Köşe Yazarları

ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN, İNANDIKLARIMIZI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ…






Demokrasi ve düşünce özgürlüğü; Kıbrıs Türkünün iliklerine işlemiş ilkelerdir. Kuruluşumuz yeni olabilir ancak demokrasiye inancımız, düşünce özgürlüğüne saygımız, kültürümüzdendir…

Ali Bizden, iktidarla aynı görüşleri savunmadığı için Türkiye’ye girmesi engellenen bir iletişimci, basın mensubudur.



Olayı bu gözle görmek zorundayız…

Yok eğer, Mustafa Akıncı’nın ekibinde yer aldığı içinse, bu daha vahim…

Persona non Garata ilan edilirken, herhangi bir gerekçe gösterilmiyor. Hakkında dava olması falan da gerekmiyor. Kendisine isnat edilen suç, yani G82, önceki yıllarda var olmayan bir suç. Sonradan konmuş. Gerekçeli karar bekleyenler, çok bekleyecek.

Bugünün Türkiye’si, somut olmayan suçlarla fikir özgürlüğüne kısıtlama getirebiliyor. Yüzlerce insan Türkiye’de bu yüzden yargılanıyor. Olabilir; bunu öyle kabul ediyoruz. O nedenle oradan herhangi bir beklentimiz olamaz.

Asıl sorun, geçtiğimiz Eylül ayında alınan bu karardan, burada sözde devletçilik oynayanların haberinin olup olmadığıdır…

Herhangi bir kişi, Türkiye’nin bir giriş kapısında, terörist muamelesi görüyorsa, kilitli bir odada tutuluyor, telefonuna parasına el konup, geri yollanıyorsa ve buna KKTC makamları bildikleri halde göz yumuyorsa, bu bizim sorunumuzdur.

Kendi vatandaşlarının hakkını savunmak için bir girişim yapmalarını elbette beklemiyoruz.

Ama lütfen şunu söylesinler; Eylül 2020’de Ali Bizden’in istenmeyen şahıs ilan edildiğinden haberleri var mıdır? Uluslararası kurallar bunu emrediyor. Ya da bu ana kadar Türkiye yetkililerinden izahat istemişler midir?

Şu durumda, her birimiz, özellikle siyasiler, basın mensupları veya sosyal medyada yazıp çizen ve AKP’ye muhalif olan herkesin başına aynı şeyin gelmesi mümkündür. En azından varsa böyle bir liste, herkes de bilsin ve ayak basmasın…

Diğer yandan, tam da 20 Temmuz öncesi yaşanan bu olayın yeni gerginliklere sebep olma potansiyeli yüksektir. Kıbrıs Türkünü Türkiye insanı ile karşı karşıya getirebilecek bu tutumların, her iki ülkeye de halklarına da zararı büyüktür.

Var mı böyle bir lüksümüz?

Türkiye Kıbrıs Türkü için her zaman Türkiye’dir. Değişmez. Kimi anavatan der, kimi demez, ama yeri bellidir. Sevgisi bellidir…

Şimdi durumdan vazife çıkaracak olanları düşünmek bile istemiyorum.

Eğer söz konusu kişi hakkında açılmış bir dava olsa, işlediği suçu hepimiz biliyor olsak amenna, ama öyle bir durum yok.

Aklımız almıyor…

Ama bir tek şeyi biliyoruz; demokrasiye, özgürlüklere, Kıbrıs Türk halkının iradesine sıkı sıkıya bağlı olduğumuzu. Bu ülkede demokrasimizi, kendi özgür irademizle sürdürmeye kararlı olduğumuzu.

Kıbrıs adasının sahipleri iki halk arasında bir anlaşma istediğimizi.

Bu ülkenin geleceğini, uluslararası hukuk içinde görmek istediğimizi.

