Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sayın Akıncı’nın açıklaması: (Yükselen tansiyonu düşürmeye çalışıyor)

Sayın Akıncı ısrarla toplumun mülkiyet konusunda kuşku duymamasını, istenmeyen bir çözümün altına imzasını atmayacağını, insanların rahat olmasını ve yatırımlarına devam etmelerini söylüyor. Belli ki “mülkler sorununun” yarattığı tansiyonu düşürmek istiyor.

Tabii çok zor bir görev yüklendiği gerçek. Her ne kadar son sözü referandumda halk söyleyecekse de Sn. Akıncı’nın halkın oyuna sunacağı “federal Kıbrıs” başlıklı çözüm şekli hem büyük bir sorumluluğun hem de kendisine verilen tarihi yetkinin genel onayı olacaktır. Yani bir çözüm sonunda Sn. Akıncı ya tarihe kazınacak bir büyük başarının “lideri” olacaktır yahut kendinden öncekiler gibi hüsranı yaşayacaktır!
HENÜZ BAŞLARDA OLMALILAR: Yanılmıyorsam Sn. Akıncı henüz Anastasiadis’in mülkiyet konusundaki “görüş ve isteklerine” muhatap olmamıştır. Şu anda yapılmaya başlandığı söylenen Kuzey’deki “mülkün” kategorilere yahut daha doğru bir ifade ile “sınıflandırmalara” ayrılmasıdır. Mesela “Türk malı-Rum malı!” “İlk kullanıcı-şimdiki kullanıcı!” Tabii arada “satılıp el değiştiren mülkler, üzerine inşaatlar yapılan arsalar, topraklar, üçüncü ülke insanlarının mülkleri…” Mesela “Kullanım Hakları” ki bunlar ayni zamanda AİHM’nin de ictihatında olacak. Oluşturulacak Mülkiyet Komisyonu, talep, iskân, tazminat büroları… Derken baş döndürücü bir serüven işte! İnsanlar tedirgin olmazlar mı? Öteye bile geçerler!
ERTUĞRULOĞLU’NUN UYARISI: Annan Planı arifesinde fiilen görev yüklenmiş rahmetlik Denktaş’ın Kopenhag olayı ile sarmalanmış şimdilerin Ulaştırma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, yabana atılmaması gereken müzakerelerle ilgili kuşkularını şöyle ortaya koyuyor, ben ana başlıkları ile aktarıyorum:
“Türk tarafı her şeyi vermeye hazırmış izlenimi veriyor…” “Müzakere sürecinin şeffaf olduğunu düşünmüyorum…” “Müzakerelerin sağlıklı götürüldüğüne de inanmıyorum…” “Bugün 2004’ten farklı olarak Türk halkı tehlikenin farkındadır ve “hayır” noktasında durmaktadır…” “Kıbrıs sorunu bağlamında kimsenin insanlarımızı oturdukları evlerinden zorla çıkartma hakkı yoktur. İnsanlarımızı bir kez daha göçmen durumuna sokacak hakları da yoktur…”
Eğer Ertuğruloğlu bu uyarıları “hisleri” ile değil, Kıbrıs sorununda görev yüklenmiş bir siyaset adamı olarak yapıyorsa, dikkate alınması gerekir… Ki yeniden hatırlatalım. Sn. Akıncı da sanki bu uyarılara cevap verirmiş gibi “kuşku duyacak herhangi bir gelişme olmadığını, istenmeyen çözümlerin altına imzasını atmayacağını” söylüyor. Bize de “öyleyse yola devam” demekten başka söylenecek laf kalmıyor…              
**********     

21’inci yüzyıl faciası: (İnsanlık utanmalıdır!) 

