Allah insana hayatı süresince zaman zaman fırsatlar verirmiş. Bunları değerlendirenler kazanırlar, heba edenler tabii ki kaybederlermiş…
Toplumların da geçmişlerden geleceklere uzanan hayat yolları vardır. Eskiden “ezelden ebede” derdik… Az biraz mistikleşsek başlarımızı eğer, meyus bir ifadeye sığınarak, “nereden geldik nereye gideceğiz” deriz…
İnsan sadece “siyasi çekişmelerden, savaşlardan, bitip itmeyen müzakerelerden, seçimlerden ibaret değildir.” Fakat işte bunlardır ki Allah’ın, “kullansınlar” diye zaman zaman kullarına verdiği “şanslarıdır.” Her biri geleceğe “yenilikleri, değişimleri” ile kapı açan olaylar. Yeter ki “doğru” kullanıla.
DÜNKÜ SEÇİMLER DE ÖYLESİ FIRSAT OLABİLİR: Tartıştık, yerdik yerildik, kan tere battık ve sonunda ıkına sıkına bir seçim daha bitirdik. Seçilenler seçildi. sandıktan çıkamayanlar talihlerine küse!
Bundan önce de çok seçim yaşadık. Şimdilerde “kimler geldi kimler geçti” diyoruz! Hatıralarda bile yaşamayanlar, yahut hâlâ önümüzde koştururlarken kaderlerimizi de beraberlerinde taşıyanlar. Sonuçta:
Bu seçim Kıbrıs Türk halkı için yeni bir “köşe başı” olabilir. Sırtındaki kamburları silkeleyip atması için yeni bir şans olabilir. KKTC’ye tüm organları ile sarılmak için yeni bir devinimin başlangıcı olabilir. Hakçasına düzenler kurmak için verilmiş fırsat olabilir. Anayasa’da yapılan değişiklikleri de dikkate alarak hukukun üstünlüğünü her bir şeyin üzerinde ikame etmek olabilir.
Rum’la barışçı çözüm arayışlarına karşın, kendi içimizde yitip giden barışı sağlamak için fırsat olabilir.
Gitgide toplumu husumet ve zıddiyetle saran davranışlardan sıyrılmak için bir yeni neden olabilir.
“Solculuk Sağcılık” gibi, artık “riyakârlıkların” içine saklanıldığı uydurma kılıflardan kurtulmak olabilir.
Vatanı milleti gerçekten sevmek olabilir…
KISACA: Toplumların hayatlarında Allah’ın insana bahşettiği fırsatlar hep oldu. Barış Harekâtı bunlardan biriydi. Değerlendirilemedi, üstelik hesabı bile soruluyor!
Barış Harekâtı ile kurulan Kuzey’i cicim bicim barış ve özgürlük beldesi yapabilirdik, o fırsatı da kaçırdık, tam aksine çıfıt çarşısına çevirdik! Alaverelerin dalaverelerin vatanı yaptık! Pisliğe gömdük! Şimdi de acaba neresini iade edip neresini elde tutalım gailesinde görüşüyoruz Rum’la!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurduk. Yeni bir şans yeni bir seferberlik ruhu olabilirdi. Daha ilk gün adını “Ka Ka” koyup “Ka Ka Te Ce) dedik!
Müzakereler süreçlerini lehimize çevirebilirdik. Ankara ile birlikte uğraşa didine sonunda adayı olduğu gibi Rum’un egemenliğine teslim edecek “Tek egemenliği” de kabul ederek tüm umutları yakıverdik!
Her şeye karşın tırnaklarımızı Kuzey topraklarına geçirebilir, o topraklardan bereket fışkırtabilirdik. Oysa kendi kendimize kıymak için “Kanser” fışkırttık!
Memleketimizi tertemiz tutabilir, dünya aleme bu topraklara ne kadar layık olduğumuzun ispatını gösterebilirdik. Oysa rezil rüsva olduk! VE ÇOK KISACA: Ne biz Kuzey’e ne Kuzey bize “yar” olamadı! Biz onu horlayıp doğasını tarumar eder, kattığımız zehirlerle zehirlerken; o da intikamını alıyor şimdilerde! Genç yaşlarda ölüp gidiyor, topraklarını paylaşamıyor, kavga ediyor, yetmediği yerde Rum’a peşkeş çekip “elinden kurtulmak” için mücadele ediyoruz…”
Oysa Allah bize ne “fırsatlar” verdiydi bu Kuzey’de!
**********
TÜM KÖTÜLÜK VE OLUMSUZLUKLARIN PANZEHİRİ “EĞİTİMDİR!”
Müzakerelerdi, yerel seçimlerdi, Anayasa değişiklikleriydi derken pek çok toplumsal olayı atlayıp geçtiydik. Oysa sık sık gazetelerin baş haberleri olarak ilk sayfalarda yer alıyorlardı.
Mesela: “Gannavuri’den devşirilen ve “Bonzai” denilen uyuşturucu illeti! Yahut sayıları gitgide arttığı için artık hangi birini denetleyeceksiniz acizliğini çakan şu “bet ofisler!” Yahut hâlâ ve hız kesmeden devam eden çevre pisliği! Veya artık polisin çözmekte çok zorlandığı cinayet olaylarının artması, kundaklamalar ve en önemlisi küçücük memlekette gitgide artan sokak kavgaları ile tecavüzler!
