Bugün bayram… İki yıldır bayramı bile kutlayamaz olduk. Çoğumuz sevdiklerimizden uzaktayız. Yakındakileri bile görmekten kaçınıyoruz.
Bayram umuttur, sevinçtir. Ne yazık ki ne umut kaldı, ne sevinç. Sadece hayatta kalabildiğimiz için mutluyuz…
Bugün dünyanın bu coğrafyasında, bayramda çocuklarına hiçbir şey alamayan, harçlık verecek durumda olmayan insanlar var. Öyle sayıları az buz da değil. Hiçbir güvenceleri yok, geleceğe dair umutları tükenmiş, küçük bir azınlık dışında, kendileri de tükenmenin eşiğinde insanlar topluluğu…
Başbakan bayram mesajı veriyor; umut dolu güzel günlerden, refahtan falan bahsediyor. Umudun ne olduğunu unuttuk bu ülkede. Refah, öylesine yabancı bir kavram ki… Çalışana umut yok, çalışanın refahı kimsenin umurunda değil. Ha, bir tek böyle özel günlerde güzel sözlerde yer alabiliyor. Basmakalıp…
Sen bu halkın, bu ülkenin refahı için ne yaptın desen, “şunu yaptım” diyecek biri yok. Olanı tükettik, dibe vurduk, hala daha aynı yöntemlerle devam edip refaha erecekmişiz… Bunun için umutlanmalıymışız. Çocuklar bile kanmıyor artık bu martavallara…
Bugün aslında yazmak istediğim, hükümetin hali hazırda bitmiş, ömrünü tamamlamış olduğu gerçeğini bir kez daha vurgulamaktı.
Yaptıkları kötü, yanlı, adaletsiz icraatlar; beceriksizlikler, kendi ülkesinin insanlarını hatta yasalarını hiçe saymalar ve geldiğimiz bu vahim durum.
Düşünsenize, çok parçalı azınlık hükümeti, kafaya aldıkları üç vekille çoğunluğu sağlayıp, en azından ülkenin hükümetsiz kalmamasını sağladı diyebilirsiniz. Vay sağlamasalardı.
Hükümet dediğin hele de böyle zamanlarda yasa üstüne yasa çıkartıyor olması gerekirdi. Yasa hazırlamak şöyle dursun, adamlar Meclis’i çalıştırmıyor. Bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak.
Çünkü Meclis’te aslında çoğunluğu kaybettiler…
Yasamada çoğunluk sadece genel kurul aşamasında değil, komitede de iktidar çoğunluğu olacak ki, politikalarına uygun yasalar çıkartsınlar.
KKTC Meclisinde teknik olarak iktidarın çoğunluğu yok. Komitelerin çoğu bu nedenle kilitlenmiş durumda.
Ama en önemlisi, Anayasa’nın emrettiği seçim tarihini bile bu yüzden belirleyemiyorlar.
Her şey siyaset… Ama kim için, sadece partileri için. Varsa yoksa o. Zamanı nasıl yayarlar da seçimden galip çıkarlar, onun hesabındalar. Bu arada halk sokağa dökülmüş, isyan başlamış, elli bin insan işsiz kalmış, gelirsiz kalmış, ne gam…
Tek bir gösterge, başkasını aramaya gerek yok.
Sen Meclis Komitelerindeki çoğunluğu kaybetmişsin arkadaş, artık sen düşüksün.
Yok hükmündesin…
Halkın çoğunluğunu temsil kabiliyetini yitirmiş durumdasın. Komitelerde çoğunluğu sağlama tinyozluklarını bırak, onlar yasal da değil, etik de değil. Şu anda demokrasi adına öyle büyük bir suç işliyorsun ki; yasama görevini engelliyorsun, yasama görevini.
Adına hükümet denen bu grubun bu ülkeye verebileceği bir şey yoktur. Sadece sorunların katmerlenmesini, çözümsüzlüğün sürmesini sağlıyorlar o kadar.
