miydi? Hem mensup olduğu sistemin iyileştirilmesine katkı, hem de bir sivil toplum örgütü olarak halkı aydınlatma.

“Çalışmalar hakkında bize bilgi vermediniz, biz de katılmıyoruz”…

Bu kadar basit mi?

Ya da şöyle sorayım, bu kolaycılık değil mi?

Zor olan, içinde olup, mücadele vermek.

Sanki sırf muhalefet etmek için muhalefet ediyorlar gibi bir görüntüleri var. ‘Katılalım, gerekirse orada mücadele verelim, baskı unsuru olalım, bu bizim asli görevimiz’ gibi bir dertleri yok.

Dışarıda kaldığınızda, protesto ettiğinizde etkiniz olacak mı? Kimin umurunda. Aksine dikensiz gül bahçesi.

Zaten her konuda siyaset yapıyor olmalarının, toplumun ve hatta temsil ettikleri kitlenin çoğunluğuna bile ters gelen radikal çıkışlarının ne kendilerine, ne kitlelerine ne de eğitime bir katkısı olmuyor.

Bence demokrasinin düzgün işlemesine de engel bu tavırlar…

Bakın, Talim Terbiye Dairesi Müdürü ne diyor; “Vizyon 2030 Eğitim Strateji Planı Çalıştayı, hükümet vizyonu çerçevesinde gerçekleştirildi”…

Eğitim, devlet politikasıyla yürütülür. Özünde strateji ve devamlılık vardır. Her 1,5 yılda bir değişen hükümetlerin politikalarına göre şekillendirilmesi büyük bir yanlıştır.

Tam bu noktada, eski Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in “Getirin Meclis’e yasalaşsın” sözlerini anlamlı bulurum… Öyle ya, eğitim gibi bir konu, Meclis’e gelmeli.

 

Sorumlu Daire Müdürü, bunun bile farkında değil, “hükümet vizyonu” diyerek siyaset yapıyor.

En azından bunlara karşı söylenecek sözü olmalıydı sendikaların.

Şimdi güle oynaya bir takım kararlar alınacak. Ondan sonra sendikalar her gün grev yapabilirler, protesto edebilirler, ama bir şey değişmeyecek, hiçbir yararı olmayacak. İş işten geçtikten sonra kamuoyu yaratmaları da mümkün değil.

Yazık. Yaptığımız sadece kuru gürültü. Değiştirmek için elimizde olan fırsatları bile kullanamıyoruz… Böylece sivil toplum da güvenirliğini günden güne yitiriyor.

YERİN KULAĞI VAR

EN AZ 6 ADAYLI SEÇİM:

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken adaylar da yavaş yavaş belli oluyor. Her ne kadar resmi bir açıklama olmasa da, Akıncı, Tatar, Erhürman, Denktaş ve Arıklı’nın aday olacağı kesin gibi. En çok merak edilen isim Özersay’ın durumu belirsizliğini koruyor. Bağımsız adayları da düşünürsek aday sayısının en az 6 ve daha fazla olacağı tahmin ediliyor. Nisan seçimlerinin hayli zorlu ve ilginç geçeceğini şimdiden söyleyebiliriz…

KONU VATANDAŞLIKLAR MI?:

UBP-HP hükümetinin her konuda Ankara’nın onayını alma gayreti gözlerden kaçmıyor. Neredeyse her hafta birkaç bakan türlü vesilelerle Ankara’nın yolunu tutuyor. Son olarak İçişleri Bakanı Baybars kervana katıldı. Ziyaretin sebebinin yoldaki  vatandaşlık yasası olduğu iddiaları var. Yakında anlarız.

AMAÇ %2’Yİ GERİ ALMAK:

İstatistik Kurumu Başkanı’nın, Kasım ayı enflasyonunu eksi olarak açıklamasına toplumun her kesiminden tepki geldi. Hatırlayacaksınız, geçen ay da enflasyon eksi çıkarılmıştı. Aslında istenen çok basit. UBP-HP hükümeti, dörtlü hükümetin verdiği hayat pahalılığının yüzde 2’lik kısmının yanlış hesaplandığını iddia ederek geri almaya çaılışmıştı. Alamayınca da bu yolu tercih ettiler. Her ay enflasyon rakamlarını eksi göstererek, o yüzde 2’lik artışı gıdım gıdım geri alacaklar…

HOŞ BULMAMIŞ:

KIB-TEK konusunda basına düşen istifalarla ilgili de konuşan Tatar, istifaların basına düşmesinin hoş olmadığını söylemiş. Ya ne yapsalardı peki? Siz, “dediğim dedik, çaldığım düdük” diye diretir onları kaale almazsanız olacağı buydu. “İstifaların basında yer almasını hoş bulmadım” diyorsunuz da, basının işinin bu olduğunu unutuyorsunuz. Halbuki ne güzel kimse duymadan bu iş kendi aranızda halledecektiniz. Şimdi muallakta kalan istifalar hakkında halka açıklama yapmak zorundasınız.

 BU ISRAR NİYE:

Kıb-Tek’deki kavganın temelinde, kuruma alınmak istenen ve ciddi iddiaların konuşulduğu 4 adet jeneratör meselesinin yattığı belli oldu. İlgili bakan ve sendika bu jeneratörlerin alınması için ihaleye çıkılmasını isterken, Yönetim Kurulu Başkanı Onurhan ise,  2030 yılında satın almak için yakıtı bulunamayacak olan jeneratörler yerine, KKTC için en uygun olan depolamalı güneş enerjisi santralı alınmasını istiyor. Onurhan ve arkadaşları istifa kararlarını gerçekten geri alırlarsa, bundan ne sonuç çıkaracağız?

ŞU OECD RAKAMLARI:

Türkiye ile imzalanan protokolde de var. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı meselesi, “OECD ortalamalarına erişecek”… Dün Eğitim Bakanı da aynı şeyden bahsetti. Ben bunu kaç defa yazdım, onlar iddia etmeye devam ettiler. Kardeşim, KKTC’de resmi rakamlara göre, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 9… OECD ortalamalarına göre ise, 14… Yani biz onları çoktan geçmişiz. Hala daha neden böyle bir hedef konulduğunu anlamış değilim…

 ZİRVEDEKİLER

Çanakkale Ortaokulu: Okul idaresi, okulun bahçesindeki zeytin ağaçlarından toplayarak elde ettikleri zeytin  yağlarını öğretmenlere satarak 10 ihityaçlı öğrenciye ayakkabı almışlar. Üretmek ve paylaşmanın en güzel örneğini verdiler. Böylesi örneklerin çoğalması dileğiyle katkı koyan herkesi kutlarım…

DİPTEKİLER

Anastasiadis’in Lahey Oyunu: Anastasiadis, yine boyundan büyük işlere kalkıştı, sözde Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmalarını onaylatma adına Lahey Adalet Divanı’na gitti. Oysa Uluslararası Adalet Divanı’nın, tüm tarafların rızası olmadan herhangi bir davaya bakma yetkisi yok. Türkiye’ye faks göndermiş de, alındı mesajı gelmiş, tamammış(!). Türkiye mahkemeye bu yetkiyi verecek değil. O nedenle ortada dava falan olmayacak. AKEL’in “yaptığın hareket sonuçları bakımından tehlikeli” demesinin sebebi bu…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı