Köşe Yazarları

Sadece siyasi sorunla ilişkilendirdiğim Cumhurbaşkanı adaylarımız: (1)







Seçimlere günler kala Cumhurbaşkanı adayları son mesajlarını veriyorlar. Hemen her aday tabi ki “farkındalık” yaratmaya çalışırken   “Ben farklı bir Cumhurbaşkanı olacağım” mesajını veriyor. Buna karşın  yine de esasa yönelik  olarak “müzakereleri,”  dolayısıyla “siyasi sorunu” öne çıkarıyorlar. Çünkü bu sorundan   kaçmalarına imkân yoktur.  O kadar ki seçildikleri gün bile kendilerini  “yeni müzakereci” olarak tebrik edeceklerdir! Dolayısıyla   “farklı bir Cumhurbaşkanı olmaktan” söz edilirken her halde “farklı bir müzakereci oluştan” da söz edeceklerdir zaten ediyorlar…  Ve işte ben asıl bu “siyasi farklılığın”  farklılıklarını arıyorum. Eroğlu’ndan başlayalım:
EROĞLUNU BİLİYORUZ: Yeniden Cumhurbaşkanı adayı olurken, halkın karşısına müzakere masasından kalkarak çıkmıştır. Şubat 2014’den beridir kendi kadrosu ile sürdürüp götürdüğü  müzakerelerde ne kadar ilerleme sağlandığı bir yana, sürekli  kavga kıyametler kopartıldıydı. Sonunda Anastasiadis’in TC’nin kendi MEB’sinde sismik araştırmalar yapmasını  bahane ederek masadan kaçmasıyla,  müzakereler de  kopuvermişti!
Tabii diğer adayları gözlerken  Eroğlu’nun Masadaki stratejisini ve savundukları ile önerilerini  “baz” olarak almak durumundayız ki diğer adaylarla hem kıyaslamasını yapalım hem de seçilmeleri halinde o masada nasıl bir strateji ile savunma içinde olacaklarını anlayalım. Dolayısıyla önce soracağız: Neydi Eroğlu’nun Masada savunduğu? 
“İki bölgeli, iki toplumlu   siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisini içeren federal sistem. (Yahut konfederal sistem.)”  Bildiğimiz kadarı ile Rum tarafı Eroğlu’nu   “iki devlet,”  siyasi eşitlik, (dönüşümlü başkanlık) ve henüz gündeme gelmemişse de TC’nin garantörlüğünün devamı  ısrarları nedeniyle “uzlaşmaz”  olarak suçlamaktadır! Ki henüz “toprak konusuna”  gelinmemiştir.  Buna karşın Eroğlu’nun açıklamalarına göre Anastasiadis başta Maraş olmak üzere Kuzey’den bazı yerleşim bölgelerinin güven yaratıcı önlemler çerçevesinde sürekli iadelerini istiyordu…
Doğrusu şu ki  “federe devlette yargı, yasama, yürütme konularının”  nasıl ele alınıp nerelerde anlaşıp nerelerde tıkanmalar olduğunu çok da iyi bilmiyoruz! Bildiklerimiz de Rum medyasından öğrendiklerimiz kadardır…  Dolayısı ile Eroğlu dışındaki  üç adayımızı bu   “bildiklerimizle bilmediklerimiz”  yönünden yorumlamaya çalışacağız.
     *********       Adayların çözüme yönelik görüşleri: (Seçilmelerine yeter mi? yetmez!)  (2)      Doğruya doğru diyerek başlamak istiyorum.  Mesela sorsalar: Müzakerelerin öncesi ile bugününü en iyi bilen aday kimdir?  Tümden Kudret Özersay’dır demez miyiz?  Tabi şunu da biliriz:  Özersay’ın ta 2002 yılından yani Rahmetlik Denktaş’tan beridir Müzakereler içinde  yer alması başkadır, bu nedenle “Cumhurbaşkanı seçilmesi gerekir”  yargısı çok başkadır! Çünkü Cumhurbaşkanlığı sadece “müzakerecilik”  için oluşturulmuş bir makam değildir. Zaten bu nedenle adaylar “farkındalıkları”  zenginleştirmeye, “ben diğer adaya benzemem”  imajını yaratmaya çalışıyorlar.  Buna karşın Özersay’ın seçimlere an kala en etkili silahı hâlâ  bu “müzakerecilik deneyimi” olmaktadır. Zaten kendisi de özellikle bu konuyu öne çıkarmaktadır.           Seçilmesi için yeter mi? Yetmez diyelim!
SİBEL SİBER CEPHESİ.  Sosyolog  Kudret Akay Poli dergisinin   CTP’nin Sibel Siber’i Kıbrıs’ın Vasiliu’su gibi takdim etmesine yönelik  sorusuna şöyle bir açılım getirdiydi:  “CTP’nin bu soruya en başta cevap vermesi lazımdı. Kıbrıs sorununu çözecek bir aday mı çıkarıyor yoksa Cumhurbaşkanlığı için mi aday gösteriyor?…”
Sibel Siber seçim kampanyalarının başlarında  “kadın aday”  oluşu nedeniyle bir “ilki” gerçekleştirdiği  için güçlüydü. Ancak Akay’ın vurguladığı gibi propagandasını gitgide CTP ağırlıklı bir rotaya soktu.  Dolayısıyla Kıbrıs siyasal sorununa yönelik görüşünü de CTP ile özdeşleştiriyorum. Fakat unutmuyorum: O masada bir dönem Talat da vardı. Hem  Papadopulos  hem de Sol’dan  yandaşı olması gereken  AKEL’li Hristofyas adamı çatlattılardı! Siber “ben sorunu çözeceğim” diyor?  Ve daha çok Güven yaratıcı önlemler üzerinde ağırlaşacağını söylüyor.           “Seçilmesi için yeter mi?  Yetmez diyelim!
MUSTAFA AKINCI: Akıncı da öteki adaylar gibi 11 Şubat 2014 tarihli Türk-Rum liderlerinin ortak açıklamasında yer alan “iki kesimli iki toplumlu federal bir çözümü”  savunurken böylesi statüde her iki halkın da kazanacağı çok şey vardır diyor.  Nitekim son mesajında  şöyle diyor: “Kıbrıs’ta çözüm isteniyorsa bunun parametreleri de belliyse bu parametreler çerçevesinde ve uyum içinde çalışmak arzusundayım”
Bu yaklaşımı seçilmesi için yeter mi?  Yetmez diyelim!
VE EKLEYELİM. Adaylara sadece Kıbrıs siyasi sorununa yönelik politikalarını dikkate  alarak  baktık.. Ve fark etmişseniz sonunda hep şunu sorduk:  “Seçilmesi için yeterli mi?”  Ve cevap verdik:  “Yetmez!”
Bu  “yetmezlik”  masada görüşmeci olarak bulunan “Eroğlu”nu da   kapsamaktadır.  Bunu bizatihi adayların kendileri de bilirler.  Dolayısıyla   “Cumhurbaşkanlığı makam ve işlevine sadece farklılıklar   kazandıracağız” açıklamaları yapmakla kalmıyorlar,  Kıbrıs siyasi sorununu mesela  gündemde olduğu için kapsamına Maraş’ı da koyarak o farkındalıkların çeşnisini artırmaya çalışıyorlar.  Yine soralım ama: Maraş konusundaki yaklaşımları seçilmelerinde yeterli olur mu?  Yetmez tabi!
    **********
  Maraş siyaset arenasında: (Seçim aparatifi durumuna getirildi!) (3)

