Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SELF DETERMİNASYON HAKKIMIZ: (“KATILMA” VE “AYRILMA” HAKKIMIZLA VARDIR.)

 Kıbrıs Türk halkının “kendi kaderini tayin hakkı” olduğunun farkında mıyız emin değilim. Çünkü Kıbrıs siyasisürecinde 1960’lardan beridir bu hakkımızı “kullandığımız” halde siyaseten  öne çıkarmak gereğini duymadık.  Oysa 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine “katılırken” adadaki Türk toplumu olarak “self determinasyon hakkımızı kullandıydık.
1963’de de  yine kendi siyasi irademiz içinde  bu kez Kıbrıs Cumhuriyetinden “ayrılma” kararımızla kullandık.
Eğer “self determinasyon hakkımız” olmasa, ne “katılım” ne de “ayrılma”  hakkımız olurdu!  Bu husus adadaki “siyasi varlığımızın tescili” olması gerekirken, yıllardır Türk halkı “tanınmamışlıkla cemaat esamesindeki toplum” olarak nitelendiriliyor!
Oysa Türk liderliği sadece 1960 KC’ine katılmakta kalmadı, sonrası tüm BM’ler gözetiminde olagelen çözüme yönelik müzakerelere  de “siyasi iradesini” yansıtmak dolayısıyle kendi kaderini saptamak için katıldı.
Mesela 1974’de Rum saldırıları karşısında “Türkiye’nin garantörlük hakkından doğan müdahalesini davet ederken,  ada iki bölgeye ayrılır Kuzey’de bir Türk Devleti ilan edilirken, Türk halkı Annan planı referandumunda “evet” derken… Hep self determinasyon hakkını kullanıyordu. Eğer elan devam eden müzakereler sonunda referanduma gidilecekse Kıbrıs Türk halkı bir kez daha “kendi kaderini tayin”  hakkını kullanarak “evet veya hayır” diyecek.
YALIN GERÇEK.  Kıbrıs Türk halkının  “siyasi yönden” kullanılacak böylesi güçlü bir “argümanı” varken  ne yapılıyor ama? Tanınmış ve BM’lerle AB üyesi oluşu ile “Tüm Kıbrıs’ın devletiyim” diyen Güney Rum Liderliği ile masaya oturuyor, adada nasıl birleşik bir federal sistem oluşturacağı pazarlığını yapıyor!   İyi de hangi siyasi konumla?     “Türkiye’nin işgal ettiği iddia edilen Kuzey’de işgal altındaki illegal devlet” konumunda!
Self determinasyon hakkı olan bir halk için böylesi bir siyasi konuma düşmek  teslimiyet, mağlubiyettir! Güney Rum devletinden “himmet ve şefaat beklemektir!” Nitekim müzakereler ilerledikçe Rum tarafı tüm çözüm unsurlarını “Kuzey üzerine” planlayıp detaylandırmaya başlamış, Kıbrıs Türk halkının kırk bir yıllık siyasi iradesi ile Kuzey’deki varlığını “yok” saymıştır! Oysa Türk halkının elinde “biz Türkiye ile entegrasyona gideceğiz” diyebilecek kadar kendi siyasi iradesini çakan “kendi kaderini tayin hakkı”  vardır! Olduğu içindir ki “müzakere masasına “siyasi eşitlik”  gibi müthiş bir kazanımla oturmaktadır. Şöyle ki çözüm halinde Rum tarafı kendini hemen lağvedip “kurucu devlet”  esamesine düşerken, Türk devleti de “KKTC’yi ilga edip Kurucu Devlet olarak “federal sistemde ve siyasi eşitlik ilkesinde yerini alacaktır.
SON SÖZ: Kıbrıs Türk halkının en az Rum halkı kadar self determinasyon hakkı vardır ve zaten şu anda masada bu hakkından doğan siyasi konumu ile oturmaktadır. Bu hakkımızla gücümüze inanmak zorundayız çünkü Rum tarafının ayni hakka dayanarak iki asırdır Enosis peşinde koştuğunu, tüm ada egemenliği   ideasını sürdürdüğünü görmezden gelemeyiz. 
