Seçim sonuçları öncesi yazdım!

25 Haziran 2018 Pazartesi | 13:16
Eşref Çetinel

“Günlerden Pazar.. Henüz sabahın dokuzu.. Az sonra eşimle oyumu kullanmaya gideceğim.. Belediye Başkan adaylarını iyi tanıyorum..                                                                    Fakat, “onlar bizim çocuklarımızdır, gelecekleri onlar kurtarıp yüceltecek” dediğim kızlı erkekli Belediye Meclis Üyeliğine aday aydınlık yüzlü gençlerimizi tanımıyorum! Tutun ki “kuşaklar arası” farklılığa yenik düşüyorum!

Bu nedenle müzmin bir “karmacı” olmama karşın, zevahiri kurtarmak için bu kez mühür vuracağım!..

SANDIĞA bu düşüncelerle gittimdi. Oyumu kullanırken de şunu düşündümdü.

“Kim kazanırsa kazansın bana ne demiyorum!” Fakat kim kazanırsa kazansın biliyorum ki bundan sonrası “Belediyecilik” bugünkünden çok daha zor ve sürdürülebilirlik yönünden daha acımasız, insafsız olacaktır!   Seçime katılanlar (tabi şu anda seçilmiş olmalarını kutlayıp tebrikleri kabul eden Başkan ve Meclis üyeleri) bundan sonra  Belediyelerin çok daha zor   koşullarda hizmet vermek zorunda kalacaklarının ne kadar bilincindedirler bilemiyorum!

Dahası böylesi zor bir görevi neden ve hangi cesaretle yüklendiklerini de çok anlamış değilim çünkü   bu cesareti hangi “plan ve  programlarına, hangi mali güçle siyasi iradeye güvenerek bulduklarını da bilemiyorum!

YOKSA: “Nasılsa Türkiye açıktan parasal katkılarıyla her zamanki gibi zevahiri kurtarır düşüncesi midir cesaret ve fütursuzluğun  nedeni?

Öyle de olsa  artık bu çok önem kazanan  kurumu “kasaba belediyeciliğiyle, siyasi partiler acenteleri” olmaktan kurtarıp en az Cumhurbaşkanlığı makamı kadar tarafsız  ve popülizmden arındırılmış bir “hizmet sistemine” dönüştürmek gerekecektir…

MAĞUSA Belediyesine gelince: Arter’in yeniden kazandığını varsayarak yazayım:         “Dört yıllık Başkanlığı döneminde  her ne kadar Mağusa’daki çarpık yapılaşmaları durduracak inisiyatifini kullanamamışsa (aslında kimseler arazi spekülasyonlarıyla başlayan rantın, inşaatlar furyasına dönüşmesini önleyemedi)  halka dönük hizmetlerinin çeşitliliğiyle  “kültür ve sanat” alanlarındaki duyarlı girişimlerini görmezden gelmek mümkün değil..

Önümüzdeki dönemde alt yapı sorunlarını çözerken, daha derli toplu bir yeni Mağusa yapılandırmasını başaracak mı icraatıyla göreceğiz… Ve tabi ekleyeceğiz: Ne kadar başarılı olursa olsun, hiçbir Belediye Başkanını iki dönemden öteye taşımamak gerekir!                                      **********

“BAŞKANLIK SİSTEMİNE” ISINIYORUZ!

Geçen hafta “yerel seçimlerimizle birlikte ötesi sosyoekonomik sorunlarımız da  Türkiye’deki “seçimin” gölgesinde kaldı.

Tabi oradaki seçimler “Cumhuriyet tarihinde bir “ilk” oluyor. 95 yıl sonra ilk kez Atatürk’ün 29 Ekim 1923’de kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, yerini “Başkanlık rejimine” bırakıyor! Buna “sistem değişikliği” diyorlar ama bilinmektedir:   “Sistem pek çok argümanlarla bir yeni  idari düzenek   elde etmektir ki “TC’de boz, yık, yap” tutumlarında o sistemler zaten sürekli gündemdedirler! “Rejim” ise şu veya bu şekliyle “Yönetim erkinin” kendisidir..

TABİ başından beridir TC’deki seçim kampanyalarını Tv’den müthiş bir ilgiyle izledikti. Hiç böylesi kıran kırana fakat demokratik teammüller içinde bir seçim görmedikti! Bunda muhalefetin, özellikle CHP’li aday Muharrem İnce’nin tabi ki alışılmışın ötesindeki  “mitingleriyle nutukları” de etkili oldu.. Tutun ki Türkiye yıllar sonra hitabet ustası yeni bir Bölükbaşı kazandı..          Ve ilk kez  seçmenin gözleri önünde açık seçik siyasi çıkar hesaplarıyla “partiler arası ittifaklar” oluştu!

PEKİ neden bizi bu kadar ilgilendirdi bu Başkanlık seçimleri?

Tartıştığımız için! Partilere dayalı “parlamenter sistem artık bizde de yürümüyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda muhalefet Meclise girmeyince kaç oturum gerçekleşemedi!

Oysa ne diyor kamu? Kaybedecek tek dakikamız bile yok! Bizse “değiştirilmek istenen yasaları” bile Meclise takıyoruz!  Dolayısıyle bundan sonra ciddi ciddi Başkanlık sistemini de  düşünmemiz kaçınılmaz olacak..                                                                                                         **********

KISACA TAKILDIĞIM: (BAŞÖRTÜ MESELESİ!)

Türkiye “Başörtüsü” tartışma ve kavgalarından  çok  çekti çok zaman kaybetti. Yıllarca “laikliğe aykırıdır” diyen kesimlerle  “radikal dinciler arasında kavgalı dövüşlü tartışmalar yaşandı. Fakat:

Şimdi hatırlatayım: Bir süredir yakından izlediğimiz seçim kampanyalarında hiç “başörtüsü” tartışması işittiniz mi? Aksine ne dendi? “Başı açıklar da bu memleketin yurttaşıdırlar başı kapalı olanlar da…” Zaten onları seçim meydanlarında, diğer etkinliklerde artık  yan yana, el ele görmüyor muyuz?

Sağcısı Solcusu, dincisi dinsizi arasında TC’ de  çözülmüş olan  bu sorunu,  KKTC’de “kör gözüne parmağım dercesine” tam bir fiyaskoya dönüştürmek her halde bize mahsus “işgüzarlıklarımızın” bir  yeni örneği olmalıdır..

OLAY biliniyor:  “Hala Sultan İlahiyat Koleji’nde    50 kız öğrencinin diplomalarındaki başörtülü resimleri Eğitim Bakanı Özyiğit’i her halde “olur mu böyle şey” düşüncesinde harekete geçirir, Hukuk Dairesinden görüş ister..

İster ama olay fena patlar, TC’ye şikâyetler gider oradan da mesela Başbakan Yardımcısı Akdağ’ın tepkileriyle birlikte,  “hangi yılda yaşıyoruz” serzenişi gelir!

Bu arada Hukuk Dairesi “diplomalardaki başörtülü  resimlerde”  yasal  bir sorun olmadığını bildirir… Bildirir ama kırılan kırılmıştır bir kere?

Nitekim bir süre önce beni çok güldüren çağrısıyla bir sendikacımız  da bu okulun “laik eğitime geçmesini” önermişti! Düşünün “din, iman, imam yetiştirecek bir okul  “laik olmalıymış” da nasıl!  Derken ardından diploma krizi!   Kısaca amaca ulaşılmış, TC ile KKTC arasına bir nifak tohumu daha sokulmuş!  (Bu konuya devam edeceğim!)