Üniversiteler sıraya girdi.
Şimdi otelciler ya da başka meslek kuruluşlarından da açıklamalar gelirse şaşmayacağım.
Devletle ilişkisi olan, beklentisi olan, destek açıklaması yapıyor…
Hepsini anlarım da özgür düşünceyi, demokrasiyi, her türlü fikre eşit mesafede olmayı öğrettiğini ve özerk olduğunu sandığımız üniversitelerin taraf olup resmen destek açıklamaları düşündürücü.
Kullandıkları ifadelerden, kime oy verilmesini istedikleri ve kime oy verilmemesini işaret ettikleri zaten anlaşılıyor.
Keşke çıkıp doğrudan isim de verselerdi. Çünkü şu anda yaptıklarının bundan bir farkı yok.
İş adamlarının seçimler döneminde belirli baskılara maruz kaldıklarını biliriz. Görünen o ki, bu baskı, biraz da pandeminin getirdiği ekonomik sorunları da kullanarak, zorlayıcı bir hale gelmiş.
Bunlar görmek istemediğimiz gelişmeler…
Ben Kıbrıs Türk halkının, her şeye rağmen özgür iradesine sonuna kadar sahip çıkacağına inanıyorum.
Yaptıkları iğrenç propagandanın içine ne kadar “Türkiye’ye bağlılık, Türkiye karşıtlığı” falan ibareleri de ekleseler, bu halkın yediden yetmişe var olan Türkiye sevgini istismar etmeye yetmeyecektir.
Esas acı olan da bu zaten. Kimsenin Türkiye düşmanı falan olduğu yok. Aklı başında herkes, Kıbrıs Türkünün geleceğinin Türkiye ile işbirliği içinde şekilleneceğini bilir. Hem tarihi hem coğrafi bağları kimsenin inkar ettiği yok…
Dahası, kimsenin varoluş mücadelesini ya da devletini de inkar ettiği falan yok…
Bir seçimi kırılma noktası haline getirme, toplumu kışkırtma pahasına bölücü ifadeler kullanılması, o çok savundukları devlete ve onun mücadelecisi halka karşı yapılmış bir haksızlık ve hakarettir.
Dıştan gelenler olaya bir matematik problemi gibi bakıp, taktikler uygulamaya çalışabilirler. Bizim demokrasi geleneğimiz, irademiz onların umurunda olmayabilir.
Ama kendi içimizden çıkmış insanların bizi bize kırdırma oyunlarında yer almalarını içime sindiremiyorum. Hele de korku vererek, açıklamaların içine tehditler sıkıştırarak…
Bu seçim bitecek. Ama arkasında korkarım ciddi bir yıkım bırakacak. Hortlatılmış “hainler, satılmışlar” edebiyatıyla bir kez daha bölünmeye çalışılan toplumu uzlaştırmak, yeniden barıştırmak gerekecek. Yoksa bu gidiş hiç de iyi değil…
Bugün yapılmaya çalışılanları ciddiye almak, daha sonrasını kurtarmak adına önemlidir. Sanırım, ortak bilinç, ortak irade ve en önemlisi toplumsal barış için bundan sonra çok daha fazla efor sarf etmemiz gerekecek.
Evet, devletimizi yaşatacağız, evet onu uluslararası hukukun bir parçası olma yolunda güçlendireceğiz. Ama bunu nasıl yapacağımıza oturup hep birlikte karar vereceğiz. Bu güç bizde var. Bu potansiyel bizde var.
Seçim basit bir seçim ama, yaşananlar ve yaşanması muhtemel olanlar hiç de basit değil. Kararımızı verirken, oyuna gelmemekte fayda var…
YERİN KULAĞI VAR
TATAR İLE OLMAZ: Kim ne derse desin Tatar’ın, Türkiye Başkan Yardımcısı Fuat Oktay ile görüşmesi de, şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi de, seçimlerle alakalıdır. Belli ki durum kritik. Eminim onlar da anladı ki eldeki malzeme bu, ne yapsalar olmuyor. Onca uğraş, onca çaba Tatar’ın bir söylemi ile berhava oluyor. Keşke en baştan bu işin Tatar ile olmayacağını görebilselerdi…
KOLTUK İÇİN DEĞER Mİ: Seçim sürecinde yaşanan ve her gün bir yenisine şahit olduğumuz rezaletler. Tarikatlara yapılan ziyaretler, el etek öpmeler hep bu süreçte yaşandı ne yazık ki. Ama yaptıklarından hicap duymuyorlar. Dahası Başbakan çıkıp “dış mihrakların ve ajanların” kendisine komplo kurduğundan bahsediyor. Otel odasında bir basın danışmanıyla “teknik çalışmaları” konuştuklarını söylüyor. Bunca rezaletten sonra o koltuğa otursanız ne yazar. O koltuk uğruna, sadece kendinizi değil, bizi de rezil ettiğinizi anlayın artık….
