Köşe Yazarları

SANDIĞA GİTMEYEN KİTLE KİMDİR ACABA…

Mehmet Moreket yazdı








Yüzde 42’nin sandığa gitmemesi en çok tartışılan konu…




Kim bu insanlar? Geçmişten bugüne baktığımızda, artan bir gidişat var. Katılım 1976’da yüzde 74’le başlamış, yükselmiş, bugün 57,62…



Her şeyden önce, KTFD’nin ilk seçimlerinden itibaren siyasete inancın giderek düştüğü söylenebilir. Arada muhalefetin DMP çatısı altında birlik olduğu 1990 seçimlerinde bir heyecan gelmiş, 91,5’i vurmuş. Düşünsenize, Annan Planı döneminde yapılan 2003 seçimlerinde bile oran bunun altında, yüzde 86…

Ondan sonra hayal kırıklığı, “hiçbir şey olmaz” kolaycılığı, giderek kötüleşen yönetim anlayışları bizi bugüne getirdi…

Katılmayanların tümünün boykotçu ya da yurt dışında olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak yıllar içindeki gidişata bakınca, bu düşüş, umursamazlıkla birlikte, çok daha kötü bir şeyin, göçün arttığının da bir göstergesi aslında.

Anlı şanlı bir İstatistik Kurumu olan, ama nüfusunu bilemeyen insanlar olarak, seçime katılmayan kitlenin profilinin araştırılmasını beklemek lüks. İyi sıhhatte olsun, Salih Coşar hocamın hep söylediği gibi, bu ülkenin başlıca eksiği, envanterinin olmamasıdır…

Zaten hem nüfus hem de böyle diğer verilerin ortaya çıkması yönetenlerin işine gelmez. Malum, kurt da dumanlı havayı sever. En çok oy alan, tarihte ülkeyi en uzun süre yöneten siyasi partinin politika belirleme gibi bir ihtiyacı yok ki, envanter tutsun. Hatta ortaya çıkmasın daha iyi.

Yalnız, 5 bin civarı kişinin pozitif olarak oy kullanmadığını, istisnai vatandaşlık verme rezaletinin son dönemde hız kazandığını da göz ardı etmemek lazım. O istisnai vatandaşların bir kısmı uçaklarla taşınsa da çoğunun KKTC’nin geleceği hakkında bir fikirleri bile yok.

Neyin iyi neyin kötü olduğunu içinde yaşayan insanlar bilir. Bu toprakların çilesini çeken ve geleceğine, hiçbir dış etken altında olmaksızın karar verebilen insanlar. Burada kökenin önemi yoktur. Buralarda kök salmış, kaderini bu ülkeye bağlamış olmaları yeter.

Fakat ne yazık ki, bir sonraki seçimde bu oranı bile yakalayamayacağımız açık. Hem şu andaki sorunlarımız hem de geleceğimizle ilgili asıl kaygım budur…

 

DEMOKRASİLERDE VE HUKUK DEVLETİNDE BUNUN BEDELİ OLUR…

Korona kısıtlamalarının uygulandığı Mayıs 2020’de doğum günü partisi yaptığı gerekçesiyle İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un istifası isteniyor.

Demokrasilerde ve hukuk devletinde, kural dışına çıkanlar, vatandaşlar ve onlardan aldıkları güçle siyasi partiler tarafından doğru yola çekilir, suçu varsa yönetimden uzaklaştırılır. Hatta hesap da sorulur.

Yapılmazsa demokrasi ya da hukuk devleti ilkesi işlemiyor demektir.

Aynen KKTC gibi…

Seçim sürecinde partiler korona yasaklarını göstere göstere ihlal ettiler. Kapalı alanlarda şu kadar kişiden fazlası bulunamaz yasası çatır çatır çiğnendi. Hem de ülkeyi yönetmeye aday olanlar tarafından. Hatta o yasakları bizzat koyanlar tarafından. Şapır şupur öpüşmeler, kucaklaşmalar ayrı…

İşte adaylardan üçü, seçim gecesi pozitif çıkıyor. Aralarından biri de Sağlık Bakanı. Daha söylenecek söz yok.