Devlet olmak “rizikolarını” da birlikte getirir. Bir devrelerde, önceleri “Paşalık” sonraları “Liderlik” dönemlerinde “Rum saflarındaki kargaşalarla patlayan bombalara hatta Filistinlilerle İsraillilerin kapışmalarına baktıkta, Türklerin yaşadıkları yörelerin ne kadar asude olduğu ile gurur duyardık!
O zaman da “hele devlet olup ‘kapalı toplum’ oluştan dışa açılan toplum durumuna gelelim, bakın cennet mi olurduk yoksa cehennem mi” diyordum? Ki 1974’ten hemen sonra bu adaya dıştan ve denizden ilk gelenler “araba lastikleri” içinde “esrarlardı!”
VE GİTGİDE DEVLET OLDUK: İnkâr ettiğimize, kabullenemeyenlerimizin olmasına, olumsuzluklarını da beraberinde taşısa hatta çözümsüz ve tanınmamış olsa da KKTC devlettir… Ve tıpkı dünyadaki her devlet gibi iyi veya kötü, kalkınmış veya geri kalmışlıklarda tüm organlarını ile vardır.
O kadar vardır ki “dünya çapında turnuvalara” ev sahipliği yapan kumarhaneleri de vardır, bet ofisleri de vardır, Gannavurisi de Bonzaisi de vardır…
Ve maalesef artık yetişmekte olan gençlerimiz, yanlarına gece kulüpleri ile diskotekleri de alarak o yukarıda sıraladığım olumsuzluklarla birlikte yetişmektedirler! Şimdi denecek ki “denetim yok, arayan soran yok!” Gene olmadı! Bakın neden:
GENÇLERİMİZİ “MEŞGUL” EDEMİYORUZ: Okullar zaten yarım gün, tatiller ise gani gani! Hiçbir okulda öğrencilerin en azından yarıdan fazlasını sportif faaliyetlere kanalize edecek ne tesisleri vardır ne de ötesi konularda ciddi çabalar!
Paydos zilinin çalmasını öğrencilerden çok öğretmenler gözlemekte!
Artık öğretmenlerle öğrenciler arasında diyalog kurulamıyor çoğu okulda birbirlerine küfürlü kelimelerle konuşuyorlar!
Çocuklar evden ve ailelerinden okula sorunlu gidiyorlar, okullarından evlerine sorunlu dönüyorlar!
Her şeyden önce “velilerin” eğitilmeleri gerekir ki “okul aile birlikleri” işlevleriyle çalışabilsinler. Oysa çoğu okulda Ailelerle okul idarelerinin hiç ilişkileri yok!
Okullar ve kentlerdeki mahalleler gitgide “bu iyi bu kötü,” “bu varlıklı bu fakir” değerlendirmelerinde bölünmekte, öğrenciler daha okul sıralarında “gettolaşmaktadırlar!”
Eğitim tekdüze, sıkıcı, öğrencilerde merak uyandırmayan, sadece şu veya bu şekilde sınıfı geçme üzerine kurgulanan ve zorla kabullenilen bir “iş” olmakta, bütün bilgiler ve beceriler “eldeki mobil” telefonlardaki marifetlerden öte gidememekte..
Ve artık her türlü “pislik” öğrencinin ayağına gelmekte, en ehven koşullarda sunumlar yapılmaktadır. Bonzai bunlardan biridir. Hapishanedeki mahpusların üçte birinin esrardan ceza almış olmaları bunun sonucudur! Bet ofislerin artması, gece kulüpleri, kentlerde hayatın gece yarısı başlaması, illegal olayların tetikçileridir…
Kısaca “yasaklara” çok iltifat etmeden bugünün gencini yirmi dört saatin büyük kısmında meşgul edecek “yeni eğitim” arayışlarına, toplum kademelerinde yetişmekte olan gençleri ürkütücü değil, koruyucu ve caydırıcı yeni yapılanmalara kavuşturmak için büyük çabalara ihtiyaç vardır…
**********
İYİ ŞEYLER DE OLUYOR
Yukarıda artık KKTC’nin eskiden “makûs” denilen şimdilerde belki “kötü kaderi” olarak ifade edilen durum vaziyetlerini sıralarken “fırsatlardan” söz etmiştim. Geçen hafta bir tanesi “haberi” ile önüme düştü:
“Yeşil Hat üzerinden yapılan ticaretin iyileştirilmesi için Kıbrıslı Türk ticari araçlarının Güney’e geçişlerinin serbest bırakılmaları ve işlenmiş gıdaların tüzük kapsamına girmesi için AB’nin sertifika vereceği, yakında AB uzmanlarının konu ile ilgili adaya gelecekleri…”
Bu haberi KTTO Başkanı Fikri Toros veriyor. Biz de “işte fırsat” diyoruz ve ekliyoruz. TC Büyükelçisi Akça’nın dediğini unutmamak gerekiyor. İhracata yönelik ne olursa olsun kalite ve ambalajla gıda güvenliği çok önemlidir. Her şeyden önce iş insanlarımız, tarım kesiminde çalışanlarımız bu konuda artık “meram” anlamak zorundadırlar, yoksa önümüze çıkan böylesi fırsatları da heba ederiz!
