Bu saatten sonra boş vaatlerle sadece kendini kandırabilirsin. Ama bu ülkeyi kilitleme lüksün yok. Dünya kadar insan icraat beklerken, devlet gelirleriyle, sistemiyle, mekanizmasıyla, düzeniyle çökerken, yapacağın tek bir şey var, o da anahtarı bir an evvel halka teslim etmek…
YERİN KULAĞI VAR
TATAR BİZDEN UMUDU KESTİ:
Sürekli “arkamda Kıbrıs Türkünün desteği var” diyen Tatar, o desteğin artık olmadığını görmüş olacak ki, Cenevre’de Rum lidere, “ benim arkamda, buradan 40 mil uzakta 85 milyonluk Türkiye var” deyivermiş. Aslında o “tarihi önerisi” sonrası destek hala sürüyor mu bilemem ama, kendisine oy verenlerin, hatta kendi partililerinin birçoğunun desteğini kaybettiğini söyleyebilirim…
BU TOPLUMA YAZIK EDİYORLAR:
“Mağusa Limanı veya Ercan Havalimanı’yla ilgili bir açılım elde etmek istiyorsanız teknik anlamda AB’den veya Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nden birilerinin bulunmasını kabul edip, Mağusa Limanı ile Ercan Havalimanı’nın uluslararası ticarete ve uçuşa açılması karşılığında Rum ticaret gemilerine Türkiye’nin limanlarının açılmasını, Rum sivil uçuşlarına Türkiye hava sahasının açılmasını sağlayabilirsiniz” diyor Kudret Özersay. Ama kime anlatırsın, adam bunları reddederek kahraman olduğunu zannediyor. İzolasyonların kalkabileceği, dünyaya açılabileceğimiz bir fırsatı ellerinin tersiyle ittiler.
YORUMSUZ:
“Dünyaya, bizi bir devlet olarak tanımalısınız çağrısı yapıyorsak, öncelikle bu devleti yönetenlerin bir devlet yönettiğini unutmaması, halkın devletini bir devlet olarak görmesi ve Türkiye’nin bu devlete “MİŞ” gibi değil bir devlet gibi muamele yapması gerekmektedir. Bu teze kendiniz ikna olamıyorsanız kimsenin ikna olmasını da bekleyemezsiniz.” (Özdemir Tokel) …
YETTİ YAHU:
Elektrik işi iyiden rezilliğe döndü, can sıktı. Her iki taraf da gereksiz gerginliklerle gün geçiriyor, zaten dünyanın en pahalı elektriğini ödeyen vatandaş da elektriği bulamama gailesi çekiyor. O ağlar, öbürü ağlar, o ona söver, beriki diğerine. Karşılıklı korkunç iddialar, ama hiçbiri yargıya gitmez. Ürettiğiniz laflar elektriğe dönmüyor. Yettiniz artık bir susun da iş yapın. Yapamıyorsanız da çekilin, sıktınız artık…
PROTOKOL İMZALANMAMIŞ MIYDI?:
Başbakan, Türkiye ile 2021 Mali ve İktisadi İşbirliği Protokolü imzalayacaklarını söyledi ve bununla birlikte ekonomiyi düzlüğe çıkarmayı vaat etti. Allah Allah, bu protokol 3 Mart’ta imzalanmamış mıydı? Nereden bahsettiğini anlamadık. Sahte vaatler olduğunu biliyoruz da işi temcit pilavına mı çevirmiş? Yoksa eski bir mesajdan kopya mı yapmışlar?
HİÇ DE MANTIKLI DEĞİL:
Şu aşı protestolarına anlam vermek zor. Daha birkaç ay evvel Ersin Tatar AB’den gelecek aşıları istemediğini söylediği zaman, bu iş çevreleri, örgütler neden seslerini çıkartmadılar acaba? Kendileri de pek ala biliyorlar ki, Rum Yönetimi, kendisine borç karşılığı verilen aşılardan bir kısmını buraya yolluyor. İş adamları keşke kapılarda “aşı, aşı” diye bağıracaklarına, “parasını toplarız” dedikleri olayın peşine düşseler. Rum gazeteleri, dünkü eylemle, “benzinciler, eczacılar, marketçiler” diye dalga geçti. Bu mudur çare? Başka yolu yok mu? Pek ala da var…

FOTO GÜNDEM: Dünya Sağlık Örgütü’nün tam bir yıl önce, Mayıs 2020’de hem yan etkilerinden dolayı hem de corona tedavisinde işe yaramadığı gerekçesiyle yasakladığı “hidroksiklorokin” bazlı ilaçları Türkiye sadece 5 gün önce yasakladı. O güne kadar kullanılıyordu. Arşive baktım, bize de epeyce bu ilaçtan gelmiş ve kullanılmış. Şu anda durum nedir? En azından Türkiye yasakladıktan sonra kullanılması durduruldu mu? Yoksa hala kullanılıyor mu? Türkiye çalkalanıyor, burada kimsenin bir açıklama yaptığı yok. Kamuoyuna biraz saygınız olsun…
































