Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sabahları telli telli bir şarkı, Akşamları Lili Marlen türküsü…

Eski Lefkoşa günlerinde bir pazar günü…


Mevsim kış ise,
Yaman gelirdi.
Bulutlar dolu ve sanki şehere çökecekmiş gibi.
Şimşekler gürleyerek.
Sabah soğuğu zehir zemberek.
Yağmur birkaç gün aralıksız yağmakta…

Böyle zamanlarda Çocuk Bahçesi sulara gömülü.
Her taraf ıssız.
Salıncaklar ve tahta kanepeler ıslak.
Hisarlar yalnız.
Sadece yer ve gök var…

Telli telli telli şu telli turna
Ne kalmış buralı göklerden başka

Sokağa çıkılmazdı böyle bir pazar günü.
Aşıklar Tepesi bomboş.
Boğaz yolu sakin.
Ayrancı müşterisini boşuna beklemekte.
Talvarda kuruyan asması sabırlı.
İskemleleri devrilmiş.
Bir tek kahvehaneler kalabalık.
Camlar buğulu, içerisi duman altı.
Çaylar baharatlı, kahveler genellikle sade…

Evlerde bir telaş.
Yağan yağmur hangi odada nereden akıtacak?
Akıtan yerlere bir leğen veya bir lenger konmakta.
Şıp şıp…
Yağmurun sesi gürültülü bir senfoni gibi.
Etrafta ne serçe ne güvercin…

Telli telli telli şu telli turna
Sanma ki yaralı uçmaz bir daha

Arasta yapayalnız.
Sarayönü’nde birkaç bisikletli telaşlı.
Başlarına geçirdikleri bir naylon parçası ile korunmakta ama paçaları ve sırtları ıpıslak.
Dizleri titrek.
Birkaç araba dikkatli ilerlemekte, egzozları duman duman.
Böyle havalarda polis karakolda.
Devriye yok, nöbet, yağmur ve soğukla birlikte tutulmakta.
Mücahitler de öyle; gözleri karamsar bakmakta.
Hendeklerde, dağlarda, mevzilerde…

Nöbette geceleyin ses geliyor dağlardan
Artık bir dönüşün yok düştüğün o yollardan

Kışla çamur altında.
Askerler kantine çekilmiş tütün tüttürmekte.
Kimisi çamurlu botlarını temizlemekte, kimisi okul kitaplarını karıştırmakta…

Toprak fırınlarda işler kesat.
Patates kebabı için birkaç tepsi getiren ya var ya yok.
Lakin, birkaç meyhanede gadimiciler mevcut…

Ne radyo sesleri var sokaklarda, ne çocuk sesleri.
Sinema gişeleri boş.
Lefkoşa, büsbütün yağmura teslim, bir Lili Marlen şarkısı gibi hüzünlenir sokaklar…

Böyle bir Pazar günü Lefkoşa’da,
Ve eğer mevsim kışsa,
İki sevgili gibi birbirine sokulur ahşap kapılar.
Sokak çeşmeleri yalnız, yatırlar yalnız.
Ne Aynalı çıkıp dolanır şeherin yollarında, ne Karanfilli…

Atilla İlhan’ın İstanbul Ağrısı adlı şiiri gibi debelenir durur şeher.
Satır satır.
Sur diplerinde “puşt zulası,”
Karanlık köşelerde ibneler…

İslimde kaynayan mercimek çorbası akşama hazırlanır.
Soğuk bir pazar gecesinin üstesinden ya mercimek çorbası ya da salepçiden alınan salep gelir.
Zaten televizyonlar parazitli.
Geriye gecenin hüznü kalır…

Ve ahşap radyolarda şarkılar yağmurun sesi gibi.
Sabahları telli telli bir şarkı,
Akşamları Lili Marlen türküsü…