Adayların umurlarında  olmasa bile   müzakerelerde  iadesi olasılığından dolayı Maraş’ı da kaçınılmaz zorunlukta propagandalarının içine koydular. Oysa Maraş hem netameli hem de TC tarafından sahipli!
Buna karşın Eroğlu diyor ki Maraş konusu toprak konusu görüşülürken ele alınacaktır. Yani Müzakerelerin sonunda.
Kudret Özersay Kuzey Türk Yönetimi’nde açılması  taraftarıdır.
Sibel Siber seçilirse Maraş konusunu müzakere sürecinin takvimlendirilmesiyle ilişkilendirip yeni bir yaklaşım geliştirecektir…
Mustafa akıncı ise farklı bir  yaklaşımla Maraş’ı “ticaret erbabına”  açarken  her iki halkın ekonomilerine  katkısını ön görüyor..
Aslında müzakerelerin bir parçası haline getirilen Maraş konusunda konuşup öneride bulunmak kolaydır! Sonuçta kırk yıldır kapalı olan bir kenttir ve Kuzey Güney sınırında bir ara bölgeyi oluştururken turistik önemi nedeniyle her iki taraf için de iştah kabartmaktadır.
Buna karşın adayların Maraş’ı şu veya bu çözüm şekli ile propagandalarına almaları tabi ki  oylarına olumlu yönden etki edecek kadar önemli değildir! Hatta Sol nitelikli adaylara Sağdan  kayabilecek  “sempati oylarının”  önünü  bile tıkayabilir!         Kısaca “siyasi sorun kapsamına alınan  Maraş da adayların seçilmelerine yetmez!
SON SÖZ.    Pekala “adayların seçilme şansları hangi konularda hangi unsurlarda etken ve etmenlerde aranacaktır? Ben hep yazıyorum. “Bugüne kadar hiçbir seçim sonucunu doğru tahmin edemedim çünkü tahmin argümanlarım her zaman  “politika dışı”  oldu!  Oysa biliyoruz: Seçim sathı mailine girildiğinde ne dolaplar döndürülür, ne kombinalar çevrilir nice kumpaslar girer oyların canları ile kanlarına!  Bunları bilmeyenler seçim sonuçlarını da tahmin edemezler!














Başa dön tuşu