Olacak mı bir bedeli? Niye olsun canım, KKTC’yi İngiltere’yle karşılaştırmak kadar absürt bir şey olabilir mi? “Vah vah sayın vekilim, geçmiş olsun, çok üzüldük” diye mesaj atarız biter…

 

YERİN KULAĞI VAR

AL SANA TEK BAŞINA İKTİDAR:

UBP’nin tek başına iktidar talebi gerçekleşmedi, ancak hükümeti kurarken, tek başına hareket edebileceği bir formülü seçtiği anlaşılıyor. Kendine 2 ortak alacak, birer bakanlık verecek, gerisi kendinin. İddialar bu iki bakanlıktan birisinin Dışişleri, diğeri ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, beğenirseniz. İşte “istikrar”, işte “icraat”, kim tutar kendilerini. Olacakları baştan kabul eden, hükümete girer…

 

YDP İLE ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL:

Erhan Arıklı’nın “kimyamız uyuşmaz” dediği Sucuoğlu kurulacak hükümetin Başbakanı olacak. Sadece Sucuoğlu değil UBP’ye yönelik de sarf ettiği sözler de var, hepsi arşivlerde duruyor. Böyle olunca herkes gibi biz de “yok canım, bu kadar hakaretten sonra bukalemun gibi her kılığa girmeye hazır YDP ile kurmaz” diyoruz. Diyoruz da, YDP’li bir koalisyon, zor ama imkansız değil. Yıllar içinde ne olmazların olduğunu gördük biz. Unutmayın burası KKTC…

 

HP’NİN ÖNCELİĞİ:

UBP’nin kurulacağı 3’lü koalisyonda HP büyük ihtimalle yer alacak. HP seçimlerde aldığı yenilgi sonrası, özeleştiri yapıp önümüzdeki dönemde partiyi yeniden yapılandırmak için çalışacak. Bu nedenle UBP-DP-HP koalisyonunda yer alması halinde kendilerine verilecek bakanlık için vekillerden birisini değil, dıştan bir atama yapmayı düşünüyormuş. Genel Başkan Özersay’ın da bu dönem kabinede yer almak yerine partiyle daha çok ilgilenme niyetinde olduğu konuşuluyor.  Özersay seçimde ortaya çıkan tablodan sonra, “tek adam” partisi yerine HP’nin gerçek anlamda bir parti olması için uğraşması gerektiğini anlamıştır sanırım…

 

ZAMLAR HALKIMIZA HAYIRLI OLSUN:

Sunat Atun’u duydunuz, Kıb-Tek’in 1 milyarlık borcuna ilaveten var olanı çalıştırabilmek için 10 milyon euro’ya ihtiyaç varmış. 4 milyon Euro da yeni borca girmiş. Bunun anlamını hep birlikte anladık değil mi? ZAM. Bu masraflar daha ortaya çıkmadan maliyet 2 liraydı, 97 kuruşa satılıyordu. Döviz arttı, santrallar devre dışı kaldı, artık gelecek zammın miktarını hayal edin. Kim yaptı. Onu da Sunat Atun söyledi, son 2 yıldır seçim gaileleriyle zam yapmayıp kurumu batağa sürükleyen siyasetçiler. Madem bile bile yeniden seçtiler, zamlar Kıbrıs Türk halkına hayırlı uğurlu olsun…

 

VERGİ MUAFİYETİ DÜŞÜRÜLDÜ:

Hükümetin seçim sonrası ikinci icraatı da çalışanın cebine saldırmak oldu. Kişisel vergi muafiyetleri kaşla göz arasında değişti. Yıllık muafiyetler en düşük maaşta bin yüz lira arttı. Yani verdiklerini geri aldılar. Daha kapıda bekleyen bir yasa tasarıları var ki, bu dönem kolayca geçirecekler, onunla birlikte daha da artacak. KKTC’de vergi adaleti ancak böyle olur.  Siz de zenginden daha çok vergi alacaklarını falan mı sanmıştınız?

 

BİZDE SEÇİM BİTMEZ:

Bu ülkede seçim bitmez, biri bitse diğeri başlar. 23 Ocak seçimlerini kazasız belasız atlattık sayılır. Kazananlar kadar kaybedenler de konuşuldu. Tam rahatladık derken şimdi de yerel seçimler gündemimize girdi. Seçimlere kadar önümüzde yaklaşık 5 ay gibi bir süre olmasına karşın partiler, Haziran’da yapılacak belediye seçimleri için kolları sıvadı. Artık kim vekil olur yerine belediye başkanlığını kim kazanır tartışmalarını dinleyeceğiz…

 

TATAR REDDETTİ:

Rum tarafının Maraş’a karşılık Ercan ve Mağusa limanının uluslararası kullanıma açılması önerisi Tatar tarafından kabul edilemez olarak değerlendirildi ve reddedildi. Tatar, dikkate bile almadıklarını, önerinin “safsata” olduğunu söyledi. Bundan sonra ben olsam “ambargo” lafını azıma alamam.

 

 







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu