1967’lerde Bozkurt gazetesinde yazarken, yaza yaza bitiremediğim iki büyük “sermayem” vardı!
Biri Makarios’lu Eoka ve Rum saldırıları odaklı siyasi sorundu. Diğeri de günlük hayatımızı “olumlu-olumsuz” etkileme özelliğiyle iradesinde olan (mesela) Mağusa belediyesiydi!
Zaten günlük bir iki gazetemizin “haberleriyle yorumları” da farklı çeşitlilik yönünden farklı değillerdi.
Tabi Makarios’lu Eoka ve Rum milislerine karşı oluşan “yayımsal tepkilerin” öncesinde gazetelerimizde, rahmetlik toplum liderimiz Dr. Küçük’ün “Evkaf’ın Türk halkına devredilmesi için başlattığı toplumsal mücadelesi” büyük yer tutardı. Ki ilk kez Türk halkı “adadaki varlığının idrakinde” seferberlik bayrağını Evkaf’ın topluma devredilmesi istemiyle yukarı kaldırıyor, bir yandan da Belediyeler konusunda “yönetsel egemenlik hakkımız talep ediliyordu!”
Bu mücadeleler hem uzun süreli hem de ölümcüldüler! Nitekim 1954’lerden sonra Kıbrıs Türk halkı bu ölüm yollarında yürürken kan revan içinde kaldıktı! *****
ÖNÜMÜZDEKİ Pazar “yerel seçimler için oylarımızı kullanacağız..” Kullanacağız da hangi “ilkesel düşüncelerle hangi beklentilerde?”
Mesela bir zamanlar ve uzun süre kendimi paralarcasına sorunlarını “köşemden” ayazlatırken; kalbini kırmadığım, dostluğunu kaybetmediğim belediye başkanının kalmadığı gerçeklerde, şimdi ayni “Mağusa belediyesi” benim için “yakınlarımdaki uzak” haline geldi!
Çünkü pek çok kurumumuz gibi “belediyelerimiz” de “asli görevleri” olan “hizmet” faktörünün önüne, mensubu oldukları “siyasi partiler çıkarlarını” koydular!
PEK çok belediyenin “büyük borçlanmalarla krize düşmesi” bu partizanlığın sonucudur. Çünkü “parti popülizmini” istese de kıramayan ender kurumlardan biridir belediyeler! Nitekim daha seçim öncesinden “adaylar” siyasi partilerin “başkan ve kodamanları” tarafından teslim alınırlar! Seçildikten sonra da partileri tarafından “işlev ve iradelerine” takılan kelepçelerin müsadesi oranında hareket ederler! Bu nedenle olmalı mesela “partililerin” belediyelerdeki geçici istihdamları, “gizli işsizliği” de azdıran keyfiyetiyle gitgide müzmin sorunlarımızdan biri oldu!.
BUNLARA karşın! Belediyelerimizi işlev ve hizmetleri yönünden kıyasıya eleştirmenin de “çok doğru yada faydalı olduğuna” artık inanmıyorum. Mesela Mağusa’da, Lefkoşa’da, Güzelyurt, Yeniiskele’de hatta çarpık yapılaşmaya kurban gitmiş Girne’de bile belediye hizmetlerinde “sürekliliği öne çıkaran çabalamalarla otuşturmaya çalıştıkları sistem arayışlarını görebiliyorsunuz.
Yeterli olmasa da 1960’lardan beridir belediyelerle cebelleşen bir yurttaş, bir gazeteci olarak diyebilirim ki “onca eleştirilerimize karşın artık belediyelerimiz dünden çok daha iyi ve çok daha iddialı hizmet anlayışındadırlar…
Tutun ki sandığa giderken, “belediyelerle ilgili olumsuzlukları” değil, “olumlu işleri” düşünerek” oyumu kullanacağım. **********
YA MUHTARLIK MÜESSESİ?
“Bir zamanlar kartaldık” mı diyorduk bir Türk filmine binaen! İşte Muhtarlar “İngiliz idaresinden ve İngilizin o büyük “yönetme” becerisinden süzülüp gelmiş öylesi “kartallardı” özellikle de köylerde.. Hem muhtar hem de Koop. Bakkaliyelerinin sorumlusu olurlardı.
Öğretmen, polis, tapu memuru kısaca her kim ki “kamu görevlisi” ise köye uğradı mı yada köyde ikamet etti mi “yetkili ve sorumlusu muhtar olur, muhtardan sorulur, muhtarın denetim ve değerlendirmeleri oranında sevilir sayılır; yada tersi durum söz konusu oldukta, kıçına bir kakma vurulup köyden dehlenirdi!
“Muhtar” o kadar büyük ve önemliydi!
1974’DEN sonra “muhtarlıklar” da önce partizanca tutumlarda hırpalanarak, ardından yetkileriyle işlevleri daraltılarak “önemsizliğe” itildi! Nitekim eskiden muhtarlar “köylerin zenginlerinden” oluşurdu. Sonrasında “yapacak bir başka işi olmadığı için seçilen garibanlardan!”
TABİ şimdilerde Kentlerdeki muhtarların işlevleri çok daha fazla daraltılmış! Nikâhların muameleleri ve mahallesindeki “kamu görevlisi emeklisinin maliye tarafından ölüp ölmediğini belirlemek için gönderdiği bilgi formlarını tasdik etmekten öte işleri yok!
OYSA ben öteden beridir “Muhtarlık işlev ve görevleri çok önemlidir” diyenlerdenim. Mesela “evimin bulunduğu mahallede ne kadar alt yapı sorunu ile ötesi temizlik tertip ve diğer insani sorunlar varsa, hepsinin muhatabı “muhtar” olmalıdır diyorum. Dairesine uğrayıp şikâyetimi yapacak, yolumdan suyuma kadar sorunlarımı anlatacak ve çözülmeleri için “görevsel iradesini” kullanmasını rica edeceğim kadar…
Oysa mahallemde ne muhtar beni tanır (mesela) ne de ben muhtarı! Kısaca Muhtarlıkları da gereksiz müesseseler haline getirdik!
Kaldı ki “muhtar dediğin, gün yirmi dört saat mahallesini kapı kapı dolaşacak kadar görev yetkisinde olmalıdır” da diyecektim! Ha bunun bir mali portresi mi var! Formülleri bulmak devletin işidir..
VE araya sıkıştırayım. Her mahalleye bir dispanser yapılsa, bir okul açılsa, yada çocuklar için oyun alanları oluşturulsa; onların da asıl yetkili ve sorumluları “Muhtar ile (akil oldukları için) ihtiyar heyetleridir..
Bizde ise Muhtar ve muhtarlıklar “cim karnında birer noktadırlar!”
Pazar gün sandığa giderken bunları da düşüneceğim! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (JAPONYA BU NEDENLE BÜYÜKTÜR!)
Rusyada’ki dünya kupasında bir maçı izleyen Japon seyirciler bitimde oturdukları tribünlerin koltuk ve yerlerini temizleyerek çöpleri yanlarında getirdikleri poşetlere doldurdular… Meğer bu temizlik ve tertip ilkokuldan başlayan bir “alışkanlıkmış.”
Şimdi, “Japonya bu nedenle büyüktür” demez misiniz? “Temizlik, tertip, terbiyesi” nedeniyle..
ÜÇ “T”LER!
Japonya’yı Japonya yapan “üç t’lermiş!” Temizlik tertip terbiye!
