    **********       EĞİTİMDE KALİTE SORUNU.(TÜM KURUMLARDAKİ SORUN NEYSE ODUR!)
Bir süre önce Başbakan Kalyoncu “Eğitimde kalitenin gerilediğini” söylediydi. Bazı sendikalar da “devlet okulları”  ile “özel okullar”arasındaki dengesizliğe dolayısıyle “eşitsizliğe” dikkat çektilerdi.. Bu arada artan kuran kursları  da gündeme  getirilmektedir…
Daha önce yazdıktı: Hızla değişen ve ileriye giderken teknolojiye ulaşmaya çalışan topluma karşılık, gelip giden hükümetler ne becerileri ne de oluşturdukları sistemleri bu devinime cevap verememiştir. Toplumun önünde olmaları gerekirken, gerilere düşmüşlerdir! Aynen Trafik yoğunlaşırken  alt yapı oluşumlarının o trafiğe cevap veremeyecek kadar gerilerde kaldığınca! Sağlık servislerinde de ayni olay yaşandı yaşanmakta dediğimizce!
Mesela kaç yıldır   söylemi dillerde akıde şekeri tadı bırakmasına karşın  e-devlet olamadık! Oysa artık dört yaşındaki çocuklar bile “akıllı” denilen eloktronik cihazlar kullanmaktadırlar!
Eğitimde kalite çok daha farklı bir olay ama. Çünkü “miarını” saptamak kolay değildir. Mesela bir süre önce “Güney Kore’de bir araştırma yapılmış. Hep bilgisayarlarla  eğitim yapan bir okulla bildiğimiz karatahtalı (tabi çok modernize edilmişliği ile) kitaplı defterli her halde “klasik”  olarak ifade edilecek bir okul karşılaştırılmış. Çıkan sonuçta o “klasik eğitim veren okul öğrencilerinin  daha başaralı oldukları” görülmüş.. Tabi Güney Kore deyip geçmemeli eğitim konusunda dünya ilkleri içindedir ve çıkan sonuç  “öğretmen faktörünün bilgisayar faktöründen daha başarılı olduğudur…”
BOCALAMA DEVRİ. Şunu kabul etmek gerekir: Siyasi ve ekonomik yönden bocalayan istikrarsız ülkelerde sadece eğitim değil öteki tüm kurumlar da tekler! Zaten bunu bilmeyen yoktur! Ancak KKTC’nin bir özelliği vardır ki Allah’ın lütfu olmalıdır. Nitekim bir ara öğretmen sayısı ile öğrencilerin sayısını orantıladım tutun ki her 16-20 öğrenciye bir öğretmen düşmektedir. Okul derseniz sıkıntısı yok! Kitap kalem defter, bol bol… Üstelik “ulaşım sorunu yok, kötü iklim koşulları yok, kendi kendimizi eleştirip yersek de bu ülkede ne sefalet var ne çocuğunu okutamayacak durumda aile.. Bu şu demek olmalı: “Un var, şeker var, yağ var ama kimse helva yapamıyor!”
İŞTE KALİTESİZLİK:  O helvayı yapamayanlardadır! Kimdir onlar? Aileleler, öğrenci velileri, öğretmenler.. Dolayısıyle Okul yönetimleri ile Okul Aile Birlikleri! Ve tabi artık sorunların altında kaldığı için başını kaldırıp dünyaya bakacak hali kalmayan Eğitim Bakanlığı…
    **********
KUZEY’DEN GÜNEY’E AKIN VAR! (YA GÜNEY’DEN KUZEY’E!)
Bir günlük  kandil tatilini fırsat bilenler akın akın  Güney’e geçmişler ki kapılar tıkanmış, saatlerce kuyruklarda beklemeler olmuş…
Her tatil öyle olmakta! Kısaca Türk müşteri Rum çarşısına akmakta! Ve insan şaşıp kalmakta: “Çünkü  euro karşısında tepetaklak giden Türk parası ile Güney’den alışveriş  yapmak Türk için akıl kârı değil ama Rum için en akıllıca fırsat olmakta…
Oysa ne olmakta? Kuzey’e Rum geçmezken, Türk Güney’de fink atmakta, alışveriş yapmakta!
Bir de demez mi Mağusa esnafı: “Derinya kapısı hemen açılsın!” Türkler Güney’e daha kısa yoldan geçsinler diye mi?