DEVLETLERARASI İLİŞKİDEN ANLADIĞI: UBP’nin cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar, “Seçilirsem her adımımı Türkiye ile atacağım” demiş. Belli ki Serdar’ın dediği gibi “Kıbrıs konusunu bilmiyor” ki işini garantiye almak istiyor. Onlar tak diye söylesin, ben şak diye yerine getireyim diyor. Toplum olarak rahmetli İrsen beyin maaşı konusundaki “8-8.5” sözünden sonra biraz onurumuz kaldıysa onu da yerle bir ettiniz. Tatar’ın “devletlerarası ilişki” den anladığı bu olsa gerek…
YABANCI AJANLAR: Hatırlayacaksınız, 2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde UBP adayı Eroğlu rahmetli Denktaş ile ikinci tura kalmıştı. Ancak Eroğlu, “arkamda 41 tane MİT ajanı var” iddiasında bulunup seçimden çekilmişti. Şimdi benzer sözleri UBP adayı Tatar’dan duyuyoruz. Neymiş efendim,” Bazı dış kaynaklı istihbarat örgütleri ülkemizde yuvalanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin teknik heyetlerini profesyonel çalışmalarla uzaklardan görüntülüyorlar” ve seçimi manipüle ediyorlarmış. Bu söylediklerinize inanmamızı mı bekliyorsunuz. Bu iddialarınızla sadece kendi kendinizi kandırıyorsunuz…
NE AYIP: Şimdi söyleyin, seçime birkaç gün kala resmi tören yapılmaması gerektiğini bu ülkeyi yönetenler bilmez mi? Bu başlıca seçim yasaklarından değil midir? Nedir o zaman Türkiye’nin bir Bakanı’nı buraya davet edip de YSK tarafından konuşmasının yasaklanmasını sağlamak? Ayıp değil mi? Bence Sayın Pakdemirli bunun hesabını Tatar’a sormalı. ‘Diplomasiden anladığı bu’ demeyin, adam uluslararası diploması yapılacak bir makama aday…
2 YILDA 8 BİN YENİ SEÇMEN: 2013 genel seçimlerinde seçmen sayısı 172 bin. 2014 yerel seçimlerinde seçmen sayısı, 175 bin. 2018 genel seçimlerinde 188 bin. 2018 yerel seçimlerinde 190 bin ve bu seçimlerde 198 bin. 2 yılda 8 bin artış bana makul gibi geldi. Yine de bu işi bilenlerin bir değerlendirmesinde fayda var. Öte yandan, klavye başında ahkam kesmekle olmuyor bu işler, irademizin sandığa yansıması, doğru sonuçların ortaya çıkması adına, son yıllarda yüzde 60’larda seyreden katılım oranını yükseltmek zorundayız…

FOTO GÜNDEM: Tam okullar açılıyor derken, Kar-İş greve gitti. Daha geçen hafta “Sorun yok, öğrencileri taşıyacağız” açıklaması yapmamışlar mıydı? Şimdi hükümetin verdiği sözleri tutmadığını söyleyip, eğitimi engelliyor. Kimdi o sözleri verenler, kimdi tutmayanlar? Okulları açtık demekle olmuyor demek ki bu işler. Tüm bağlı hizmetleri de bir tamam organize etmek gerekir. Tabii aynı zamanda, “pandemi otellerine turist taşıyamıyoruz” gerekçesiyle eğitimi durdurmak da taşımacıların haddi olmamalı…
































