Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SAKIN OLA ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKILMAYA!

Aşağıda anlatacağım fıkra büyük olasılıkla gerçekleşmişti:

VAKTİ zamanında bir kunduracı ustası ülkenin ünlü ressamının sergisine gider. Sergideki eserler arasında Atatürk’ün hani şu dize kadar çizmeli, asker kıyafetli “Tablosu” da vardır. Kunduracı ustası resimdeki çizmeleri merakla izlerken ressam yanına yaklaşır “fikrini” sorar.

Kunduracı  mesleğinin gereği eleştirilerini çizmelerden yapmaya başlar:

“Önce  çizmenin burun kısmını gösterir, “bak der şurası olmadı, şöyle olacaktı..”  Ressam bakar gerçekten doğru!

Kunduracı eleştirilerini sürdürür bu  kez çizmenin baldır kısmını gösterir, “burası  da olmadı böyle olacaktı” der… “Ressam  “evet der haklısın, hakikaten olmadı…”

Kısaca Kunduracı çizmeyle ilgili eleştirilerini sıralaya sıralaya dize kadar gelir ki ressam hepsine de “evet haklısın” demek zorunda kalır!

NE var ki biraz da haklılığının keyfinde eleştirilerine doyamayan Kunduracı, “Çizmenin üstündeki şu yer  var ya…” Der dermez Ressam sözünü keser, “sakın ha usta” der. “Çizmeden yukarı çıkma, onlar benim işimdir!”

…VE bir haber: “Hükümet hani şu 1963’ler sonrası bizim de zaman zaman  anlata anlata bitiremediğimiz “Mücadele Yıllarında” yönetimin ve Paşaların   “Devlette çalışanlara eşit maaş uygulaması” vardı ya! İşte Tatar Hükümeti de “devletten maaş çekenlere  “eşit maaş” uygulamasına geçecekmiş!

İşte yukarıda anlattığım fıkraya nazire Tatar Hükümetine cevabım: “Sakın ha! Sakın çizmeden yukarı çıkılmaya!”

***

BUGÜNE  kadar seçilip Devlet yönetmeyi “çocuk oyuncağı” zanneden  çok “iktidarlar” görüp tanıdık!

Kandırmaca yutturmaca üzerine, yaptıkları hiçbir “programı” uygulamadan  bir yılda tası tarağı toplayarak halkı ya erken seçime yada yeni bir iktidara  devreden “Hükümetlerin” arkalarında bıraktıkları enkazların altında çok kaldık!

Her gelenin Türkiye ile “Mali ve Ekonomik Protokoller” imzalamalarına, bu nedenle parasal katkılar sağlamalarına karşın; “popülist tutumları” nedeniyle Ankara’yı bile kandırarak nasıl  o protokolleri savsakladıklarına da çok tanık olduk!

HER ne kadar Tatar Hükümeti   (kerhen) de olsa  Türkiye’ye sırtını dayayarak “Anavatansız olamayız” seslendirmesiyle bağlılığının yüzü suyu hürmetine zevahiri az biraz kurtaracak para akışı sağladıysa da şimdi anlıyoruz ki işler yine nanay!

YANİ ne? Vermeyince mabut neylesin Mahmut!

Nitekim “sanki üçüncü dünya savaşını yaşıyormuşuz gibi herkeslerin maaşlarını  kesip kırpıp bizzat kendi “kötü yönetimlerinin” faturasını halka ödeten Hükümetin Maliye Bakanı Amcaoğlu ne diyor?

“Ne kadar para toplarsak onu paylaşacağız!” Yok yavu!

SEN yıllar yılıdır doğru dürüst vergi almasını bile beceremez, memleketi sadece “fakir fukaranın” canını daha çok yakan “Dolaylı  vergilerle” idare etmeye çalışırken; Şimdi kalkmış ancak “seferberlik günlerinde” uygulanacak metotlarla artık komünist yönetimlerde bile olmayan  “herkese eşit maaş ayarlamaları” yapmaya kalkıyorsun!

Sana bu yetkiyi kim verdi! Çizmen mi? Sakın ha! O çizmeden yukarı çıkma ceremesini mahkeme’i küprada bile ödeyemezsin Bay Tatar Hükümeti!

***

  MUSTAFA CAVİT

GEÇEN hafta Londra’dan Mağusa’ya bir haber ulaştıydı. “Mustafa Cavit öldü!”

Ki son günlerde ayni kuşaktan nice Mağusa’lı insanımız “arkalarında bıraktıkları hatıralarıyla”  peşi peşine  aramızdan ayrıldılardı..  Yaprak dökümü derler ya öyle bir şey! Çoğu zaman ayni yaşlarda insanlar..

Ki onlar bu memleketin “kurtuluşuna” katıldılardı. Savaştılardı..

MUSTAFA Cavit  Mücahit komutanlarındandı. 1963’lerde İngiltere’ye yerleşmek için Mağusa’dan ayrılırken “Kovan Beyi”ydi..”

Babası  “Cavit dayı”  Limanda “hamal başı” olan  zatı muhterem,  alabildiğine sosyal, Türk Gücü kulübüne en büyük parasal bağışları yapan ve yaptıran bir Mağusa’lıydı..

Mustafa Cavit’in kardeşi rahmetlik Hasan Cavit hem sınıf hem de en iyi arkadaşlarımdandı. O da çok erken yaşta öldü Londra’da.. (Yani ben, Hasan Cavit, Özay Hasan, Mustafa Salih, Eşber Serakıncı ve Asilkan İrfan ayrılmaz arkadaşlardık ki Kimilerimiz Türkiyelere kimilerimiz Londra’lara birlikte taşındıktı tahsil için!

MUSTAFA Cavit 1958’lerden sonra TMT’e silah tedariki için Türkiye’den teknelerle, yeni adı Balalan eski adı Bladanisyo olan Kuzey denizinde, kıyıya millerce açıkta demirleyen gemiden denize atılan sandıklardaki ambalajlı silahları arkadaşlarıyla  yüzerek kıyıya getirirlerdi. Üç arkadaştılar. Ali Eyup, Ekrem Atlı ve Mustafa Cavit.

Hem de  İngiliz   savaş gemilerinin bölgede fellik fellik  akşamdan sabaha, sabahtan akşama devriye yapmasına karşın.

Mustafa Cavit yüreği patlak bir TMT’liydi. Tutun ki “bir kahramandı” tanımlamasının mücahidiydi. Allah rahmet eylesin..