O nedenle yalnız değilsin gardaş. Şartlar ne olursa olsun, sonuna kadar birlikte savunmaya devam edeceğiz…

 

YERİN KULAĞI VAR

HP NİKAH TAZELER Mİ?:

Saner hükümetinin ömrünü doldurduğu ve artık uzatmaları oynadığını bilmeyen yok. Önemli olan ülkenin seçime nasıl bir hükümet formülü ile gideceğidir. Geniş tabanlı bir seçim hükümeti mi, yoksa teknokrat ağırlıklı bir hükümet mi? Ancak bazı siyasi kulislerde HP’nin UBP ile nikah tazeleyebileceği iddiaları dolaşıyor. Bu formüle UBP dünden razı da HP ne diyecek. UBP ile ortaklığında 3 vekille birlikte önemli oy kaybı yaşayan ve yeni yeni toparlanma sürecine giren HP bence biraz zor ‘evet’ der.

 

BAKÜ OLMADI. SİVAS, ELAZIĞ, MALATYA VERELİM:

Sevgili Sami Özuslu hatırlattı siz de hatırlayacaksınız 15 Kasım törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Azerbaycanlı kardeşlerime KKTC’den de selam gönderiyoruz. Ve inşallah en yakın zamanda Sayın Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Azerbaycan’a bir ziyaret suretiyle bu adımı çok daha farklı bir duruma getirecektir…” demişti. Bu sözlerin üzerinden tam 9 ay geçti. Tatar bugün Azerbaycan yerine, Sivas, Elazığ ve Malatya’yı ziyaret edip hala Kıbrıs meselesini anlatıyor…

 

TAM TERSİNİ YAPTI:

Koltuğa oturduğu günlerde ne diyordu Arıklı; “Bu şartlarda asgari ücreti beklenen ölçüde artıramayacağımız ortada. Artıramıyorsak mecburen piyasayı ucuzlatmak zorundayız. Bunun da yolu piyasayı denetlemektir”. Bırakın ucuzluğu, arka arkaya gelen akaryakıt ve tüp gaz zamları ile vatandaşın belini büktü. Ekmeğe, süte gelen zammı duymadı bile. Kendi partisini idare edemeyenin ülkeyi idare etmesini beklemek saflık olurdu zaten…

 

LAFA BAK:

Hayatımda duyduğum en bahtsız açıklamalardan biri. HP’den ayrılan hükümet destekçisi bağımsız “milletvekili” Hasan Topal’a bakın; “Seçim sistemini değiştirebiliriz. Parlamenter sistemi değiştirebilirsiniz. Kimse sizi canı malıyla uğraşırken suçlamaz. Tam fırsat. Geç kalmadık”… Yapacağın iş iyi bir şey bile olsa, bu söylenmez. İnsanların kafası nasıl olsa bulanık, geçiririz… Nerede kaldı demokrasi? Senin getireceğin değişim de olmaz olsun…

 

NE İŞE YARARSINIZ?:

Geceden sabaha 100 yeni vaka daha. Hastanenin yatak kapasitesi 100… Şu anda dolmuş durumda. Bulaşın önü de alınmıyor. Çünkü denetim yok. Durum vahim; baktık gördük sadece Sağlık Bakanlığı bir takım önlemler açıklamış. Yetkisi sınırlı. Bu akşama, dünden bugüne 200’ün üstünde yeni vaka olacak ama Bakanlar Kurulu hala oturup “bir şeyler yapalım” görüntüsü bile vermiyor…

 

AB’NİN GAİLESİ DOĞU AKDENİZMİŞ:

AB’nin derdi, Doğu Akdeniz’de gerginliğin durmasıymış. Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, Kıbrıs konusunda bilinenleri tekrar ediyor ancak, önceliği Doğu Akdeniz olduğu için pek de yeni bir şeyler söylemiyor. Her zaman söylerim, bunların çıkarı adanın bölünmüş kalmasından yanadır. Kimse başka bir şey beklemesin…

 







Başa dön tuşu