Kaç gündür Suriyeli göçmenler olayı ile ilgili bir şeyler yazmam gerektiğine inanıyorum. Bu büyük insanlık felaketine bigane kalmadığımı, “bizim derdimiz bize yeter” düşüncesinde olmadığımı yahut Kıbrıs Türk halkı yıllarca göç yollarında kırılırken kimseler görmek istemedi” deyip intikam duygularımla hareket etmediğimi, artık milyonlarla ifade edilen göçmenlerin yaşadıkları felaketin yüreğimi sızlattığının feryadını koyuvermem gerektiğini yazacaktım…
Nitekim sahile vurmuş o Suriyeli çocuk cesedini gördükten sonra artık o göçmelere kucak açmanın, ağlayıp sızlanmanın bile Avrupa ülkeleri ile Amerika’nın bu konudaki günahlarının kefaretini asla ödeyemeyeceklerini düşündüm! Çünkü Orta Doğu’yu kavuran savaş ateşlerini onlar yaktı! Suriye’yi, Mısır’ı, Libya’yı, Irak’ı onlar kan gölüne çevirdi! “Demokrasi götüreceklermiş, insan haklarına saygılı Ortadoğu ülkeleri yaratacaklarmış…” Breh breh! O ülkelerin insan unsurunun, dinlerini, tarikatlarını, eğitimlerini, kültürlerini hiç dikkate almadan, düşünmeden tepeden inme müdahalelerle felâketlerin en beterini yarattılar! Şimdi kendi eserleri olan göçmen faciası karşısında ağıt yakıyorlar! Hele Amerika hele Avrupa! Bugün insanlarının göçmen durumuna düşüp kapılarına dayandıkları o ülkeler sömürgeleriydi! Bu ülkelerden çıktılar ama arkalarında ateşler içinde yanan, insan hayatının tırnaklık önemi olmayan cehennemler bıraktılar!
Kıbrıs’ı hatırlatıyorlar: O sömürge idaresini biz de yaşadıktı. İngiliz adadan çekip giderken bize iki büyük miras bıraktıydı. “Rum’un EOKA’sı bir, kan ve gözyaşlarında boğulurken göç yollarında telef olan insanların faciası iki!” Hem de öyle Rum gibi bir kez değil. Üç kez! O yıllarda aylarca çadırlarda yaşayan insanların tek suçu “Türk” olmalarıydı! Ve bu mazlum Türkler için BM’ler GK’den yıllarca tek bir olumlu karar çıkmadı! Türkler Rumlar tarafından öldürülürlerken bile! Evleri, köyleri yakılırken bile! Orta Doğu ölüyor! Avrupa Amerika seyrediyor! Yazıklar olsun!

**********

21’inci yüzyıl faciası: (İnsanlık utanmalıdır!)

Kaç gündür TAŞEL çalışanları grevdedirler. Medyaya bakıyorum tıs yok! Ne doğru dürüst bir haber dolayısıyla destek ne bir ilgili röportaj ne de sorunun nedenini kaşıyan bir araştırma! Oysa Öğretmenler yahut Doktorlar veya DAÜ çalışanları falan gitseler greve, memleketin altı üstüne gelirdi! Oysa TAŞEL’in her halde “bir avuç” değerlendirmesine giren “çalışanlarının” grevi için tıs çıkartılmıyor! Yani bu memlekette sınıflara ayrıldık ki sendikal grevler bile önem sıralamasına giriyor: 1. sınıf grevler, 2. sınıf olanlar ve herhalde TAŞEL çalışanlarına layık görülen 3. sınıf grevler!

SU GELİYOR: Tarım Bakanı Sennaroğlu geldi geliyor denecek suyun nihayet geleceğini müjdeledi. Tabii bu suyun ilk kullanımı içme suyu olacak. Tarım amaçlı olanı ise önce Güzelyurt’a akacak. Orada sorun büyük. Toprakta tuzlanma var deniyor önce o tuzun tatlı su akışı ile giderilmesi gerekiyor. Ve tam bu sırada kendini bu konuda her halde uzman sanan bir “gencimiz” çıkıyor ve diyor ki “gelecek olan su KKTC’nin ekolojik yapısını bozacaktır!” Muhalefet olur, muzırlık da olur, amma sen kalkar da tuzun içinde samarellaya dönmüş Kuzey’in ekolojik yapısı bozulacak dersen… Ee insaf be kardeşim!